Anahtar kelimeler: gizli soruşturmacı
İSTANBUL
ASLİYE 2.TİCARET MAHKEMESİ
DOSYA NO : 2025/294
KARAR NO : 2026/565
DAVA : TİCARİ ŞİRKET (Genel Kurul Kararının İptali İstemli)
DAVA TARİHİ : 24.04.2025
KARAR TARİHİ : 06.07.2026
Yukarıda açık kimliği yazılı taraflar arasında görülen YÖNETİM KURULU KARARININ İPTALİ davasının mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda:
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA;
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı müvekkilleri ... ve ...'un yönetim kurulu üyesi olduğunu, ... A.Ş. ile ilgili olarak 25.03.2025 tarihinde alınan TTK m. 363 uyarınca İstifa ve Atama konulu ... sayılı Yönetim Kurulu Kararının yokluğunun, mümkün olmadığı takdirde butlanının tespiti ile iptalini talep ettiklerini, söz konusu kararın Şirket Esas Sözleşmesi'ne ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'na açıkça aykırı olduğunu, toplantı esnasında müvekkillerin sorularının cevaplanmadığını, bilgi alma ve inceleme taleplerinin göz ardı edildiğini, tüm bu hususlar toplantı tutanağına yazılmamış olduğundan müvekkiller tarafından bu kararlara muhalefet edilerek muhalefet şerhleri düşüldüğünü, kararın TTK madde 393'te düzenlenen "Müzakereye katılma yasağı" başlıklı hükme açıkça aykırı olarak alınmış olduğundan yokluğunun tespiti gerektiğini, TTK. 363 kapsamında yeni yönetim kurulu üyesi olarak atanan ...'nün, açık kaynaklara göre; Yönetim kurulu başkanı ... ve yönetim kurulu üyesi ... aile şirketleri olan...A.Ş. ve diğer şirketler) bünyesinde ... A.Ş. yönetim kurulu üyesi olduğunu, yani yönetim kurulu üyeleri ... ve ...'nun kendi aile şirketlerinde çalışan bir kişiyi usul ve yasaya aykırı olarak şirkete yönetim kurulu üyesi olarak atamaya çalıştığının anlaşıldığını, fakat bu kişinin kim olduğu hakkında toplantıda herhangi bir açıklama yapılmadığını, ... şirketine ne gibi bir fayda sağlayacağı, imza yetkilisi olarak şirketi temsil etmesi ile ilgili hususlar hakkında bilgi verilmediğini, bu kişinin özgeçmişinin dahi sunulmadığını, ayrıca kendisine sınırsız imza yetkisi verildiğini, şirket için çok önemli hususlarda karar ve sınırsız bir imza yetkisi olacak bu kişinin müvekkilleri tarafından tanınmaması, bu konuda müvekkillerine bilgi dahi verilmemesinin kabul edilebilir bir durum olmadığını, nitekim ... ve ...'nun oylamaya katılmasının TTK m.393 kapsamında mümkün olmadığını, zira bu durumun dürüstlük kuralına açıkça aykırı olduğunu, TTK m.393/3 kapsamında şirket menfaatine açıkça aykırı davranan bu kişiler hakkında tazminat davası açma haklarını saklı tuttuklarını, zira söz konusu yönetim kurulu üyeleri oy kullanmasaydı söz konusu kararın alınamayacağının açıkça ortada olduğunu, kendi aile şirketi çalışanlarını şirkete sınırsız yetkili yönetim kurulu üyesi olarak atayan ... ve ...'nun, bu kişiye yapılacak ödemelerle ilgili de bir bilgi vermediklerini, amaçlarının 6 kişilik yönetim kurulunda çoğunluğu ele geçirmek olduğunu, bu noktada, ... hakkında alınan yönetim kurulu kararında şirket menfaati ile yönetim kurulu üyelerinin menfaatlerinin çeliştiğini, yokluk taleplerinin mahkemece uygun görülmemesi durumunda ise Şirket Esas Sözleşmesi'ne ve dürüstlük kuralına aykırı ilgili kararın TTK 391 kapsamında butlanla geçersiz olduğunun tespitini talep etiklerini, zira alınan yönetim kurulu kararının kanuna, esas sözleşmeye ve dürüstlük kurallarına aykırılık teşkil ettiğini, bu kararın müvekkillerine detaylıca bilgi verilmeden alınmış olması nedeniyle açıkça kötü niyetli olduğunu, bu kapsamda ...'nün yönetim kurulu üyesi olmasının durdurulmasına şayet bu husus mümkün değilse her türlü oy kullanma ve A Grubu sınırsız imza yetkisi haklarının durdurulmasına ilişkin ihtiyati tedbir talebi verilmesini talep etiklerini belirterek yargılama sonunda da haklı davalarının kabulü ile şirketin 25.03.2025 tarihinde alınan "TTK m. 363 uyarınca İstifa ve Atama" konulu ... sayılı Yönetim Kurulu Kararının yokluğunun tespiti ile iptaline, yokluk taleplerinin kabul görmemesi durumunda ise ilgili kararın butlanla batıl olduğunun tespiti ile iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; ...'nün yönetim kurulu üyesi olarak atanması işlemlerinin ve buna ilişkin alınan yönetim kurulu kararının esas sözleşmeye (Madde 8) ve kanuna (TTK.nun 390.maddesi) uygun olduğunu, TTK'nın 393 üncü maddesinin, yönetim kurulu üyesinin kendisinin şirket dışı kişisel menfaatiyle şirketin menfaatinin çatıştığı konularda müzakerelere katılmayacağını düzenlediğini, istifa ve atama konulu yönetim kurulu kararının alınmasında şirket ile müzakereye katılan yönetim kurulu üyesinin çatışan herhangi bir şirket dışı menfaati bulunmadığını, olsa olsa pay sahipleri arasındaki bir menfaat çatışmasından söz edilebileceğini, onun da TTK'nın 393 üncü maddesindeki müzakereye katılma yasağı kapsamında olmadığını, öte yandan yönetim kurulu üyelerinden Sayın ... ve Sayın ...'nun kooptasyona ilişkin müzakerelerde oy kullanmasının şirketin hangi menfaati ile çatıştığının izaha muhtaç olduğunu, şirket yönetim kurulu üyelerine herhangi bir şekilde huzur hakkı, ücret veya başka bir ad altında mali menfaat sağlanmadığını, yönetim kurulu üyesinin bilgi alma hakkının ihlal edilmediğini, davacıların yönetim kurulu toplantısı öncesinde konuya ilişkin bilgi alma talebi olmadığını (TTK'nın 392/3.), yönetim kurulu başkanının da toplantı öncesinde bu neviden bir bilgi verme ödevi bulunmadığını, yönetim kurulu toplantısında ...'nün davacılara tanıtıldığını, yönetim kurulu üyelerinin bilgi alma haklarının yerine getirildiğini, hal böyleyken ve TTK uyarınca, yönetim kurulu üyeliğine önerilen kişilerin öz geçmişlerinin getirilmesi gibi bir zorunluluk bulunmazken, "Bu kişinin öz geçmişi dahi sunulmamış'' ifadesini kullanmanın kötü niyet göstergesi olduğunu, mevzuatımızın hiçbir hükmünde Yönetim Kurulu adaylarının CV'lerinin önceden pay sahiplerine yazılı olarak iletilmesi gibi bir prosedür öngörülmediğini, davacıların, gerek dava konusu karara yazdıkları muhalefet şerhinde gerekse dava dilekçelerinde ... hakkında kendilerine bilgi verilmediğini ileri sürmüşler ise de dava dilekçelerinde ...'nün ....A.Ş. ve diğer grup şirketlerinde yönetim kurulu üyeliği yaptığını bildiklerini ikrar ettiklerini belirterek haksız ve kötü niyetli olarak ikame edilen bu davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE HUKUKİ NİTELENDİRME:
Dava; 25.03.2025 tarihinde alınan İstifa ve Atama konulu ... sayılı Yönetim Kurulu Kararının yokluğunun, mümkün olmadığı takdirde butlanının tespiti ile iptali istemine ilişkindir.
Taraflar arasında söz konusu kararın sahteliği iddia edilmemektedir. Bu anlamda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır
Çözümlenmesi gereken sorun, söz konusu kararın hukuka uygun olup olmadığı, yokluk veya butlan ile malül olup olmadığı, TTK.nun 393.maddesi kapsamında müzakereye katılma yasağının ihlal edilip edilmediği, TTK'nın 392/3.maddesi gereğince bilgi alma ve inceleme hakkının ihlal edilip edilmediği, yine sözleşme hükümlerinin ihlal edilip edilmediği, söz konusu düzenlemelerin bu davada uygulanabilirliği hususlarında toplanmaktadır.
Tarafların iddia ve savunmaları, dosyaya sundukları deliller, icra dosyası ile tüm dosya kapsamı ile beraber alınan bilirkişi raporları ve yapılan yargılama sonunda;
Uyuşmazlığa konu 25.03.2025 tarihli İstifa ve Atama konulu ... sayılı yönetim kurulu kararı ile şirket Yönetim Kurulu üyeliğinden istifa etmiş olan ...'ün yerine, şirket ortağı olmayan ...”nün ilk genel kurulun onayına sunulmak üzere, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 363. Maddesi uyarınca Yönetim Kurulu üyesi olarak atanmasına, A grubu imza yetkilisi ... 'ün Şirketten ayrılmış olması sebebiyle verilen tüm imza yetkilerinin iptaline, ...'nün, ... numaralı Yönetim Kurulu Kararında belirtilen yetkileri kullanmasına ve A Grubu sınırsız imza yetkilisi olarak atanmasına karar verilmiştir.
Mahkememizce alınan 10.03.2026 tarihli bilirkişi raporunda özetle;
Yönetim kumlu toplantısı sırasında atanmak istenen üye hakkında bilgi talep eden davacılara bilgi verilmediğinden, bilgi alma ve inceleme hakkının ihlal edilip edilmediği hususunun söz geçen yönetim kumlu kararının geçerliliğine bir etki etmeyeceği, ancak zarar varsa tazminat talebine komı edilebileceği, şirket dışı kişisel menfaatin bulunmayışı ve yönetim kurulu üyesinin atanması konusunun doğrudan şirketi ilgilendirmesi sebebiyle müzakereye katılma yasağımn ihlal edilmediği, 25.03.2025 tarihinde alınan İstifa ve Atama konulu ... sayılı Yönetim Kurulu Karanının hukuka uygun olduğu, 3 numaralı başlıkta ayrıntılı değerlendirildiği üzere yokluk veya butlan ile malul bulunmadığı, dava konusu yönetim kurulu karannın iptalinin istenebilmesinin mümkün kılınmadığı, ancak koşulları var ise yokluklarının TTK. m. 390 veya TTK. m. 391 ile düzenlenen butlan yaptırımının uygulanmasının gündeme gelebileceği, ancak somut dava yönünde bu hükümlerin uygulanması şartlarının oluşmadığı yönünde görüş bildirilmiştir.
Davalı vekilince 11.07.2025 tarihli dilekçe ile dosyaya sunulan ...ve Sayın ... tarafından hazırlanan hukuki mütalaada; (1) İstifa Eden Yönetim Kurulu Üyesinin Yerine Yenisinin -izleyen Genel Kurulda Onaya Sunulmak Üzere- Seçimi, Kanun Gereği Yönetim Kuruluna Verilmiştir. Yönetim Kurulu Bu Konudaki Kararını, Tıpkı Diğer Kararları Gibi Kurul Hâlinde Alır. Bu Bakımdan Yönetim Kurulu Üyelerinin Bir Kısmının Halef Üye Hakkında Hiçbir Bilgi Ve Fikir Sahibi Olmaması Hâlinde Dahi Yönetim Kurulu, Kanun'da Öngörülen Nisaplara Uygun Olarak Bu Kararı Alabilir. Gerekli Nisaplar Sağlandıktan Ve Halef Üye Yönetim Kurulu Üyesi Seçilebilme Yetkinliğini Haiz Olduktan Sonra Bu Kararın Alınması Hukuka Uygundur Ve Bir Kısım Yönetim Kurulu Üyelerinin Halef Üyenin Seçimine Muhalif Kalması, Seçimin Geçersizliğini Gerektirmez. Yönetim kurulunun seçimi, kural olarak TTK m. 408/2-b hükmü uyarınca genel kurulun devredilmez görev ve yetkileri arasındadır. Bununla birlikte, ilk yönetim kurulu üyelerinin esas sözleşme ile atanması (TTK m. 339/2-g), kamu tüzel kişilerine verilecek hak (TTK m. 334), (tartışmalı olmakla birlikte) bir kısım pay sahiplerine/gruplarına tanınan aday önerme hakkında imtiyaz (TTK m. 360) kapsamında genel kurulun bu yetkisinin dışına çıkılması mümkündür. Yönetim kurulunun, genel kurul tarafından seçilmesinin istisnası niteliğindeki bir hâl de TTK m. 363/1 hükmünde düzenlenmiş olup anılan hükmün kaleme alınış biçimi şu şekildedir: ".. herhangi bir sebeple bir üyelik boşalırsa, yönetim kurulu, kanuni şartları haiz birini, geçici olarak yönetim kurulu üyeliğine seçip ilk genel kurulun onayına sunar. Bu yolla seçilen üye, onaya sunulduğu genel kurul toplantısına kadar görev yapar ve onaylanması hâlinde selefinin süresini tamamlar.". Görüleceği üzere bu durumda ölüm, istifa ve sair nedenlerle yönetim kurulu üyeliğinin boşalması durumunda şirket işleyişinin akamete uğramaması adına yönetim kurulu, kurul hâlinde alacağı bir karar ile muvakkat suretle bir yönetim kurulu üyesi seçerek atamasını yapar ve "Kooptasyon Usulü" olarak isimlendirilen bu şekilde seçilen üye, izleyen genel kurulun onayına sunuluncaya kadar yönetim kurulu üyesi sıfatıyla görevini sürdürür; genel kurulda onaylanması hâlinde selefinin süresini tamamlar, onaylanmaması hâlinde ise görevi sona erer ve genel kurul zaten Kanun ile kendisine verilen yetki çerçevesinde yeni bir yönetim kurulu üyesi seçer. Somut uyuşmazlıkta yönetim kurulunun bu kararı, TTK m. 390 hükmünde öngörülen nisaplara uygun aldığı görülmektedir. Zira ... Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün... tarihli yazısından da anlaşılacağı üzere... AŞ yönetim kurulu, altı üyeden oluşmaktadır. Bu bakımdan davalı şirket yönetim kurulunun toplantı nisabı, TTK m. 390/1 hükmü uyarınca dört üyedir; daha açık söylemek gerekirse...AŞ yönetim kurulu dört üyenin bulunmasıyla (olumlu/olumsuz) karar alabilme yeteneğine sahiptir. Dava konusu kararlardan ... sayılı kararda (bir üyenin istifa ettiğini de burada yeniden anımsatalım) beş yönetim kurulu üyesinin imzası mevcuttur. Belirtelim ki toplantı nisabı bakımından karar hakkında kullanılan oyun yönünün bir önemi bulunmamaktadır; önemli olan ilgili toplantıya kaç üyenin iştirak ettiğidir; altı üyeden oluşan yönetim kurulunun karar alabilmesi için asgari dört üyenin bulunması gerektiği ise TTK m. 390/1 hükmünün gereğidir. Beş üyeyle toplanan yönetim kurulunun karar nisabı ise, yine TTK m. 390/1 hükmünün açık düzenlemesi gereğince üçtür. Dava konusu ... no'lu yönetim kurulu kararının ise toplantıya katılan beş üyeden üçünün olumlu oyuyla alındığı görülmektedir. Hülasa dava konusu ... no'lu yönetim kurulu kararı, TTK m. 390 hükmünde düzenlenen toplantı ve karar nisaplarına uygun olarak alınmıştır. Karara muhalif kalan davacı üyelerin gerekçesinin ise, seçilen halef üye hakkında bilgi sahibi olmamaları olarak belirtildiği görülmektedir. Her şeyden evvel belirtelim ki bu şekilde bir gerekçe, dava konusu yönetim kurulu kararının geçersizliği için bir sebep olamaz. Zira her şeyden evvel bilgi alma hakkının varlık nedeni, bunu kabule mânidir. Bilgi alma hakkı, yönetim kurulu üyesinin yönetim kurulu toplantılarında görüşülecek gündem maddesi hakkında oyunun yönünü belirlemeye yetecek seviyede bilgi sahibi olmasına hizmet etmektedir; bu hak vasıtasıyla yönetim kurulu üyesi, ilgili gündem maddesi hakkında sağlıklı biçimde oyunu kullanabilecek ve takiben kararın yönünün kaderini tayin etme konusunda rol oynayabilecektir. Bu çerçevede somut uyuşmazlığa konu ... sayılı yönetim kurulu kararına dönüldüğünde görüleceği üzere, davacılar zaten bu karara (kendilerine haklı/haksız tartışmasına girmeye lüzum bulunmaksızın) muhalif kaldıklarını beyan etmiştir. Dolayısıyla TTK m. 363 kapsamında seçilen halef üyenin Kanun'da sayılan şartları haiz olduğunun kabulü hâlinde -ki bu noktada bir iddia davacı yanlarca ileri sürülmüş değildir; aksine halef üyenin dava dışı şirkette yönetim kurulu olduğu iddia edilmektedir; bu itibarla anılan üyenin Kanun'da yönetim kurulu üyesi olmak için aranan şartları haiz olduğu tarafımızca kabul edilmektedir- kararın, TTK m. 390/1 hükmünde öngörülen toplantı ve karar nisaplarına uygun alındığı da dikkate alındığında dava konusu kararın hukuka uygun olduğu görülmektedir. Tekraren ifade olunmalıdır ki davacılara halef üye hakkında bilgi verilmediği iddiası doğru olsa dahi bu durum, kararın geçerliliğini etkilememektedir; halef üyeyi bu göreve layık gören... AŞ'nin davacılar ve istifa eden üye haricindeki üyelerinin olumlu oyu, halef üyenin TTK m. 363 hükmü bağlamında yönetim kurulu üyesi olarak seçilebilmesi için yeterlidir. (2) Davacı Yönetim Kurulu Üyeleri Haricindeki Üyeler, Dava Konusu Kararlar Açısından Müzakerelere Katılma Yasağına Girmemektedir. Kaldı ki Bu Yasak İhlal Edilmiş Olsaydı Dahi Bu Durum, Alınan Kararların Geçerliliğini Etkilememektedir. (a) Davacı yanların dava konusu ..., ... ve ... no'lu kararları açısından ortak iddiası, bu kararlar bakımından dava dışı ... ve ...'nun müzakerelere katılma yasağına tabi olduğudur. Sonucu önceden belirtme pahasına belirtilmelidir ki anılan üyeler, dava konusu kararların hiçbirisi bakımından müzakerelere katılma yasağına tabi değildir. Müzakerelere katılma yasağı, TTK m. 393 hükmünde düzenlenmiştir. Bu hükümdeki -somut uyuşmazlık bağlamında rol oynayan- düzenleme şu şekildedir: "Yönetim kurulu üyesi, kendisinin şirket dışı kişisel menfaatiyle (...) şirket menfaatinin çatıştığı konulara ilişkin müzakerelere katılamaz. Bu yasak, yönetim kurulu üyesinin müzakereye katılmamasının dürüstlük kuralının gereği olan durumlarda da uygulanır. Tereddüt uyandıran hâllerde, kararı yönetim kurulu verir. Bu oylamaya da ilgili üye katılamaz. (...) Bu hükümlere aykırı hareket eden yönetim kurulu üyesi ve menfaat çatışması nesnel olarak varken ve biliniyorken ilgili üyenin toplantıya katılmasına itiraz etmeyen üyeler ve söz konusu üyenin toplantıya katılması yönünde karar alan yönetim kurulu üyeleri bu sebeple şirketin uğradığı zararı tazminle yükümlüdürler. (...)”. Şu hâlde şirket menfaati kavramından ne anlaşılması gerektiği ortaya konulmalıdır ki sağlıklı bir değerlendirme yapılabilsin. Türk hukukunda bu kavramın tanımı mevzuatta yapılmadığı gibi esasen bu kavram hakkındaki çalışmaların da son derece yeni olduğu görülmektedir”. Bu bakımdan şirket menfaati kavramının anlamlandırılması bu kavramın, kanaatimizce TTK m. 393 hükmünde yönetim kurulu üyeleri bakımından aranan “şirket dışı kişisel menfaat” kavramıyla birlikte ele alınmasını gerektirmektedir. Ekleyelim ki benzer bir yasağı pay sahipleri bakımından ele alan TTK m 436 hükmünde de “kişisel nitelikte bir iş” kriterine yer verildiği görülmektedir; bu bakımdan anılan hükme yönelik değerlendirmeler, pekâlâ TTK m. 393 bağlamında yapılacak değerlendirmeler yönünden de dikkate alınabilir. Bu kapsamda her şeyden evvel dava dışı pay sahipleri arasında gerçekleşen pay devrinin onaylanması kararı, böyle bir karara bağlam hükmünün geçersizliği dolayısıyla kesinlikle gerek olmadığını payları devreden ve devralan konumundaki yönetim kurulu üyelerinin “şirket dışı” kişisel menfaati kapsamında değerlendirilemez; tam tersine bu menfaat, ilgili üyenin/pay sahibinin “şirket içi” menfaatidir; yasak ise üyenin şirket içi menfaatine sâri değildir. Daha açık bir deyişle yönetim kurulu üyesinin yakınlarının şirkette işe girmesi, işten çıkartılması, yönetim kurulu üyesinin şirketteki pozisyonunun yükseltilmesi konusunda müzakerelere katılması gibi hususlar, şirket dışı kişisel menfaat olarak nitelendirilemez. Hükmün gerekçesine bakıldığında da şu ibareler karşımıza çıkmaktadır: "...Kişisel sözcüğü ile bizzat üyeye veya yakınına yönelik, onları konu alan veya onlarla ilgili bulunan bir menfaat kastedilmiştir, yoksa bir topluluğa ait olup da kişinin de yararlanabileceği bir kazanç, bir avantaj, bir zararın önlenmesi vb. haller kişisel sayılmaz. Menfaatin şirket dışı olması gerekir; yoksa, bir üye kendisinin, eşinin alt veya üst soyundan birinin bir şirket görevine seçimi, atanması, görevden alınması, yolluk belirlenmesi vs. Gibi şirketi ilgilendiren bir işte müzakerelere katılabilir...”. Dava konusu edilen kararlara bakıldığında ise durumun şu şekilde olduğu görülmektedir: Dava konusu ... no'lu kararda, istifa eden yönetim kurulu üyesi yerine yönetim kurulu, TTK m. 390 hükmündeki nisaplara uygun olarak aldığı karar ile TTK m. 363 hükmünde verilen hakkı kullanarak bir halef seçmiştir. Bir şirkete yönetim kurulu üyesinin seçilmesinin “şirket dışı” menfaat olarak yorumlanabilmesi ise, takdir olunacağı üzere abestir. Aksi kabulde -pay sahibinin oydan yoksunluğu bakımından söyleyecek olursak- çoğunluk paylara sahip bir kimsenin kendisini oydan yoksunluk gerekçesiyle yönetim kurulu üyesi olarak seçmesi de söz konusu olmayacaktır. Bu bakımdan yönetim kurulunun, Kanun'a uygun alacağı bir karar ile TTK m. 363 kapsamında kanuni şartları haiz dilediği bir kişiyi yönetim kurulu üyeliğine ataması mümkündür. (b) Bir an için dava dışı yönetim kurulu üyelerinin müzakerelere katılma yasağına aykırı olarak dava konusu kararların müzakeresine katıldıkları kabul edilse dahi bu durum, dava konusu kararların geçersizliğini gerektirmemektedir. Müzakerelere katılma yasağına aykırılığın yaptırımı, bu yasağı düzenleyen TTK m. 393 hükmünün 2. fıkrasında yer almış olup ilgili fikra gereğince; “..yönetim kurulu üyeleri bu sebeple şirketin uğradığı zararı tazminle yükümlüdürler.”. Şu hâlde alınan karar velev ki müzakere katılma yasağına aykırı olarak alınmış olsa dahi -ki bu ihtimal, dava konusu kararlardan sadece 2025/2 no'lu karar (şirket merkezinin aynı il; hatta ilçe sınırları içerisinde farklı bir adrese taşınmasına ilişkin karar) bakımından mevcuttur bu durum, dava konusu kararların geçersizliğini değil; ancak bu yasağa aykırılığa rağmen kararı alan yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunu gerektirir. Sorumluluğun sonucu olan tazminatın gündeme gelebilmesi için ise, her şeyden önce bir zararın mevcudiyeti şarttır ve bu zararın ispatına ilişkin yük, davacı yanlar üzerindedir (TTK m. 553/1; MK m. 6; HMK m. 190). Öte yandan müzakerelere katılma yasağına aykırılığın yaptırımı sorumluluk ve tazminat olsa da hâkim, HMK m. 26 uyarınca taleple bağlı olup talepten fazlasına ya da başka bir şeye karar veremeyecektir. 2025/2 no'lu karar bağlamında davacıların talebi, tıpkı ...ve ... no'lu kararda olduğu gibi, yönetim kurulu üyesinin sorumluluğu değil; yönetim kurulu kararının geçersizliği olduğu için pozitif TTK m. 393/3 hükmünün açık düzenlemesi gereğince, HMK m. 26 hükmü de dikkate alındığında geçersizliği talep olunan bütün yönetim kurulu kararları için davanın reddine hükmolunması gerekmektedir, denilmiştir.
Davacılar vekilince 07.04.2026 tarihli dilekçe ile dosyaya sunulan... tarafından hazırlanan hukuki mütalaada; Somut olayda, üç ailenin dengeli şekilde pay sahibi olduğu, halka kapalı... şirketinde, bir ailenin diğer aileye ait payları devralması neticesinde ortaklık yapısı ve hakimiyet durumu kökten değişip, şirket .... ailesinin kontrolüne geçmiştir. Olması gereken ve ortaklar arası sadakat yükümlülüğüne uygun olan devir, paylarını satarak ortaklıktan çıkmak isteyen ... ailesinin paylarını (gizli şekilde) bir aileye değil, (şeffaf şekilde) diğer iki aileye eşit şekilde paylaştırarak satmasıydı. Ancak böyle yapılmayıp, gizli surette payların devredilmesi, bunun sonucunda Kurdoğlu ailesinin hakim ortak, ... ailesinin ise azınlık ortak konumuna gelmesi, ortaklar arasındaki geçmişi uzun yıllara (aile büyüklerinin iş ortaklığına) dayanan sıkı güven ilişkisi ve sadakat borcunun ihlalidir. Kapalı ortaklığın bir anonim ortaklık niteliğinde olduğu, bu nedenle ortaklar arasında bir sadakat yükümlülüğünün olmadığı ileri sürülemez. Aksine kapalı ortaklıkların şahıs ortaklıklıklarına çok benzeyen yönleri bunun kabulünü zorunlu kılmaktadır. III. Bölümde izah ettiğimiz gibi, çeşitli hukuk sistemlerinde kapalı ortaklıkların (onları halka açık olanlardan esaslı şekilde ayıran) hususiyetleri görmezden gelinemez bir pratik hayat gerçeği olarak dikkate alınmış ve ortakları arası anlaşmazlıkların çözümü için mahkemeler çeşitli ilkeleri (sadakat yükümlülüğü, dürüstlük kuralı, hakların sakınılarak kullanılması ilkesi gibi) devreye sokmuştur. Ülkemizde bugüne kadar verilmiş bir içtihada rastlanmamakla birlikte, öğretide yazılmış temel monografilerde sadakat yükümlülüğünün varlığı kabul edilmiş, bunun yanısıra kapalı ortaklıklarda ortaklara çıkış hakkı verilmemesinin eksikliğine ve düzneleme ihtiyacı bulunduğuna çeşitli yazarlarca işaret edilmiştir. Yapısal olarak son derece benzediği halde, kollektif ve limited ortaklıklarda ortaklara tanınan çıkış hakkının, kapalı anonim ortaklıklarda düzenlenmemiş olması önemli bir eksiklik ve örtülü boşluk durumudur. Yasal düzenleme olmadığı durumda, çoğunluğun azınlığı baskı altına alması, azınlığın ise çıkış hakkı olmadığı için baskıdan kurtulamaması sorununa, -diğer hukuk sistemlerinde görüldüğü üzere- mahkemelerce çözüm bulunmasına ülkemiz bakımından da Medeni Kanunun 1/2, 2 ve 4 hükümleri çerçevesinde bir engel olmadığı düşüncesindeyim. Hatta sorunun ülkemizde yaygın olarak yaşanan bir mağduriyet sebebi olduğu nazara alındığında, bu yargısal içtihadın ülkemizde de oluşmasının artık zamanı gelmiştir. Özetle somut olayda ortaklar arası sadakat yükümlülüğünün ihlali ve ortaklık yapısının korunmasına dair meşru beklentilerinin zedelenmesi sebebiyle, TMK m.2 hükmüne dayalı olarak, TMK m.1/f.2 ve m.4 hükümleri çerçevesinde Semker/Aykut ailesine paylarının gerçek değeri üzerinden çıkış hakkı verilmelidir. ...ailesi de çıktıktan sonra Kurdoğlu ailesi ortaklıkta tek aile olarak kalacağından, payların Kurdoğlu ailesi ya da şirket tarafından satın alınmasına karar verilebilir. Somut uyuşmazlıkta esas sözleşmede yer alan payların devrini yönetim kurulunun onayına bağlayan bağlam hükmünün kanuni düzenlemeyle geçersiz kılınması, müşahhas davada görüldüğü üzere, uygulamadaki ihtiyaçların tamamen zıddına, azınlık aleyhine adaletsiz bir sonuç yaratmaktadır. Ortaklığın bir aile ortaklığı olarak devamı ve yabancılaşmanın önlenmesi kapalı ortaklıklarda öncelikli amaçtır. Bu nedenle kapalı ortaklıkların hemen hepsinde esas sözleşmesel bağlama rastlanır. Kanun koyucu ise eTTK'daki bağlam düzenlemesinden vazgeçerek, İsviçre Borçlar Kanunu'nda 1991 reviyonu ile gelen yeni bağlam sistemini kabul etmiş; ancak yeni düzenlemenin gerek anlaşılmaz dili\*\*, gerekse diğer birçok tartışma yaratan noktaları yüzünden, İsviçre'de senelerdir bitmeyen tartışmalar Türk hukukuna da taşınmıştır\*'. Yeni düzenlemenin yarattığı tartışmalar bir tarafa, Yürürlük Kanunu ile eski dönemde esas sözleşmeye konulan bağlam hükümlerinin bir seneden sonra -uyarlama yapılmazsa- geçersiz sayılması anlayışı, son derece hatalı bir şekilde ortakların yabancılaşmayı önlemeye dair esas sözleşmeye yansıttıkları iradelerini kanun eliyle ortadan kaldırmaktadır. Kanun koyucunun, fiilen payı devretme olanağının olmadığı bir yerde (yani kapalı anonim ortaklıkta), payını diğer ortaklara ya da şirkete satarak ortağa çıkma hakkı sağlamak yerine, devir serbestisini güçlendireceğim diye esas sözleşmedeki bağlamı geçersiz kılması, mantık dışı bir paradoxum legis örneğidir. Dava açılan yönetim kurulu kararlarının konuları farklı olmakla birlikte (biri kontrol değişikliğine yol açan pay devrinin onaylanması, diğeri şirket adresinin kontrol eden ortağın adresine taşınması, üçüncüsü de şirkette boşalan üyeliği kontrol eden ortağa yakın üyenin atanması), üçünde de uyuşmazlığın kökeni aynı olup, ortaklar arası güven ve sadakat yükümlülüğüne aykırı şekilde gizli bir pay devri yapılması, bu devirle birlikte Kurdoğlu ailesinin şirket kontrolünü ele geçirip, Semker/Aykut ailesini yönetimde dışlamasıdır. Nama yazılı payların deftere kaydı için her halükarda yönetim kurulu kararı gerekli olup, alınacak yönetim kurulu kararına Kurdoğlu ailesine mensup (payları devralan) üyelerin çıkar çatışması nedeniyle müzakereye katılmamasının dürüstlük kuralının bir gereği olarak ortaya çıkmaktadır. Şirketin taşındığı adresteki taşınmazın Kurdoğlu ailesinin kontrolündeki bir şirkete ait olması ilişkili taraf işlemi niteliğinde olduğundan, diğer yönetim üyelerinin bu hususta bilgilendirmemiş olması, yönetim kurulu üyelerinin ilişkili taraf işlemlerindeki arttırılmış özen borcuna aykırılık teşkil etmektedir. Son olarak istifa ile boşalan üyeliğe kooptasyon yoluyla Kurdoğlu ailesi şirketlerinde yöneticilik yapan bir kişinin atanması da, şirketteki kontrol gücünün el değiştirmesinin bir uzantısı olarak yönetimindeki temsil gücünün Kurdoğlu ailesi lehine değişmesi sonucunu yaratmakla, davacı ortakların meşru beklentilerinin ihlali anlamına gelmektedir. Konuları farklı bile olsa, temeli ortaklar arası güven ve sadakat ilişkisinin bozulmasına dayanan üç davada da, hakim ortak ve yönetim kurulu üyeliği sıfatları birleşen üyelerin, TTK 369 çerçevesinde dürüstlük kurallarına uygun şekilde şirket menfaatlerini mi gözeterek karar aldıkları, yoksa çıkar çatışması içinde mensubu oldukları aile menfaatlerini mi önceledikleri dikkate alınmalıdır, yönünde görüş bildirilmiştir.
Yukarıdaki açıklamalardan sonra somut olaya gelince;
Dava konusu 25/03/2025 tarih ve ... numaralı yönetim kurulu toplantısı "TTK m. 363 uyannca istifa ve Atama" gündemi ile yapılmıştır. ... Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün 02/05/2025 tarihli cevabi yazılarından da anlaşıldığı üzere davalı şirket yönetim kurulu üyeleri, 05/04/2026 tarihine kadar ..., 2. ..., 3. ..., 4, ..., 5. ..., 6. ...'dan oluşmaktadır. Davanın her iki tarafınca kabul edildiği üzere ..., yönetim kurulu toplantısının yapıldığı tarihten önce yönetim kurulu üyeliğinden istifa etmiştir. Yönetim kurulu toplantısına, kalan 5 yönetim kurulu üyesinin tamamının katıldığı anlaşılmaktadır. Yönetim kurulu toplantısında, istifa eden yönetim kurulu üyesinin yerine ...'nün ilk genel kurul toplantısında onaya sunulmak üzere TTK m. 363 uyarınca yönetim kurulu üyesi olarak atanmasına karar verilmiştir. Aynca istifa eden üyenin tüm imza yetkilerinin iptaline ve ...'nün A grubu sınırsız imza yetkilisi olarak atanmasının uygun olduğuna karar verilmiştir.
Davacı tarafın yokluk ve butlan iddialarının temeli 3 nedene dayanmaktadır.
1-TTK'nın 392/3. maddesi gereğince bilgi alma ve inceleme hakkının ihlali,
2-TTK.nun 393, maddesi kapsamında müzakereye katılma yasağının ihlali,
3.İstifa ve Atama konulu 25.03.2025 tarih ve ... sayılı Yönetim Kurulu Kararının hukuka uygun olmadığı, yokluk veya butlan ile malul olduğudur.
Birinci olarak; TTK'nın 392/3. maddesi gereğince bilgi alma ve inceleme hakkının ihlal edilip edilmediği yönünden; Yönetim kurulu toplantısı sırasında, yönetim kuruluna atanacak üye hakkında davacılar bilgi talep etmiştir. Bu hususta toplantı tutanağında herhangi bir kayda yer verilmemesi üzerine davacılar tarafindan tutanak, bilgi alma ve inceleme hakkının ihlal edildiği yönünde muhalefet şerhi düşülerek imzalanmıştır. Davacı taraf, seçilen yeni üye hakkında bilgi sahibi olmadıklarından ve kendilerine bu konuda bilgi verilmediğinden anılan kararın yokluk veya butlan ile malül olduğunu savunmaktadırlar.
6102 sayılı TTK.nun "Bilgi Alma Ve İnceleme Hakkı" başlıklı 392.maddesi gereğince;
"(1) Her yönetim kurulu üyesi şirketin tüm iş ve işlemleri hakkında bilgi isteyebilir, soru sorabilir, inceleme yapabilir. Bir üyenin istediği, herhangi bir defter, defter kaydı, sözleşme, yazışma veya belgenin yönetim kuruluna getirtilmesi, kurulca veya üyeler tarafından incelenmesi ve tartışılması ya da herhangi bir konu ile ilgili yöneticiden veya çalışandan bilgi alınması reddedilemez. Reddedilmişse dördüncü fıkra hükmü uygulanır.
(2) Yönetim kurulu toplantılarında, yönetim kurulunun bütün üyeleri gibi, şirket yönetimiyle görevlendirilen kişiler ve komiteler de bilgi vermekle yükümlüdür. Bir üyenin bu konudaki istemi de reddedilemez; soruları cevapsız bırakılamaz.
(3) Her yönetim kurulu üyesi, yönetim kurulu toplantıları dışında, yönetim kurulu başkanının izniyle, şirket yönetimiyle görevlendirilen kişilerden, işlerin gidişi ve belirli münferit işler hakkında bilgi alabilir ve görevinin yerine getirilebilmesi için gerekliyse, yönetim kurulu başkanından, şirket defterlerinin ve dosyalarının incelemesine sunulmasını isteyebilir.
(4) Başkan bir üyenin, üçüncü fıkrada öngörülen bilgi alma, soru sorma ve inceleme yapma istemini reddederse, konu iki gün içinde yönetim kuruluna getirilir. Kurulun toplanmaması veya bu istemi reddetmesi hâlinde üye, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesine başvurabilir. Mahkeme istemi dosya üzerinden inceleyip karara bağlayabilir, mahkemenin kararı kesindir.
(5) Yönetim kurulu başkanı, kurulun izni olmaksızın, yönetim kurulu toplantıları dışında bilgi alamaz, şirket defter ve dosyalarını inceleyemez. Yönetim kurulu başkanının bu isteminin reddedilmesi hâlinde başkan, dördüncü fıkraya göre mahkemeye başvurabilir.
(6) Yönetim kurulu üyesinin bu maddeden doğan hakları kısıtlanamaz, kaldırılamaz. Esas sözleşme ve yönetim kurulu, üyelerin bilgi alma ve inceleme haklarını genişletebilir.
(7) Her yönetim kurulu üyesi başkandan, yönetim kurulunu toplantıya çağırmasını yazılı olarak isteyebilir. (Ek cümleler:23/5/2024-7511/15 md.) İstemin uygun görülmesi hâlinde çağrı, yönetim kurulu başkanınca yapılır. Ancak yönetim kurulu üyelerinin çoğunluğunun yazılı istemi üzerine, yönetim kurulu başkanı yönetim kurulunu istemin kendisine ulaştığı tarihten itibaren en geç otuz gün içinde yapılacak şekilde toplantıya çağırmak zorundadır. Bu süre içinde yönetim kurulu toplantıya çağrılmadığı veya yönetim kurulu başkanı ya da başkan vekiline ulaşılamadığı hâllerde, çağrı doğrudan istem sahiplerince yapılabilir. Çağrı üzerine yapılacak toplantılarda toplantı ve karar nisapları hakkında 390 ıncı maddenin birinci fıkrası uygulanır. Esas sözleşmede yönetim kurulunun toplantıya çağrılmasına ilişkin farklı bir usul belirlenebilir."
Yönetim kurulu üyelerinin bilgi alma hakkı kural olarak yönetim kurulu toplantılarında kullanmasıdır. Yasa maddesinin gerekçesinde de "Üye bilgiyi (kural olarak) yönetim kurulunda alır; yoksa doğrudan yöneticileri çağırarak veya onlara başvurarak bilgi isteyemez. Bu husus üçüncü fıkradan açıkça anlaşılmaktadır." denilmektedir. Ancak istisnai olarak yönetim kurulu üyesinin bilgi alma hakkını, yönetim kurulu toplantıları dışında da kullanabilir (TTK.nun 392/3.maddesi).
Raporda da işaret edildiği üzere bilgi alma yetkisi, yönetim kurulu üyelerinin şirketin gidişat hakkında yeterli bilgi sahibi olması ve kullanacakları oyların yönünü tayin etmesi bakımından önemlidir. Buna karşın, seçilecek yönetim kurulu üyesi hakkında bilgi verilmemiş olması, alınan yönetim kurulu kararının iptalini gerektirmemektedir. Dolayısıyla bilgi alma ve inceleme hakkının ihlal edilip edilmediğinin yönetim kurulu kararının sıhhatine ve sonucuna bir etkisi bulunmamaktadır. Ancak davacıların yönetim kurulu kararı altına düştükleri muhalefet şerhi, atanacak yönetim kumlu üyesi hakkında bilgi sahibi olmak için yönetim kuruluna başvuru şeklinde yorumlanabilir. Bu konuda davacılara bilgi verilmemiştir. Yönetim kumlunda bir üyenin bu konusundaki istemi geri çevrilemez. Görüldüğü üzere yönetim kurulu üyesinin, yönetim kurulu toplantılarında veya dışında bilgi alma hakkını kullanması durumunda talebini yönetim kurulu başkanına yöneltecek, başkan bir üyenin, üçüncü fıkrada öngörülen bilgi alma, soru sorma ve inceleme yapma istemini reddederse, konu iki gün içinde yönetim kuruluna getirilir. Kurulun toplanmaması veya bu istemi reddetmesi hâlinde üye asliye ticaret mahkemesine başvurabilir. Bu nedenle söz konusu husus yani bilgi alma haklarının ihlal edildiği bir başka davanın konusu olabilecek ise de ilgili kararın yokluğuna veya butlanına bir dayanak veya gerekçe olabilecek bir husus değildir. Raporda da işaret edildiği ve mahkememizce de kabul edildiği üzere dava konusu yönetim kurulu kararının geçerliliği açışından herhangi bir etkisi bulunmamaktadır.
İkinci olarak; TTK.nun 393. maddesi kapsamında müzakereye katılma yasağının ihlal edilip edilmediği yönünden; Somut olayda davalı şirkette yönetim kurulu üyesi olan ... ve ...'nun aile şirketinde yönetim kurulu üyeliği yapmış olan ..., yönetim kurulu üyesi olarak atanmıştır. Bu durumda atamanın yapıldığı yönetim kumlu toplantı sina ... ve ...'nun da katılarak oy kullanmasi, müzakereye katılma yasağının ihlali olarak ileri sürülmüştür.
6102 sayılı TTK.nun "Müzakerelere Katılma Yasağı" başlıklı 393.maddesi gereğince:
"(1) Yönetim kurulu üyesi, kendisinin şirket dışı kişisel menfaatiyle veya alt ve üst soyundan birinin ya da eşinin yahut üçüncü derece dâhil üçüncü dereceye kadar kan ve kayın hısımlarından birinin, kişisel ve şirket dışı menfaatiyle şirketin menfaatinin çatıştığı konulara ilişkin müzakerelere katılamaz. Bu yasak, yönetim kurulu üyesinin müzakereye katılmamasının dürüstlük kuralının gereği olan durumlarda da uygulanır. Tereddüt uyandıran hâllerde, kararı yönetim kurulu verir. Bu oylamaya da ilgili üye katılamaz. Menfaat uyuşmazlığı yönetim kurulu tarafından bilinmiyor olsa bile, ilgili üye bunu açıklamak ve yasağa uymak zorundadır.
(2) Bu hükümlere aykırı hareket eden yönetim kurulu üyesi ve menfaat çatışması nesnel olarak varken ve biliniyorken ilgili üyenin toplantıya katılmasına itiraz etmeyen üyeler ve söz konusu üyenin toplantıya katılması yönünde karar alan yönetim kurulu üyeleri bu sebeple şirketin uğradığı zararı tazminle yükümlüdürler.
(3) Müzakereye, yasak nedeniyle katılmamanın sebebi ve ilgili işlemler yönetim kurulu kararına yazılır."
Yasa maddesinden de anlaşılacağı üzere müzakerelere katılma yasağı yönetim kurulu üyesi (veya yasada belirtilen yakınları) ile şirketin menfaatlerinin çatışması durumunda gündeme gelebilmektedir. Yönetim kurulu üyesini bu madde çerçevesinde oydan mahrum etmenin esas amacı, üyenin (pay sahibinin) özel menfaatleri karşısında anonim ortaklığın menfaatini korumaktır. Pay sahiplerinin menfaatleri de bu sıfattan doğabileceği, yani pay sahibi olmak nedeniyle ortaya çıkabileceği gibi, sadece özel nitelik de taşıyabilir. Örneğin, bir pay sahibinin anonim ortaklık ile bir satım sözleşmesi yapması durumunda, onun menfaati anonim ortaklığın menfaati ile çatışan bir menfaattir. Buna karşılık pay sahibi, kendisinin yönetim kuruluna seçilmesine ilişkin kararda oy kullanırsa, üyenin çıkarı pay sahipliği sıfatından doğan, ortaksal bir çıkardır. Özel bir menfaat olarak değerlendirilemez ve oydan mahrum bırakılması da düşünülemez.
Madde gerekçesinde "şirket dışı kişisel menfaat" kavramı açıklanmıştır. Buna göre: Menfaatin şirket dışı olması gerekmektedir. Bir üye kendisinin, eşinin alt veya üst soyundan birinin bir şirket görevine seçimi, atanması, görevden alınması, yolluk belirlenmesi vs. gibi şirketi ilgilendirici bir işte müzakerelere katılabilir" (TTK madde gerekçeleri, madde 393, birinci fıkra)
Raporda da işaret edildiği üzere; Madde metni açıktır. Müzakereye katılma yasağının söz konuşu olabilmesi için, somut olay açışından şirket dışı kişisel menfaatin söz konuşu olabilmesi gereklidir. Madde gerekçesinde de şirketi ilgilendiren bir işte müzakerelere katılmanın bu yasak kapsaınında olmadığı açıklanmıştır. Somut olayda da dava dışı ... isimli kişi, yönetim kunılu üyeliğine atanmaktadır. ... ve ...'nun aile şirketinde bu kişinin yönetim kurulu üyeliği yapmış olması, madde gerekçesinde ifade edilen "Bir üye ... şirketi ilgilendiren bir işte müzakerelere katılabilir." şeklindeki açıklamanın kapsamı içerisinde yer alır. ilgili yasağın dürüstlük kuralının gereği olan durumlarda da uygulanacak olması, şirket menfaatlerinin zedelenme ihtimalinin bulunduğu durumlar için geçerlidir, ilgili atamanın yönetim kurulunda yer alan ailelerin oy oranlarını değiştirmiş olmasını bu kapsamda değerlendirmek, hükmü fazlaca geniş yorumlamak anlamına gelecektir.
Açıklanan nedenlerle dava dilekçesinde davalı şirket ile yönetim kurulu kararına imza atanlar arasında şahsi menfaatten kaynaklanan bir menfaat çatışması ileri sürülmediği gibi, iptali istenen yönetim kurulu kararının da üye seçimi ile ilgili olup zaten bir menfaat çatışması yoktur. Bu konuda daha fazla açıklamaya gerek görülmediğinden, bir yönetim kurulu üyesinin kendi veya yakının çıkarını davalı şirketin çıkarından üstün tutarak menfaat çatışması yaratıldığına dair hiç bir iddia ve delil bulunmadığından, Yönetim Kurulunun pay devrine ilişkin kararının 6102 sayılı TTK.nun "Müzakerelere Katılma Yasağı" başlıklı 393.maddesine aykırı olduğu iddiası da yerinde görülmemiştir. Kaldı ki menfaat yasağı kapsamında ileride bir ihlal olması durumunda da zaten yönetim kurulu kararının iptalinden ziyade tazmin yükümlülüğü gündeme gelecektir.
Üçüncü olarak; İstifa ve Atama konulu 25.03.2025 tarih ve ... sayılı Yönetim Kurulu Kararının hukuka uygun olup olmadığı, yokluk veya butlan ile malul olup olmadığı yönünden;
Yönetim kurulu kararının yokluğuna ilişkin TTK'da bir hükme yer verilmediğinden genel hükümlere göre değerlendirme yapılması gerekir. Yokluk yaptınmından söz edilebilmesi için emredici hukuk kurallarına ve kurucu unsurlara aykırılık bulunması şarttır. Bu bakımdan iki asli unsura bakmak gerekir: Yönetim kurulu toplantısının yapılması ve emredici hükümlere uygun olarak karar alınması (Mehmet Bahtiyar, Ortaklıklar Hukuku, 13. Baskı, Istanbul 2013, s. 223). Anonim şirketlerde yönetim kurulunun kararlannın hukuken geçerli olarak alınabilmesi için yasada öngörülen toplantı ve karar yeter sayılarının sağlanması gerekir. Aksi deyimle sözü geçen yeter sayılar oluşmadan alınan kararlar yoklukla malüldür. TTK. m. 390/1 hükmüne göre şirket ana sözleşmesinde aksine bir düzenleme yoksa yönetim kurulu üye tam sayısının çoğunluğu ile toplanır. Bu toplantı yeter sayısıdır. Somut olayda yönetim kurulunun bu kararı, TTK m. 390 hükmünde öngörülen nisaplara uygun aldığı görülmektedir. Zira ... Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün ... tarihli yazısından da anlaşılacağı üzere ... AŞ yönetim kurulu, altı üyeden oluşmaktadır. Bu bakımdan davalı şirket yönetim kurulunun toplantı nisabı, TTK m. 390/1 hükmü uyarınca dört üyedir; daha açık söylemek gerekirse ...AŞ yönetim kurulu dört üyenin bulunmasıyla (olumlu/olumsuz) karar alabilme yeteneğine sahiptir. Dava konusu kararlardan ... sayılı kararda (bir üyenin istifa ettiğini de burada yeniden anımsatalım) beş yönetim kurulu üyesinin imzası mevcuttur. Belirtelim ki toplantı nisabı bakımından karar hakkında kullanılan oyun yönünün bir önemi bulunmamaktadır; önemli olan ilgili toplantıya kaç üyenin iştirak ettiğidir; altı üyeden oluşan yönetim kurulunun karar alabilmesi için asgari dört üyenin bulunması gerektiği ise TTK m. 390/1 hükmünün gereğidir. Beş üyeyle toplanan yönetim kurulunun karar nisabı ise, yine TTK m. 390/1 hükmünün açık düzenlemesi gereğince üçtür. Dava konusu ... no'lu yönetim kurulu kararının ise toplantıya katılan beş üyeden üçünün olumlu oyuyla alındığı görülmektedir. Hülasa dava konusu ... no'lu yönetim kurulu kararı, TTK m. 390 hükmünde düzenlenen toplantı ve karar nisaplarına uygun olarak alınmıştır. Karara muhalif kalan davacı üyelerin gerekçesinin ise, seçilen halef üye hakkında bilgi sahibi olmamaları olarak belirtildiği görülmektedir.
Yine somut dava yönünden şirket yönetim kurulu, TTK m. 363/1 gündemi ile toplanmıştır. TTK m. 363/1 hükmü şu şekildedir: "334 üncü madde hükmü saklı kalmak üzere, herhangi bir sebeple bir üyelik boşalırsa, yönetim kurulu, kanuni şartları haiz birini, geçici olarak yönetim kurulu üyeliğine seçip ilk genel kurulun onayına sunar. Bu yolla seçilen üye, onaya sunulduğu genel kurul toplantısına kadar görev yapar ve onaylanması halinde selefinin süresini tamamlar.
Yapılan atamanın TTK m. 363/1 kapsaminda olduğu görülmektedir. Yönetim kurulu, kanunun kendisine verdiği yetkiyi kullanmıştır. Bu hususta alınacak yönetim kurulu karan bakımından aranacak yeter sayılara ilişin esas alınması gereken ve yukarıda işaret edilen TTK m. 390/1 hükmüne uygundur. Zira Ticaret Sicil Gazetesi kayıtları incelendiğinde esas sözleşmede daha ağır bir nisap öngörüldüğüne dair bir hüküm bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle ilgili yönetim kurulu kararının yokluk veya butlanla malül olduğu yönündeki iddialar kabul edilmemiştir.
Uzman Mütalaalarının Değerlendirilmesi;
Davalı vekili tarafından sunulan uzman mütalaası bilirkişi raporu ile de doğrulanmıştır. Her iki hukuki görüş de aynı yöndedir. Ancak bu aşamada davacılar vekilince sunulan uzman mütalaasını irdelemek gerekmektedir.
Aynı mütalaa taraflar arasında mahkememizin 2025/268 E. Sayılı dosyasında görülen "davalı şirketin 25.03.2025 tarihinde alınan Pay Devri konulu 2025/1 sayılı Yönetim Kurulu Kararının iptali istemine ilişkin" dava dosyasına da sunulmuş ve orada da değerlendirmeler yapılmıştır. Bu davada söz konusu görüşler tekrarlanacak olursa:
... imzalı ve 27.01.2026 tarihli "Bilimsel Görüş" başlıklı Uzman Mütalaasında yasalardan kaynaklanan sorunların bulunduğu, ağır sonuçlara yol açtığı ve bu durumun yasal değişiklikler yoluyla veya içtihatlarla giderilmesi gerektiğine vurgu yapmıştır. İleri sürülen görüşler aydınlatıcı ve hem yasa koyucuya hem de yargısal içtihatlara ışık tutacak niteliktedir.
Gerçekten de TTK.da Anonim şirketler ile ilgili düzenlemelere ve bu şirketlerin işleyişine bakıldığında halka açık ve borsada işlem gören şirket sayısının çok az olduğu, ticaret sicilinde kayıtlı anonim şirketlerin ezici bir çoğunluğunun kapalı A.Ş.şeklinde olduğu açıktır. Bu tür şirketler ya tek kişiliktir, ya da aile veya yakın arkadaşlar, dostlar arasında teşekkül ettirilmişlerdir. Zaman içinde aile şirketleri dahil, arkadaşlar, tanıdık yakınlar arasında kurulmuş şirketlerde ortaklar arasında sorunlar çıkabilmekte ve tartışmalar mahkemelere dava yoluyla taşınmaktadır. Kapalı şirketlerde başlangıçta eşit hisselerle kurulan ortaklıların, miras gibi nedenlerle payların mirasçılara dağılması, mirasçılarla diğer ortaklar arasında uyum sağlanamaması veya bir ortağın ayrılmak istemesi üzerine, onun hisselerinin kim tarafından alınacağı veya diğer ortaklara eşit olarak dağıtılıp dağıtılmayacağının zaman içerisinde yaşanan anlaşmazlıklar ve kırgınlıklar nedeniyle çoğu zaman konuşulup ortak karara varılmadığından, veya daha iyi anlaşan ortaklar diğer ortakların haberi olmadan devir işlemleri yaparak bir kısım ortakları azınlıkta bıraktıkları ve durumun küçük pay sahiplerinde rahatsızlık yarattığı sık rastlanan bir durumdur.
Uzman mütalaasında çoğunluğu sağlayan ortakların sadakat yükümlülüğüne aykırı hareket ettiklerini, bu nedenle kapalı şirketlerdeki pay devrinin azınlık ortakları yönünden yasal düzenleme bulunmadığına işaret ederek, bu husustaki yasal boşluğa dikkat çekmektedir. Diğer bir anlatımla azınlığa düşen ortaklar, çoğunluktaki ortağa veya ortaklara güven duygularını kaybettiklerinden ve kendilerinin dışlanacağı ve zarara uğratılacağı endişesini taşıdıklarından onlara da limited şirketlerde olduğu gibi çıkma payı ile beraber şirketten çıkma hakkı hakkının tanınması, paylarının çoğunluğu sağlayan tarafça gerçek satış değeri üzerinden satın alınmasının hukuki zeminin hazırlanması gerektiği ileri sürülmektedir. Bu konuda uzman mütalaasında "...Bu durum, kapalı ortaklıkta kilitlenmiş durumdaki azınlık pay sahiplerini çoğunluk karşısında (çıkış hakkı olmadığı sürece) zayıf ve baskıyı uğramaya elverişli bir vaziyette bırakmaktadır....Kanun koyucunun kapalı ortaklıkların bahsedilen özel durumlarını dikkate alan düzenleme yapmamış olması, hakimin bunları dikkate alamayacağı anlamına gelmez. Aksine kanun koyucunun suskunluğu örtülü boşluk olarak değerlendirilerek, TMK 1 çerçevesinde hakim tarafından doldurulabilir..." denilmekte, kapalı ortaklıkların şahıs ortaklıklarına benzerliğinin dikkate alınmamasının üstüne, bir de esas sözleşmesel bağlamın geçersiz sayılması, azınlığı korumaya dönük hükümler sevkeden kanun koyucunun amacına zıt bir sonuç yarattığını, kanun koyucunun meseleye doğru pencereden bakmadığını, kapalı ortaklıklarda payların serbestçe devri fiilen olanaksız olduğu halde, sanki paylar likit vaziyette rahatça devredilebiliyormuşçasına (halka açık ortaklıkların bünyesine uygun) düzenlemelerin, kapalı ortaklıkları da kapsayacak şekilde uygulandığı zaman, güçsüz konumdaki azınlığı koruma amaçlı hükümler getiren kanun koyucu, bizatihi kendi eliyle azınlığı koruyacak esas sözleşmesel bir mekanizmayı devre dışı bırakmış olduğunu söylemektedir. Bu görüşler ve tespitler özünde sağlam olduğu ve bir ihtiyaca işaret ettiği söylenebilse de uzman görüşünde de belirtildiği üzere TTK.da bu yönde bir düzenleme bulunmamaktadır. Diğer bir anlatımla anonim şirketlerde açık veya kapalı olmasına göre hisse devirleri ve azınlık haklarının korunması gibi bir takım düzenlemelere yer verilmemiştir. Yasanın açıkça düzenlemediği bir konuda mahkemece yorum yoluyla ve mülkiyet haklarını kısıtlayıp ortadan kaldıracak şekilde payların satışı ve devrinin ortadan kaldırılması mümkün değildir. Yukarıda da açıklandığı üzere şirket payları mülkiyet hakkının konusu olup ancak yasayla sınırlandırılabilir. TTK.nda da böyle bir düzenleme olmadığından (her ne kadar yasal düzenlemenin yetersiz olduğu kabul edilse bile) mahkemece bu haklar engellenip, kısıtlanamaz. Açık bir yasal düzenlemeye ihtiyaç vardır. Mahkeme yasa koyucunun yerine geçerek bu konuda karar veremez.
Tabiki bu arada TMK.nun 1.maddesine de değinmekte fayda vardır. Zira uzman mütalaasında "...Türk Ticaret Kanunu'nun şirketler hukuku kitabına kaynaklık eden İsviçre Borçlar Kanunu'nda anonim şirket pay sahibinin sadakat borcunu düzenleyen bir hüküm bulunmaması dolayısıyla ülkemizde de bu yönde bir pozitif hukuk düzenlemesi yoktur. Yine Yargıtay kararlarında da bu yönde bir içtihada rastlanmamaktadır..." denilerek hakimin bu konuda içtihat yaratmasını, TMK.nun 1.maddesini işletmesi gerektiğini ileri sürülmektedir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun "Hukukun Uygulanması Ve Kaynakları" başlıklı 1.maddesi gereğince; "Kanun, sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda uygulanır. Kanunda uygulanabilir bir hüküm yoksa, hâkim, örf ve âdet hukukuna göre, bu da yoksa kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse ona göre karar verir. Hâkim, karar verirken bilimsel görüşlerden ve yargı kararlarından yararlanır." Bu düzenlemeye hukuk camiasında kısaca "Hakimin Hukuk Yaratması" olarak tabir edilir. Hakimler Anayasanın 36. Maddesi gereğince hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan (yasal düzenleme olmasa bile) kaçınamayacağından, TMK.nun 1.maddesine göre davranmaları beklenmektedir. Ancak yasanın tanıdığı bu yetki sınırsız değildir. Örneğin ceza yargılamasında bu yetki kullanılamaz. Zira suç tiplerinin ve cezalarının belirlenmesinde kanunilik ilkesi vardır ve hakim suç tipi yaratıp cezasını belirleyemez. Yine hukuk kuralı koyarken anayasal haklar ortadan kaldırılamaz. Somut olarak davamıza gelince, içtihat yoluyla ve TTK.da belirtilen boşluk nedeniyle pay sahiplerinin anayasal olarak güvence altında olan mülkiyet haklarını engelleyecek veya kısıtlayacak şekilde veya bu sonucu doğuracak şekilde (pay devrinin özgürce devrini engelleyecek şekilde) karar alınamaz, kural koyulamaz. Aynı şekilde çoğunluk hisselerine sahip ortağa veya ortaklara da azınlık hisselerini aynı şartlarda satın almaları emredilemez. Kişilerin mülkiyetleri üzerindeki haklarını nasıl kullanacağını mahkeme söyleyemez. Bu konuda da karar veremeyeceği gibi kural da koyamaz. Ancak yasal düzenleme ile aşılabilecek bu konuda cari TTK hükümleri karşısında mahkemece yapılabilecek başka bir şey olmadığı düşünülmektedir. Bu nedenle uzman mütalaasında ileri sürülen görüşlere bu yönüyle iştirak edilmemiştir. Davacılar vekili bu mütalaaya dayanarak yeni bir bilirkişi raporu alınmasını istemiş ise de dosyaya sunulan 2 uzman görüşü ve bir bilirkişi raporu meseleyi anlamak ve değerlendirmek için yeterli görülmüştür. Esasen konu tamamen hukuki bir mesele olup, teknik bir incelemeyi gerektirmemektedir. Her iki taraf da bu konudaki uzman hukukçu görüşlerini dosyaya yansıtmışlar, mahkeme de tarafsız bulduğu bir bilirkişiden görüş almıştır. Mahkemece yapılacak iş artık üç görüşü değerlendirerek bir karar vermekten ibarettir. Yeni bir görüş almanın da faydası olmayacaktır. Zira tartışma hukuki bir mesele olduğundan üst mahkemelerce de bu husus tartışılarak farklı düşüncelerin ortaya atılması da mümkündür. Bu nedenle tekrar yeni bir bilirkişi incelemesi yapılmaya gerek duyulmamış, bu konudaki talepler 6100 sayılı HMK.nun 30.maddesinde hakime bir görev olarak yüklenen "Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür." hükmü gereği dava ve usul ekonomisi gözetilerek yeni bir bilirkişi raporu almaya gerek duyulmamıştır.
Açıklanan nedenlerle davalı şirketin dava konusu 25.03.2025 tarihinde alınan İstifa ve Atama konulu ... sayılı Yönetim Kurulu Kararının iptalini gerektirecek bir hukuki sakatlık (yokluk - Butlan) taşımadığı, yasaya aykırı bir durum söz konusu olmadığı anlaşıldığından davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
Davanın REDDİNE,
1-Alınması gerekli 732,00-TL karar ve ilam harcının, peşin alınan 615,40-TL harçtan mahsubu ile eksik alınan 116,60-TL harcın DAVACILARDAN ALINARAK HAZİNEYE İRAT KAYDINA,
2-Davalı vekille temsil olunduğundan yürürlükteki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesap ve takdir olunan 45.000,00-TL vekalet ücretinin DAVACILARDAN TAHSİLİ İLE DAVALIYA VERİLMESİNE,
3-Davacılar tarafından yapılan yargılama giderinin KENDİ ÜZERLERİNDE BIRAKILMASINA,
4-Davalı tarafın sarf ettiği yargılama gideri bulunmadığından BU HUSUSTA DEĞERLENDİRMEYE YER OLMADIĞINA,
5-Taraflarca yatırılan avansın kullanılmayan kısmının, KARAR KESİNLEŞTİĞİNDE İLGİLİ TARAFA İADESİNE,
Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı, tarafların gerekçeli kararı tebliğ tarihinden itibaren 2 HAFTA içerisinde mahkememize verecekleri bir dilekçe ile veya bulundukları yerdeki başka bir mahkeme aracılığıyla mahkememize gönderecekleri dilekçe ile HMK. 341.maddesi uyarınca İstanbul BAM. nezdinde İSTİNAF yoluna başvurma hakları bulunduğu hatırlatılmak suretiyle verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 06/07/2026
KATİP - ... HAKİM - ...
e-imzalıdır ¸e-imzalıdır