Uluslararası ceza adaleti, insanlığın en ağır suçlarının cezasız kalmaması idealinin ürünüdür. Bu idealin kalıcı bir kurum haline gelmesi ise uzun ve zorlu bir sürecin sonucudur. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM / ICC), savaş suçları, soykırım, insanlığa karşı suçlar ve saldırı suçu gibi uluslararası toplumun en ciddi suçlarını yargılamak üzere kurulan ilk kalıcı uluslararası ceza mahkemesidir.
Tarihsel Arka Plan: Ad Hoc Mahkemelerden Kalıcı Mahkemeye
Savaş ve insanlığa karşı suçların yargılanmasına ilişkin ilk sistematik girişimler, İkinci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkmıştır. 1945-1946 yıllarında Almanya’da kurulan Nürnberg Uluslararası Askeri Mahkemesi ve 1946-1948 yıllarında Japonya’da faaliyet gösteren Tokyo Uluslararası Askeri Mahkemesi, bu alanda öncü örnekler oluşturmuştur. Bu mahkemeler, “üstün emir” savunmasını reddetmiş ve bireysel cezai sorumluluk ilkesini uluslararası düzeyde ilk kez güçlü biçimde uygulamıştır. Ancak her iki mahkeme de savaşın galip devletleri tarafından kurulduğu için “galip adaleti” eleştirilerine konu olmuş, bağımsızlıkları tartışılmıştır.
Soğuk Savaş döneminde kalıcı bir uluslararası ceza mahkemesi kurma çabaları siyasi engellere takılmıştır. 1990’lı yıllarda yaşanan kitlesel vahşetler ise süreci hızlandırmıştır.
Eski Yugoslavya, Srebrenitsa ve ICTY’nin Etkisi
Eski Yugoslavya’nın dağılması sırasında işlenen sistematik suçlar, uluslararası kamuoyunda güçlü bir tepki yaratmıştır. Özellikle Srebrenitsa Katliamı (13-18 Temmuz 1995), dönüm noktası olmuştur. Birleşmiş Milletler tarafından “güvenli bölge” ilan edilen Srebrenitsa’da, Sırp güçleri tarafından 8 binden fazla Boşnak erkek ve erkek çocuk öldürülmüştür. Bu olay, Avrupa’da İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra işlenen en büyük kitlesel katliam olarak kabul edilir.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, 25 Mayıs 1993 tarihli 827 sayılı kararla Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni (ICTY) kurmuştur. ICTY, soykırım, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlardan yargılamalar yapmış; Slobodan Milošević, Radovan Karadžić ve Ratko Mladić gibi üst düzey sorumluları yargılamıştır. Srebrenitsa olayları, ICTY’nin soykırım yargılamalarında önemli içtihatlar üretmesine yol açmıştır. Aynı dönemde Ruanda soykırımı nedeniyle kurulan Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICTR) de benzer bir işlev görmüştür.
Bu ad hoc mahkemeler, geçici ve bölgeye özgü olmaları nedeniyle yetersiz kalmış; uluslararası toplumda kalıcı bir ceza mahkemesi ihtiyacını güçlendirmiştir.
Roma Statüsü ve UCM’nin Kuruluşu
1990’lı yılların ikinci yarısında Birleşmiş Milletler bünyesinde yoğun müzakereler yürütülmüştür. 15 Haziran – 17 Temmuz 1998 tarihleri arasında Roma’da toplanan Diplomatik Konferans sonucunda, Roma Statüsü 17 Temmuz 1998’de kabul edilmiştir. 120 ülke lehte oy kullanmış, 7 ülke aleyhte oy vermiş, 21 ülke çekimser kalmıştır.
Roma Statüsü’nün yürürlüğe girmesi için gerekli olan 60 onay sayısına 2002 yılında ulaşılmış ve Uluslararası Ceza Mahkemesi 1 Temmuz 2002 tarihinde resmen faaliyete geçmiştir. Mahkeme merkezi Lahey’dedir. Günümüzde Roma Statüsü’ne taraf olan ülke sayısı 125 civarındadır.
UCM’nin Yetki Alanı
UCM, dört temel suçu yargılamakla yetkilidir:
- Soykırım
- İnsanlığa karşı suçlar
- Savaş suçları
- Saldırı suçu (agresyon)
Mahkeme, 1 Temmuz 2002’den sonra işlenen suçlar üzerinde yetkilidir. Yetki, genellikle şu durumlarda doğar:
- Suçun Roma Statüsü’ne taraf bir devletin topraklarında işlenmesi,
- Failin taraf devlet vatandaşı olması,
- Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin durumu mahkemeye sevk etmesi,
- Taraf olmayan bir devletin kendi toprakları veya vatandaşları için yetkiyi kabul etmesi.
Kişi Sorumluluğu İlkesi
UCM yalnızca gerçek kişileri yargılayabilir; devletleri yargılamaz. Bu, uluslararası ceza hukukunun temel ilkelerinden biridir. Devlet başkanları, hükümet üyeleri, askeri komutanlar ve diğer bireyler, konumları ne olursa olsun bireysel cezai sorumluluk taşır. Roma Statüsü’nün 27. maddesi, resmi sıfatın (devlet başkanlığı dokunulmazlığı dahil) yargı bağışıklığı sağlamayacağını açıkça düzenler.
Tamamlayıcılık (Complementarity) İlkesi
UCM’nin en önemli özelliklerinden biri tamamlayıcılık ilkesidir. Mahkeme, ulusal yargı sistemlerinin yerine geçmez; onların tamamlayıcısıdır. Öncelik ulusal mahkemelerdedir. UCM ancak ilgili devlet gerçek anlamda soruşturma veya kovuşturma yapmaya isteksiz veya aciz olduğunda devreye girer. Bu ilke, egemenlik endişelerini dengelemek ve ulusal adalet sistemlerini teşvik etmek amacıyla tasarlanmıştır.
UCM Kararlarının Bağlayıcılığı
Roma Statüsü’ne taraf olan devletler, mahkemenin kararlarına uymak, tutuklama taleplerini yerine getirmek, delil sağlamak ve infaz süreçlerinde iş birliği yapmakla yükümlüdür. Taraf olmayan devletler açısından ise UCM kararları doğrudan bağlayıcı değildir. Ancak Güvenlik Konseyi’nin sevk kararı, taraf olmayan ülkeler bakımından da yetki doğurabilir.
ABD, Çin, Rusya, Hindistan ve Türkiye gibi önemli güçler Roma Statüsü’ne taraf değildir. Bu durum, mahkemenin evrensellik iddiasını sınırlayan en önemli unsurlar arasındadır.
Sonuç
Uluslararası Ceza Mahkemesi, Nürnberg’den ICTY’ye uzanan bir sürecin ürünüdür. Bireysel cezai sorumluluk ilkesini kalıcı bir kuruma dönüştürmüş, devlet başkanlarının dahi hesap verebilir olduğu gerçeğini uluslararası düzeye taşımıştır. Ancak siyasi engeller, taraf olmayan büyük güçler ve kaynak kısıtları nedeniyle etkinliği tartışılmaya devam etmektedir.
Yine de UCM, en ağır uluslararası suçların cezasız kalmaması gerektiği yönündeki küresel normu güçlendiren en önemli kurumsal adımdır. Adalet arayışı tamamlanmış değildir; ancak UCM, bu arayışın kalıcı bir mekanizması olarak varlık göstermektedir.
Yorumlar (0)
Yorum yapmak için giriş yapmanız gerekiyor.
veya Giriş yapın