Ana içeriğe atla

İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi · Esas 2023/439 · Karar 2026/526

Eklenme tarihi: 13 Temmuz 2026 21.06.2026 Yayınlanma
İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 21.06.2026 Esas No: 2023/439 Karar No: 2026/526

Anahtar kelimeler: gizli soruşturmacı

T.C.
İSTANBUL
ASLİYE 2.TİCARET MAHKEMESİ

DOSYA NO : 2023/439
KARAR NO : 2026/526

DAVA : TAZMİNAT (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 23.06.2023
KARAR TARİHİ : 22.06.2026

Yukarıda açık kimliği yazılı taraflar arasında görülen TAZMİNAT davasının mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda:
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA;
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Taraflar arasında 28.08.2018 tarihinde "Fason Üretim Anlaşması" akdedildiğini, sözleşme çerçevesinde davalı şirket tarafından davacı müvekkili şirkete ait "..." markası adı altında satışa sunulmak üzere boyoz üretimi yükümlülüğü üstlenildiğini, akabinde 23.08.2021 tarihinde Ticari Şartlar Anlaşması ve işbu sözleşmelerin çatısı mahiyetinde olan Çerçeve Tedarik Sözleşmesi akdettiğini, taraflar arasında davalı şirket tarafından üretilen bu ürünlerin satışı hususunda birçok adım atıldığını, projeler geliştirildiğini ve bu projelerin hayata geçebilmesi için yoğun çaba sarf edildiğini, ticari ilişkinin devamı için her türlü aksiyon alındığını, davalı şirkete büyük destek sağlandığını ancak davalı tarafça gönderilen 18.04.2022 tarihli e-posta ile boyoz üretim hattının kapatıldığından cihetle artık boyoz tedarikinin sağlanamayacağının belirtildiğini, sözleşmenin feshedilmediği sürece yürürlükte kalacağı, bir diğer ifadeyle kendiliğinden sona ermeyeceği, üretici ya da satıcının sözleşmeyi feshetme iradesinin mevcut olması halinde bu fesih ihbarının haklı sebebe dayanması, noter kanalıyla yapılması ve on iki ay sonra hüküm doğuracağının kararlaştırıldığını, e-posta ile yapılan bildirimin işbu sözleşmeye ve mevzuata aykırı olduğunu, ... 45. Noterliğinin ... tarihli ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesiyle bu hususun davalı şirkete bildirildiğini, davalı şirketin ... 21. Noterliğinin ... tarihli ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesiyle üretim tesisinin kapanacak olmasından cihetle taraflar arasında akdedilen tüm sözleşmelerin ve eklerinin feshedildiğinin bildirildiğini, müvekkili şirketin hem maddi hem de manevi zarara uğradığını, somut olayda ifa imkansızlığının şartlarının bulunmadığını, davalı şirketin basiretli bir tacir gibi hareket etmesi gerektiğini, yürüttüğü faaliyetin getirdiği riskleri bilmek ve bu risklere uygun önlemler almakla yükümlü olduğunu, ekonomik değişimlerin ifa imkansızlığına dayanak olamayacağını (Emsal; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 12.11.2014 tarihli, ... Esas, ... Karar ile Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin ...Esas, ... Karar), ülkemiz koşulları dikkate alındığında bu durumun mücbir sebep olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığını, e-posta yazışmalarında da görüleceği üzere, davalı şirketin başta unlu mamuller projesi için hizmet vereceğini, daha sonraki e-postalarında ise bu proje için ...A.Ş şirketiyle faaliyete devam edileceğinin bildirildiğini, üretimin yapılamaması gibi bir durumun söz konusu olmadığını, üretimin durdurulmadığını, davalı şirketin haksız ve usule aykırı feshi sebebiyle ürün tedarik ve satışı öncesinde herhangi bir bildirim yapılmaksızın, aniden durdurulması nedeniyle şirket müşterilerinin ... markasına duyulan güvenin sarsılmasına sebebiyet verildiğini, diğer ürünlerin sürdürülebilirliği hususunda da müşterilerin şüphe duymasına neden olunduğunu, ticari itibarın zarara uğradığını belirterek, HMK.nun 107.maddesi gereği maddi tazminat yönünden belirsiz alacak davası olarak açılan davanın kabulü ile şimdilik 10.000,00-TL maddi tazminat, 20.000,00-TL manevi tazminata hükmedilmesine, sözleşmenin haksız ve usule aykırı olarak feshedildiği 18.04.2022 tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
05.07.2023 tarihli tensibin 18 nolu ara kararı ile talep edilen maddi tazminat talebinin niteliği (mahrum kalınan kar, yatırım masrafları vb.) ile bu zararın nasıl oluştuğu izaha muhtaç olduğundan, kalem kalem zararların ve bu hususun açıklanması, belirsizliğin giderilmesi için davacı vekiline işbu tensip tutanağının tebliğinden itibaren iki hafta süre verilmesine, karar verilmiş, davacı vekili de 24.07.2023 tarihli beyan dilekçesi ile maddi tazminat taleplerinin mahrum kalınan kâr olduğunu açıklamıştır.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; maddi tazminat talebinin belirsiz alacak davası olarak açılmasında hukuki yarar bulunmadığını, davacının uğradığı zararı somutlaştırarak ispatlaması gerektiğini, buna ilişkin hiç bir belge sunulmadığını, davalı müvekkili şirketin 21.04.2022 tarihinde davacı şirketi üretim faaliyetlerini sonlandıracağı ve bu suretle sözleşmeyi zımni olarak feshettiğini bildirdiğini, davacı tarafça henüz bu fesih iradesine herhangi bir itirazda bulunulmadığını, aksine mevcut şartlarda müvekkili şirketin ifası hazırda bekletilen malların kabulünden kaçınıldığını ve mevcut şartlarda ticari ilişkinin devam edemeyeceğini kendilerine 11.05.2022 tarihli mail aracılığıyla bildirdiğini, 19.04.2022 tarihinde mailde mutabık kalındığını ifade ettiğini, davacının gerçek ve korunmaya değer bir zararı bulunmadığını, sözleşmenin sona erdirilmesinden sonra davacının raflarında ürünlerin eksik olmadığını, herhangi bir kazanç kaybı yaşamadıklarını, zira müvekkili şirket tarafından üretilen boyozların bugün hala davacı şirket raflarında satılmaya devam ettiğini, müvekkili şirket ile davacı arasında Unlu Mamuller Projesi kapsamında üretim maliyetlerinin %50 sini ödemeleri konusunda mutabık kalındığını, bir an için fesihin haksız olduğu kabul edilse dahi bu suretle geçerli olmayan fesih sebebiyle sözleşme halen yürürlükte olduğu sonucunun ortaya çıkacağını, sözleşme kapsamında para borcunu ödemeyen davacıya karşı ödemezlik defi ileri sürdüklerini, müvekkili şirketin konuya ilişkin keşide ettiği 57.181,52 tutarlı ... numaralı faturayı ... 8. İcra Dairesi ... E. sayılı icra takibine konu ettiğini ancak 07.09.2022 tarihinde borca itiraz edildiğini, ... 6. Asliye Ticaret Mahkemesi’nde...E. sayılı dosya kapsamında itirazın iptali davası açıldığını, dosyanın halen derdestt olduğunu, dosyanın bekletici mesele yapılması halinde davacının edimlerini yerine getirmediği ve bu suretle davacıdan üretim faaliyetine devam etmesi yönünde beklentisinin olamayacağının anlaşılacağını, ödemezlik defiini ileri sürmelerinin haklılığının ortaya çıkacağını, müvekkil şirketin yükümlülüklerini gereği gibi ifa ettiğini ancak gelinen son noktada davacının ödeme yükümlülüğünü yerine getirmediğini, akabinde 11.05.2022 tarihinde devam etmeyeceklerini ilettiklerini, davacının aşırı ifa güçlüğü içinde olan müvekkili şirkete devamlı olarak kendi kusuruyla sebep olduğu eylemlerden ötürü cezai işlem uyguladığını ve müvekkili şirketin kimi ürünlerini maaliyetin altında satışına rağmen müvekkili şirketi iyileştirici herhangi bir adım atmadığını, COVID 19 gibi bir pandemi sürecinden sonra yaşanan tedarik sıkıntılarının aşırı külfet oluşturduğunu, davacı şirketin ise buna yönelik bir çözüm getirmediğini, davacının yapması gereken ödemelerin de tahsilinde güçlük çekilmesiyle fabrikanın kapatılması kararı alındığını, TBK 118 kapsamında aşırı ifa güçlüğü söz konusu olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE HUKUKİ NİTELENDİRME:
Dava; Taraflar arasında 28.08.2018 tarihinde imzalanan "Fason Üretim Anlaşması", 01.01.2021 tarihinde imzalanan "Ticari Şartlar Anlaşması" ile 23.08.2021 tarihinde imzalanan "Çerçeve Tedarik Sözleşmesi"nin davalı tarafından 18.04.2022 tarihli e-posta ile usulsüz ve haksız feshedildiği iddiasına dayanan mahrum kalınan zarar ilişkin maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Taraflar arasında ticari ilişkinin varlığı tartışma konusu değildir.
Çözümlenmesi gereken sorun, sözleşmenin feshinin haksız ve usulsüz olup olmadığı, davalı yönünden aşırı ifa güçlüğü (TBK.nun 138) bulunup bulunmadığı, davacının maddi ve manevi tazminat isteminin koşulları oluşup oluşmadığı, oluşmuş ise miktarının ne olduğu noktasında toplanmaktadır.
Tarafların iddia ve savunmaları, dosyaya sundukları deliller, icra dosyası ile tüm dosya kapsamı ile beraber alınan bilirkişi raporları ve yapılan yargılama sonunda;
Taraf defterleri üzerinde inceleme yapmaya ihtiyaç bulunduğundan ve bu iş uzmanlık gerektirdiğinden, bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır.
Davalının ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi için talimatla alınan 31.05.2024 tarihli bilirkişi raporunda özetle;
Davacının ibraz ettiği e-defter ve belgeler incelendiğinde, 2018 - 2019 - 2020 - 2021 ve 2022 yılı ticari e-defterlerinin TTK.nun 64/3.maddesi gereğince açılış/kapanış tasdiklerinin yapıldığı, e-beratların süresinde alındığı, defterlerin usulüne uygun olarak tutulduğu bilirkişi tarafından tespit edilmiş, bu nedenle defterlerin sahibi lehine delil oluşturma vasfına sahip olduğu kabul edilmiştir.
Davalının ticari e-defter kayıtlarına göre taraflar arasında ticari ilişkinin bulunduğu, muavin hesap kayıtlarından da anlaşıldığı üzere ...tarihli işlem kaydı ile “...” açıklaması yapılarak 125.030,28 TL tutarında davacı şirkete borç kaydedildiği, 2021 yılı içerisinde ticari ilişki kapsamında davacı ve davalının düzenlediği fatura tutarları ile davacı tarafça davalıya gönderilen banka ödeme tutarlarının hesaplarda alacağına kaydedilmesi neticesinde 31/12/2021 tarihi itibariyle davalının ... Tic. Ltd. Şti.’nden 128.370,25 TL tutarında alacaklı kaldığı, bakiyenin 2022 yılına devrettirildiği, 2022 yılı içerisinde ticari ilişki kapsamında davacı ve davalının düzenlediği fatura tutarları ile davacı tarafça davalıya gönderilen banka ödeme tutarlarının hesaplarda alacağına kaydedilmesi neticesinde 31/12/2022 tarihi itibariyle davalı tarafın ...Ltd. Şti.’nden 133.069,07 TL tutarında alacaklı kaldığı bakiyenin 2023 yılına devrettirildiği tespit edilmiştir.
Davacının ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi için alınan 27.06.2025 tarihli bilirkişi heyet raporunda özetle;
Davacının ibraz ettiği e-defter ve belgeler incelendiğinde, 2018 - 2019 - 2020 - 2021 ve 2022 yılı ticari e-defterlerinin TTK.nun 64/3.maddesi gereğince açılış/kapanış tasdiklerinin yapıldığı, e-beratların süresinde alındığı, defterlerin usulüne uygun olarak tutulduğu bilirkişi tarafından tespit edilmiş, bu nedenle defterlerin sahibi lehine delil oluşturma vasfına sahip olduğu kabul edilmiştir.
Taraflar arasında 28.08.2018 tarihinde "Fason Üretim Anlaşması" akdedildiği, sözleşmede davalı şirket tarafından davacı şirkete ait "..." markası adı altında satışa sunulmak üzere boyoz üretimi yükümlülüğünün üstlenildiği, ancak ilerleyen süreçte davalının, davacıya gönderdiği mailler ile sözleşme ilişkisini sona erdirme iradesinde olunduğunu ifade ettiği, ... tarihinde ... 21.Noterliğinden ... yevmiye numarası ile keşide ettikleri noter ihtarı ile sözleşmeyi feshettiği, taraflar arasındaki sözleşmenin 19.2. maddesinde, sözleşmenin ne şekilde ve hangi koşullarda sona erdirilebileceğinin düzenlendiği, ilgili sözleşmenin 19.2. maddesine göre davalı taraf sözleşmeyi fesih ihbarının ...’ya ulaşmasından 12 ay sonra hüküm doğurmak üzere feshedebileceği, ancak evvelce de ifade edildiği üzere yapılan inceleme ve değerlendirme neticesinde davalı tarafça ihbar edilen feshin 12 ay sonrası için bir hüküm ifade etmediği, tam tersine 23.05.2022 tarihli bu Noter ihtarından yaklaşık 1 ay öncesi bir tarihte yani 22.04.2022 tarihinde üretimin durdurulduğunun anlaşıldığı, sektör bilirkişisince ifade edildiği üzere sözleşmenin feshinin haklı sebebe dayanıp dayanmadığının tespiti noktasında haklı nedenle fesih gerekçesi yapıldığı anlaşılan üretim tesisinin kapanması hususunun ise, sözleşmenin haklı nedenlerle fesih gerekçelerinin incelendiği 19.maddesinde ve ilgili fıkralarında yer alan bir gerekçe olmadığı sözleşmenin incelenmesinden sektörel olarak anlaşıldığı, bu yönü ile davalının gerek sözleşmede öngörülen süreye riayet etmemesi gerekse de haklı sebeple feshe dayanmaması nedeniyle davacının davalıdan kar mahrumiyeti talebinde bulunmasının mümkün olduğunun ifade edilebileceği, mahkemece de davacının anılan sözleşme yönünden kar mahrumiyeti talebinde bulunabileceği kanaatinde olunması ihtimaline binaen Yargıtay’ın kabulünde olduğu üzere kesinti yöntemi uygulanmak sureti ile davacının kar mahrumiyetinin hesaplanması sureti ile devam edildiğinde, yeni sözleşme akdedilmesi için geçecek makul sürenin 5 ay olduğu, bu süre kapsamındaki kar mahrumiyetinin ise 42.324,00.-TL olduğu, 5 aylık sürenin sektörel bilirkişinin rapor içeriğinde zikrettiği aşağıdaki tespitlerine dayandığı: “Boyoz gibi coğrafi işarete sahip niş bir ürünü, Davacı gibi ulusal bir zincire tedarik edecek yeterlikte başkaca üretici bulunmasının hemen hemen imkansız olmasına rağmen, replik dilekçesi ek’inde davacı tarafın “Bu dönemde, yeni tedarikçilerle görüşmeler sağlayan davacı müvekkil şirket, beş aylık bir stoksuzluk dönemi sonunda ... Şirketi ile boyoz tedariki hususunda anlaşma sağlanmıştır.” açıklamalarına istinaden Şubat.2023 sonuna kadar olabilecek (yani 5 aylık) bir kar yoksunluğu içine düştüğü” davacının manevi tazminat talebi yönünden değerlendirmenin takdirinin mahkemeye ait olduğu, taraflar arasındaki sözleşmenin yürürlükte olduğu dönemlere ilişkin olmak üzere davacı şirketin davalı şirketten yapmış olduğu boyoz alışlarına ilişkin miktar ve tutarları içeren tabloya rapor içerisinde yer verildiği; Davacı tarafın talep edilen yıllara ait Kurumlar Vergisi beyannamesini “gizli bilgi” içerdiği gerekçesiyle iletmemesinden ötürü, net kar rakamına tahminleme metodu ile ulaşılmaya çalışıldığı; “Faaliyet Giderleri” kalemine ait gideri bulabilmek için de sektörel olarak bilinirliği olan genel rakamların kullanıldığı, buna göre davacının “...” olmasından sektörün bu kısmında geçerli olan yaklaşık %14 oranındaki faaliyet giderlerini hesaplamada dikkate alarak tahminleme yapıldığı; (kira %4 – personel %5 – Enerji, su, iletişim, nakliye, güvenlik, temizlik, reklam gibi diğer giderler yüzde %5- kırılımlar değişebilir ama %14 ortalama gider rakamı çok yaklaşık bir sonuçtur.), neticeten, bir üst maddede yer alan açıklamaları ile davacının anılan yıllarda davalı şirketten boyoz alım ve boyoz satış tutarları çerçevesinde sınırlı olarak yapılan hesaplama ile heyetimiz üyesi Sektör Uzmanı bilirkişi marifetiyle tespit edilen 5 aylık sürede kar kaybının 42.324,00 TL olduğu yönünde görüş bildirilmiştir.
Sözleşmenin Feshi Yönünden;
Taraflar arasında 28.08.2018 tarihinde imzalanan "Fason Üretim Anlaşması", 01.01.2021 tarihinde imzalanan "Ticari Şartlar Anlaşması" ile 23.08.2021 tarihinde imzalanan "Çerçeve Tedarik Sözleşmesi" adı altında sözleşmeler imzalanarak, davalı şirket tarafından davacı şirkete ait "..." markası adı altında satışa sunulmak üzere boyoz üretimi ve teslimi taahhüt edilmiştir.
Davalı tarafından 18.04.2022 tarihinde davacıya gönderilen bir e-mail ile "...Ancak bugün itibariyle, pandemi ile başlayıp ekonomik kriz ile sürmekte olan ve ne kadar daha süreceği belirsiz. piyasa koşullarını zorlayan bu süreçte firmamız, her zaman en iyi hizmeti, en kaliteli ürünü sağlamak prensibini maalesef daha fazla sürdürememektedir. Sürekli olarak artan hammadde maliyetleri, genel işletme giderleri, lojistik maliyetleri ve biliyorsunuz ki %100 el yapımı olan ürünlerimiz için işçilik maliyetlerinin artışı sebebiyle sabit bir maliyet oluşturamamak, dolayısıyla siz müşterilerimize sürekli fiyat geçişleri yansıtmak da hizmetimizi olumsuz yönde etkilemektedir. Mimfood ailesi olarak, 2017 yılında Smyrna Boyoz markası ile başlamış olduğumuz yolculuğumuza Nisan 2022 itibariyle, kaliteli hizmetimizin mevcut piyasa koşullarında sürdürülebilir olamayışından ötürü üzülerek son verdiğimizi bilgilerinize sunarız." denilmiştir. Açıkça sözleşmenin fesh edildiği belirtilmemekle beraber üretime son verildiği açıklanarak fesih iradesinin gündeme getirildiği açıktır.
Taraflar arasındaki bir takım görüşmelerden sonra davalı tarafın davacıya gönderdiği 21.04.2022 tarihli e-mailde "Amacımız işi zorlaştırmak ya da tarafınızı zorda bırakmak değildir, ancak üretimimiz bu hafta itibariyle sonlanmaktadır. Dün tarafımıza ulaşmış olan 4 paletlik siparişiniz üretildikten sonra tesisimiz kapanıyor. Birkaç personelimizle yollarımız ayrıldı bile. Bu sebeplerden ötürü maalesef, yıl sonuna kadar yetecek ürün siparişinizi tamamlamamız mümkün değildir.
... olarak artık herhangi bir gıda üretiminde olmayacağız. Unlu mamuller projesi için ...A.Ş. şirketimizle devam edeceğimizi ve ayrıca talep etmiş olduğunuz numunelerin, İstanbul'da depoda sizleri beklediğini iletmek isterim." denilerek son 4 paletlik siparişin üretildikten sonra tesisin kapanacağını, unlu mamüller projesine ... A.Ş. isimli şirketleriyle devam edecekleri davacı tarafa bildirilmiştir.
Bunun üzerine davacı taraf ... 45.Noterliği'nin... tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnemesi ile taraflar arasında akdedilmiş olan 28.08.2018 tarihli Fason Üretim Anlaşması'nın (Sözleşme) sözleşmeye aykırı şekilde feshine dair ihbarının kabul edilmediği, sözleşmeye aykırı davranışların devamı halinde uğranılan zararların kendisine rücu edileceği ihtar edilmiştir.
Sözleşmenin 19.2.maddesi sözleşmenin feshine ilişkin olup "Üretici ve/veya satıcının bu sözleşme içinde yer alan bilcümle koşula aykırı olmamak kaydıyla, bu sözleşmeyi ve satınalma sözleşmesini haklı sebeple ve fesih ihbarının ...'ya ulaşması anından 12 (oniki) ay sonra hüküm doğurmak üzere noter kanalı ile fesih bildiriminde bulunma hakkı vardır.
...'nun altı ay önceden ihbar etmek kaydı ile dilediği tarihte İşbu sözleşmeyi fesh etme hakkı saklıdır." denilmektedir.
Bu nedenle davalının gönderdiği ve sözleşmenin feshi niyetini ortaya koyan mailler ile sözleşmenin fesih edilmiş olduğu kabul edilemez. Zira en başta sözleşmenin 19.2.maddesindeki şekli kurala (Noter İhtarnamesi) uyulmamıştır. Davacı tarafta bu durumu noter ihtarı ile hatırlatmıştır.
Bunun üzerine davalı taraf sözleşmeye uygun olarak ... 21.Noterliğinin ... tarih ve ... yevmiye numaralı cevabi ihtarname ile üretimi durdurma ve üretim tesisini kapatma kararı aldıklarını, davacı taraftan son kez 20.04.2022 tarihinde alınan siparişlerin üretiminin yapılarak 22.04.2022 tarihinde üretimin durdurulduğunu, zorunlu olarak üretimin durması ve üretim tesisinin kapanması durumunun, hukukumuza göre edimin ifasını imkansız hale getirdiğini ve sözleşmenin bu sebebe dayalı yani mücbir sebep kapsamında fesh edildiğini, bu nedenlerle davacı şirketin ihtarnamesinde bahsettiği zararların hiç birinden sorumluluklarının bulunmayacağını belirtmiştir. Böylece sözleşmede öngörülen şekli şart gerçekleşmiştir.
Yine sözleşmenin 19.2.maddesi gereğince feshin haklı olması gerekmektedir. üretimin 22.04.2022 tarihinde durdurulduğunu ve feshin bu nedenle mücbir sebepler kapsamında yapıldığını söylemektedir. Mücbir sebepler olarak da Dünya çapında yaşanan gelişmeler, ekonomik değişimler, ihracat yasakları, buğday fiyatlarının artması, un fiyatlarındaki artış, artan maliyetler nedeniyle mali zorluklar yaşamaları olarak ifade edilmiştir. Ancak sektör bilirkişisinin de işaret ettiği üzere aynı ölçekte, aynı işi yapan işletmelerin olası ekonomik krizlerden çıkışları farklı olabilmektedir. Zira her işletme, kendi işletme yönetiminin sonuçlarından etkilenmektedir. Alınan kararların isabetli olup olmadığı önemli rol oynamaktadır. Söz konusu sebepler tüm işletmeler için aynıdır. Sektördeki tüm içletmeler için buğday ve un fiyatları artmış, tüm işletmeler için ihracat yasakları gelmiştir. Dolayısıyla tüm işletmeler dünya çapında yaşanan ekonomik gelişmelerden az veya çok etkilenmişlerdir. Sektördeki bütün işletmeler iflas etmemiş, işyerlerini kapatıp üretimi durdurmamışlardır. Kaldı ki zaten davalı taraf da unlu mamüller projesine dava dışı ...AŞ isimli şirketleriyle devam edeceklerini bildirmiştir. Rapora da (8-9.sh) eklenen araştırma sonuçları ve görsellerden de anlaşılacağı üzere söz konusu firma üretim halinde ve faaliyettedir. Hem davacı şirketin hem de dava dışı ...AŞ isimli şirketinin kurucusu ve münferit yetkilisinin ... olduğu raporun (7) sayfasına eklenen Ticaret Sicil Gazetesi ekran görüntülerinden de anlaşılmaktadır. Bu nedenle sözleşmenin feshi haklı olmadığı gibi yine sözleşmenin 19.2.maddesinde belirtilen "...fesih ihbarının ...'ya ulaşması anından 12 (oniki) ay sonra hüküm doğurmak..." kurala da uyulmamıştır. Zira 22.04.2022 tarihinde üretim durdurulmuştur. Artık üretim olmayacağından ve tedarik bu tarih itibariyle son bulduğundan sözleşmenin feshi için gerekli olan bu şartta yerine gelmemiştir. O halde sonuç olarak sözleşmenin feshinin haksız olduğu kabul edilmiştir. Buna göre de davacının kâr mahrumiyeti talep etme hakkı vardır.
Mahrum Kalınan Kâr Yönünden;
Kar kaybının nasıl yapılacağı Yargıtay içtihatları ile belirlenmiştir ve 6098 sayılı TBK.nun 408 ve 438/11.maddesindeki kesinti yönteminin uygulanması gerekmektedir. Raporda da (15.Sh) bu hususa dikkat çekilerek Yargıtay kararlarına atıf yapılmıştır.
Yine raporun 6.sayfasında da işaret edildiği üzere davacı vekili replik dilekçesinde (7-8.Sh) "....sözleşmelerin davalı tarafça feshedilmesi ve üretimin yapılmaması üzerine davacı müvekkil şirket beş aylık bir süreyle stoksuz kalmıştır.... Bu dönemde, yeni tedarikçilerle görüşmeler sağlayan davacı müvekkil şirket, beş aylık bir stoksuzluk dönemi sonunda Neta Dondurulmuş Gıda Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi ile boyoz tedariki hususunda anlaşma sağlanmıştır.... davacı müvekkil şirketin zararı yeni bir tedarikçi bulana dek artarak devam etmiştir...." açıklamalarından yola çıkılarak, 5 aylık yani Şubat-2023 sonuna kadar olabilecek bir kar yoksunluğu içine düştüğünün kabulü gerekir. Bilirkişi görüşü de bu yönde olup, hesaplama da bu süre üzerinden yapılmıştır.
Taraflar arasındaki sözleşmenin yürürlükte olduğu dönemlere ilişkin olmak üzere davacı şirketin davalı şirketten yapmış olduğu boyoz alışlarına ilişkin miktar ve tutarlarını içeren kayıtlar ibraz edilmiş, bilirkişi raporunda tablo halinde gösterilmiştir.
Buna göre; 2019 yılında Alış Cirosu/Satış Cirosu= 303.763,00/365.256,00= % 83,16 satılan malın (boyoz) maliyeti % 16,83 brüt kar, 2020 yılında Alış Cirosu/Satış Cirosu = 387.925,00/559.784,00= % 69,30 satılan malın (boyoz) maliyeti % 30,70 brüt kar, 2021 yılında Alış Cirosu/Satış Cirosu = 261.380,00/382.369,00= % 68,35 satılan malın (boyoz) maliyeti % 31,65 brüt kar olarak hesaplanmıştır.
Raporda da işaret edildiği üzere 2019 yılında 303.763,00 TL bedelle alınan boyozun 365.256,00 TL bedele satılması ile satışların maliyetinin net satışlara oranlanması neticesinde 2019 yılında boyoz satışından elde edilen kar marjının % 16,84, 2020 yılında % 30,70 ve 2021 yılında % 31,64 olduğu tespit edilmiştir.
Bilirkişi heyeti kar kaybı hesabının kesinti yöntemine göre yapılabilmesi için davacı şirketin 2019 - 2020 - 2021 yılı Kurumlar Vergisi Beyannamelerine ihtiyaç duymuş ve davacı taraftan beyannameleri istenmiş, zira beyanname içeriğinde yer alan Gelir Tabloları çerçevesinde esasen satılan malın maliyetinin net satışlara bölünmesi ve yanı sıra faaliyet giderlerinin de bilinmesi ile birlikte hesaplama yapmanın mümkün olabileceğini belirterek talepte bulunduğunu ancak davacı şirket vekilinin e-posta ile kurumlar vergisi beyannameleri müvekkili şirket tarafından gizli bilgi içermesi sebebiyle iletilemeyeceği bildirilmiştir.
Bilirkişi heyeti bu nedenle net kar rakamına tahminleme metodu ile ulaşmaya çalışmışlardır. Sektörel olarak bilinirliği olan genel rakamları kullanarak ve davacının da "..." olmasından yola çıkarak, sektörün bu kısmında geçerli olan yaklaşık %14 oranındaki faaliyet giderlerini (Kira % 4 + Personel % 5 + Enerji, su, iletişim, nakliye, güvenlik, temizlik, reklam gibi diğer giderler yüzde % 5 = % 14 ortalama gider rakamı çok yaklaşık bir sonuç olarak değerlendirilmiştir) esas almıştır.
Sözleşmenin ayakta kaldığı 2019-2020-2021 yılları esas alınarak ortalama 1 yıllık faaliyet karı net olarak 101.577,57.-TL olduğu, 5 aylık kâr kaybının ise 42.324,00.-TL olduğu hesaplanmıştır. Yapılan hesaplama raporun 13-14 sayfasında tablo halinde gösterilmiştir.
Davalı vekilinin de stok durumu ile ilgili araştırma yapılması gerektiği yönündeki itirazları da dikkate alınarak; ilgili vergi dairesinden davacı kurumun 2019 - 2020 - 2021 - 2022 yılı Kurumlar Vergisi Beyannameleri ile ekli gelir tablolarının onaylı ve okunaklı birer sureti istenmiş ve bilirkişi raporunun 6.sayfasında da işaret edildiği üzere davacı vekilinin replik dilekçesinde (7-8.Sh) "....sözleşmelerin davalı tarafça feshedilmesi ve üretimin yapılmaması üzerine davacı müvekkil şirket beş aylık bir süreyle stoksuz kalmıştır.... Bu dönemde, yeni tedarikçilerle görüşmeler sağlayan davacı müvekkil şirket, beş aylık bir stoksuzluk dönemi sonunda ...Şirketi ile boyoz tedariki hususunda anlaşma sağlanmıştır.... davacı müvekkil şirketin zararı yeni bir tedarikçi bulana dek artarak devam etmiştir..." açıklamalarından yola çıkılarak, 5 aylık yani Şubat-2023 sonuna kadar olabilecek bir kar yoksunluğu içine düştüğünün kabulü ile hesaplama yapılmış ise de davacının beyanına göre değil, şirket stoklarının gerçek durumuna göre inceleme yapılarak ve yukarıda ihtiyaç duyulan beyannameler ve gelir tabloları dikkate alınarak kâr mahrumiyet hesabının gözden geçirilmesine, bu yönde bilirkişi heyetinden ek rapor alınmasına karar verilmiştir.
Bunun üzerine verilen 16.02.2026 tarihli ek raporda;
Davacı şirkete ait 2019, 2020, 2021 yılı Kurumlar Vergisi Beyannamelerine göre davacı tarafın 2019, 2020 ve 2021 yıllarındaki faaliyetlerinden faaliyet zararı ürettiği, bu nedenle “Davacı tarafın talep edilen yıllara ait Kurumlar Vergisi beyannamesini “gizli bilgi” içerdiği gerekçesiyle iletmemesinden ötürü, net kar rakamına tahminleme metodu ile ulaşılmaya çalışılması” yöntemi ile bulunan 5 aylık mahrum kalınan karın 42.324 TL olduğunu tekrar ettiklerini, ayrıca, davacı şirketin binlerce farklı ürün'deki satış operasyonu ile elde ettiği faaliyet karının yada zararının bu boyoz işinde emsal alınarak simüle edilmesinin hatalı tespitlere sebep olacağı, yani; davacı tarafın Vergi Beyannamelerinde görüldüğü üzere zarar ettiğini, dolayısıyla bu boyoz işinde de mahrum kalınan karının hesaplanamayacağını belirtmenin yanlış olacağını, dolayısıyla tahminleme metodunun en yaklaşık sonuçları vereceğini tekrar etmek istediklerini, ayrıca; Mahkemenin bu ek rapor görevlendirmesindeki şirket stoklarının gerçek durumuna göre inceleme yapılarak ilgili tespitlerin yapılması isteği ise, üzerinden geçen zaman nedeniyle fiilen mümkün olmadığını, şöyle ki; davacı tarafın çok sayıda mağazasında, davalı tarafın ürettiği boyoz ürünlerinin hangi tarihte, hangi mağazalarda stokların kritik stok seviyesine indiği ve bu nedenle kar kaybı yaşanıp yaşanmadığı, hangi tarihte, hangi mağazalarda tam stoksuzluk yaşandığı ve bu nedenle kar kaybı yaşanıp yaşanmadığının hesaplanabilir olmadığını, yani; Kritik stok seviyesine inen stokların ve tam stoksuzluk durumundaki sıfır stok durumunun, hangi tarihlerde ve hangi mağazalarda yaşanmasıyla kaç TL'lik bir kar mahrumiyetinin yaşandığının hesaplanabilir olmadığını, bunun yerine davacı tarafın kar mahrumiyetinin hesaplanması konusunda 2 ayrı görüş oluştuğunu, (1) Şirketin Kurumlar Vergisi beyannamesi yoluyla bildirilen yıllarda sürekli zarar etmesi nedeni ile iş modelinin sürdürülebilir olmadığı konusunda bu yıllarla sınırlı görüş oluşabileceği ve bu yıllara ait veriler ile davacı tarafın zaten kar elde etmediği, dolayısıyla boyoz işinde de elde edilmiş bir karın olmayacağı, veyahut (2) Tahminleme metodu ile bulunan 5 aylık kar mahrumiyetinin esas alınabileceği, sonuç olarak nihai olarak takdir mahkemenin olmakla birlikte, sadece boyoz işine ait kısımda kar mahrumiyetinin tahminleme metodu ile de olsa hesaplanabilir olmasından ötürü ve hem de şirketin binlerce kalemlik diğer operasyonlarının sonuçlarını bu boyoz işi ile karıştırmadan hesaplanabilir olmasından yukarıda 2.maddeki görüş yönünde kanaat bildirilerek kök raporda ısrar edilmiştir.
Bilirkişi raporundaki tespit ve görüşlere katılmamak için bir neden görülmemektedir. Zira davacı şirketin yıllar itibariyle sürekli zarar etmesinin dava konusu ticari ilişki nedeniyle kâr kaybı isteyemeyeceği anlamına gelmediği, mevcut stoklara göre hareket etmenin imkansızlığı karşısında bilirkişi heyetince net kar rakamına tahminleme metodu ile ulaşmasında bir yanlışlık olmadığı, buna göre sözleşmenin süresinden önce ve haksız feshi nedeniyle davacının 5 ay stoksuz kalması nedeniyle oluşan kâr kaybının 42.324,00.-TL olduğu kabul edilerek, 22.04.2022 fesih tarihinden itibaren (Her ne kadar 18.04.2022 tarihinde mail gönderilmiş ise de son bir üretim yapılarak 22.04.2022 tarihinde üretim durdurulduğundan) işleyecek en yüksek banka mevduat faiziyle birlikte tahsiline karar vermek gerekmiştir.
Davacı vekili HMK.nun 107.maddesi gereğince belirsiz alacak davası açtığından, 11.05.2026 tarihli değer arttırım dilekçesi ile dava değerini 42.324,00.-TL'ye çıkartarak, 08.05.2026 tarihinde gerekli harcı yatırarak peşin harcı tamamlamıştır
Manevi Tazminat Yönünden;
Davacı vekili, davalı şirketin sözleşmeyi haksız ve usule aykırı feshi sebebiyle ürün tedarik ve satışı öncesinde herhangi bir bildirim yapılmaksızın, aniden durdurulması nedeniyle şirket müşterilerinin ... markasına duyulan güvenin sarsılmasına sebebiyet verildiğini, diğer ürünlerin sürdürülebilirliği hususunda da müşterilerin şüphe duymasına neden olunduğunu, ticari itibarın zarara uğradığını belirterek manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
Bilindiği üzere, hem gerçek hem de tüzel kişilerin kişilik hakları Türk Medeni Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu’nunda düzenlenmiştir.
4721 sayılı TMK.nun 24/1.maddesi gereğince; "Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hakimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir."
6098 sayılı TBK.nın "Kişilik Hakkının Zedelenmesi" başlıklı 58. Maddesi gereğince; "Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir.
Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir."
Kişilik hakkı, kişinin kişiliğini oluşturan, kendisini insan kılan maddi-manevi tüm değerlere, özel olarak, yaşamına, beden bütünlüğüne, sağlığına, onuruna, saygınlığına, özel yaşamının gizliliğine, sözüne, resmine, adına, bu arada ekonomik hareket serbestliğine ilişkin hakkıdır (Serozan, R. "Kişilik Hakkının Korunmasıyla İlgili Bazı Düşünceler". İstanbul Üniversitesi Mukayeseli Hukuk Araştırmaları Dergisi 11 (2011): p. 93-1129)
Doktrinde ve uygulamada Yargıtay içtihatları ile de tüzel kişilerin de manevi tazminat talebinde bulunabilecekleri kabul edilmektedir. Yargıtay HGK....E.,...K. Sayılı ilamında; "Bu kapsamda, tüzel kişinin ekonomik faaliyetini yürütürken kazandığı saygınlık, onun kişisel değerleri içinde yer alır. Ticari şeref ve haysiyetin çiğnenmesi, onun ekonomik yaşam içindeki yerini ve durumunu sarsabilir. Tüzel kişinin kişilik haklarından olan onur ve saygınlığı onun korunan değerlerinin başında gelir. Bu nedenle tüzel kişi onur ve saygınlığından vazgeçemeyeceği gibi, bu değerlerini hukuka ve ahlaka aykırı olarak da sınırlayamaz. Ekonomik itibar da tüzel kişinin şeref ve haysiyetinin bir görüntüsüdür. Tüzel kişinin ekonomik faaliyetleri de toplum tarafından değerlendirilmektedir. Tüzel kişilerin manevi tazminat talep edip edemeyeceği tartışmalı olmakla birlikte hukuk düzeninin tüzel kişileri hukuk sujesi olarak tanıdığına ve onlara ad, şeref ve itibar gibi kişisel varlıklar bahşedilmiş olduğuna göre, kişisel varlıklara yapılan saldırı nedeniyle elem ve ızdırap duymayacaklarından söz edilerek tüzel kişilerin manevî tazminat adı ile bir paranın ödetilmesi davası açamayacaklarını kabul etmek yasa koyucunun amacına aykırı düşecektir. Gerek Medenî Kanun ve gerekse Borçlar Kanunu yalnız gerçek kişilerin değil, aynı zamanda tüzel kişilerin de kişisel haklarını korumaktadır. Günümüzde doktrin ve Yargıtay tarafından yaygın olarak benimsenen görüş, gerçek kişilere özgü olanlar dışında kalan kişilik haklarında tüzel kişilerin de manevi zarara uğrayabileceğini ve bu nedenle manevi tazminat talebinde bulunabileceğini kabul etmektedir." denilerek bu duruma işaret etmiştir. Bu kapsamda genellikle tüzel kişinin çevresinde kazandığı itibarı aşağılayan yazılı, sözlü veya görüntülü beyanlar, şu veya bu vasıflara sahip olmadığına dair yayınlar, kişilik haklarından şeref ve haysiyete yönelik tecavüz olarak kabul edilmektedir.
Yukarıdaki açıklamalardan sonra somut olaya gelince;
Davacının taraflar arasındaki sözleşmenin 22.04.2022 tarihinde haksız olarak feshedildiği, davacının 42.324,00.-TL kâr mahrumiyeti zararı oluştuğu, bu miktarın fesih tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faiziyle birlikte tahsiline karar vermek gerektiği, manevi tazminat talebi yönünden ise, bu tazminata hükmedilebilmesi için aynı zamanda TBK'nın 58. maddesinde belirtilen şartlar dahilinde ve yukarıda da ayrıntılı olarak izah edildiği üzere kişilik haklarına yönelik bir saldırının mevcudiyetinin zorunlu olduğu, somut olayda ise davalının taraflar arasındaki sözleşmeyi fesh etmesinin davacı şirketin ticari itibarının ne şekilde zedelendiğinin ispat edilemediği (Emsal:Yargıtay 11.HD.nin 28.04.2025 tarih ve... E. ...K.), sözleşmenin haksız olarak feshinin de sırf bu nedenle manevi tazminata hak kazandırmayacağı, haksız feshin maddi tazminat talebine konu edilebileceğinden manevi tazminat talebinin reddine karar vermek gerekmiş olup aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
Davanın KISMEN KABULÜNE,
A-42.324,00.-TL kâr mahrumiyeti zararının 22.04.2022 tarihinden geçerli olmak üzere en yüksek banka mevduat faiziyle birlikte davalıdan alınarak DAVACIYA VERİLMESİNE,
B-Davacının manevi tazminat talebinin koşulları oluşmadığından REDDİNE,
1-Alınması gereken karar ve ilam harcı 2.891,15-TL olup, peşin alınan 512,33-TL ve 1.500,00-TL tamamlama harcı toplamı olan 2.012,33-TL harçtan mahsubu ile bakiye 878,82-TL harcın DAVALIDAN ALINARAK HAZİNEYE İRAT KAYDINA,
Davacı tarafından yatırılan 179,90-TL başvuru harcı, 512,33-TL peşin harç ve 1.500,00-TL tamamlama harcı toplamı 2.192,23-TL harcın davalıdan alınarak davacıya ödenmesine,
2-Davacı tarafından yapılan posta ve tebligat masrafı 4.583,00-TL, bilirkişi ücreti 46.200,00-TL'den oluşan 50.783,00-TL yargılama giderinin davanın kabul/red oranına göre hesaplanan 34.486,54-TL'sinin davalıdan alınarak davcıya ödenmesine, bakiyesinin davacı üzerinde bırakılmasına,
3-Davalı tarafça yapılan yargılama gideri bulunmadığından BU HUSUSTA DEĞERLENDİRMEYE YER OLMADIĞINA,
4-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden yürürlükteki AAÜT gereğince hesap ve takdir olunan (kabul olan dava değeri üzerinden) 42.324,00-TL vekâlet ücretinin DAVALIDAN TAHSİLİ İLE DAVACIYA VERİLMESİNE,
5-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden yürürlükteki AAÜT gereğince hesap ve takdir olunan (reddolan dava değeri üzerinden) 20.000,00-TL vekâlet ücretinin DAVACIDAN TAHSİLİ İLE DAVALIYA VERİLMESİNE,
6-Taraflarca yatırılan gider avansından yargılama sırasında yapılan masraflar ile karar tebliğ giderlerinden geriye kalan avansın karar kesinleştiğinde YATIRAN TARAFA İADESİNE,
7-Dava şartı arabuluculuk sürecinde Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 1.560,00-TL arabuluculuk ücretinin;
A) 1.059,39-TL'sinin davalıdan alınarak,
B) 500,61-TL'sinin davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,
Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı, tarafların gerekçeli kararı tebliğ tarihinden itibaren 2 HAFTA içerisinde mahkememize verecekleri bir dilekçe ile veya bulundukları yerdeki başka bir mahkeme aracılığıyla mahkememize gönderecekleri dilekçe ile HMK. 341.maddesi uyarınca İstanbul BAM. nezdinde İSTİNAF yoluna başvurma hakları bulunduğu hatırlatılmak suretiyle verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 22/06/2026

KATİP - HAKİM -
¸e-imzalıdır ¸e-imzalıdır

Yorumlar (0)

Yorum yapmak için giriş yapmanız gerekiyor.

veya Giriş yapın

  • Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın.

İlgili Kararlar