Anahtar kelimeler: liposuction
**"İçtihat Metni"**
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/803 E., 2024/1480 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 10. Tüketici Mahkemesi
SAYISI : 2022/620 E., 2023/572 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının 12.04.2014 ve 21.04.2014 tarihlerinde Acıbadem Atakent Hastanesinde, (Blefaroplasti) üst ve alt göz kapağı ameliyatı, (Face Lift) orta yüz germe, dudaklar ve yanaklara yağ enjeksiyonu, yağ enjeksiyonu için Liposuction, (Rinoplasti) burun estetiği gibi yüzünde çeşitli yerlerden ameliyat olduğunu, davacının bu ameliyat dizisi ile göründüğünden daha güzel bir yüze sahip olmak istediğini, ancak hastane ve doktorların yeteri kadar dikkat ve özeni göstermemeleri sebebiyle istediği yüze sahip olamadığını ve eskisinden kötü bir yüze sahip olduğunu, davacının göz ameliyatı ile ilgili olarak sol gözün alt zarına dikiş atıldığını bunun haricinde fazla deri alınması sebebiyle sol gözün alt kapağı açık kaldığını, orta yüz germe işleminde gıdık ve boğazın da gerileceğini ancak ne orta yüzde bir değişiklik olduğunu, ne de gıdık ve boğazın gerildiğini, davalı doktorun, müvekkilinin istemediği bir işlemle, müvekkilinin şakak kısımlarını kesip göz çevresini germe çalışmasıyla kaşlarının şeklini bozduğunu ayrıca liposuction ve yağ enjeksiyonunda da hataların mevcut olduğunu, burun ameliyatının da diğer ameliyatlar gibi müvekkilinin istemediği bir şekilde sonuçlandığını, müvekkilinin hastane ile iletişime geçtiğini ve şikayetlerini bildirdiğini, hastane yönetiminin durumu kabul ederek, müvekkilini 16.10.2014 tarihinde Fulya Acıbadem de başka bir doktor ile görüştürdüğünü, ancak burada doktorun, sadece göz kapaklarını düzeltebileceğini diğer yerlere bir şey yapamayacağını bildirdiğini, müvekkilinin teklifi kabul ettiğini ancak bu operasyonun da yeteri kadar iyi geçmediğini, başarısız operasyonlar yüzünden müvekkilinin psikolojisinin bozulduğunu, işinden çıktığını ve hiçbir sosyal faaliyete katılamadığını beyanla, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL maddi tazminat ve 1.000,00 TL kazanç kaybı ile 100.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline ve davacının hastaneye ödediği 20.650,50 TL'nin olay tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile beraber davalı hastaneden tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davacının belirsiz alacak davası açmasının hukuki yararı olmadığını ve zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, müvekkili hastane ve hekim tarafından davacıya uygulanan tedavilerin uluslararası kabul gören tıbbi kriterlere uygun olduğunu, müvekkili hekimin kusurunun olmadığını, davacıya yapılacak operasyonlara ilişkin karşılıklı mutabakata varıldığını, müvekkili hekimin, muayene bulguları, önerilen ameliyatlar riskleri ve sonuçları hakkında, davacı hastayı detaylı olarak bilgilendirdiğini ve ayrıca yazılı onam da alındığını, 12.04.2014 tarihinde saat 09:15-21:00 müvekkili hekim tarafından kararlaştırılan operasyonların yapıldığını, ameliyat sonrası yapılan kontrolde genel durumun iyi, vital bulguları stabil bulunan hasta burundaki şekil bozukluğunun düzeltilmesi ve kontrol muayenesinin yapılması için 21.04.2014 tarihine randevu verilerek 23.04.2014 tarihinde taburcu edildiğini, daha sonra davacının yapılan estetik ameliyatlarından memnun kalmaması nedeniyle ... Hastanesinde Prof. Dr. ... tarafından yapılan muayenede üst kapaklarda yeterli eksizyon yapılmadığı için hala fazlalık olduğu, sol alt kapakta lateral bakışlarda skleral show ve kapağın en lateral 1 cm’lik kısmında konjunktivanın dışarıdan görülmesine sebep olan ektropion mevcut olduğu, her iki kulak arkasındaki face lift kesileri asimetrik ve hipertrofık skara gitmiş durumda. bunun dışında yüz germe, boyun, yağ enjeksiyonu ve burun ameliyatı ile ilgili sorun tespit edilmediği kayıt altına alındığını, üst kapak ameliyatının tekrarlanarak fazla derinin çıkarılması ve sol alt kapaktaki ektropion için ilk aşamada kantoplasti, geçmezse eksternal deri grefti uygulaması gerektiği için davacı hastaya anlatıldığını, yine hekim tarafından hastaya kulak arkası yara izlerine şu an cerrahi bir müdahale yapılamayacağı, sadece 3 seans fraksiyonel karbondioksit lazerle kabarma ve kızarmanın bir miktar düzeltilebileceğinin söylendiğini, sol alt kapaktaki sorunun zor bir problem olduğu ve tam olarak çözülmeyebileceği anlatıldığını, davacı hastaya 16.10.2014 tarihinde Prof. Dr. ..., Dr. ... tarafından bilateral üst kapak blefaroplastisi ameliyatı yapıldığını, 17.10.2014 tarihinde üst kapak pansumanlarının değiştirildiğini ve sorun olmadığının tespit edildiğini, davacının teşhis ve tedavisi ve takip süreci tıp kurallarına uygun olduğunu, yapılan teşhis ve tedavi ile ilgili hukuki sorumluluğu gerektiren bir kusur bulunmadığını beyanla davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacıya davalı hekim tarafından yapılan üst ve alt göz kapağı ameliyatı, orta yüz germe, dudaklar ve yanaklara yağ enjeksiyonu, liposuction ve rinoplasti ameliyatına ilişkin dava konusu şikayetleri yönünden Adli Tıp Kurulu 7. İhtisas Kurulu'ndan ve uzman hekimlerden oluşan bilirkişi heyetinden alınan bilirkişi raporlarında davalı hekimin sorumluluğunu gerektirecek ihmal ve hataya rastlandığına ilişkin tespit yapılamadığı, davalının eyleminin tıbba uygun olduğu, meydana gelen durumun ve davacının şikayetlerinin komplikasyon olduğu, davacıdan imzalı bilgilendirme ve onam formlarının alınmış olduğu; bu haliyle ameliyat ve riksleri hakkında bilgilendirildiğinin kabulü gerektiği, meydana gelen olumsuzlukların komplikasyon olduğu ve komplikasyon yönetiminin doğru olduğu, her ne kadar 12.04.2014 tarihli ameliyatlara ilişkin (burun ameliyatı dışındaki işlemler) alınan onam formları içerik bakımından yeterli bilgilendirmeyi içermemiş olsa da davacının yapılan güncel muayenesinde davaya konu işlemlerin amacına ulaştığı davacının şikayetlerinin subjektif nitelikte olduğu, herhangi bir deforme bulunmadığı, davalı hastane ve hekimin kusurunun bulunmadığı gerekçeleriyle davanın maddi ve manevi tazminat talepleri yönünden ayrı ayrı reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının maddi tazminata dair istinaf talebinin reddine, davacının manevi tazminata dair istinaf talebinin kısmen kabulü ile kararın kaldırılarak yeniden esas hakkında; davacının ikinci bir ameliyata maruz kaldığı ve davacıya ilk ameliyatında yeterince aydınlatma yapılmadığı, buna göre, davacının bu estetik operasyonla ilgili geçirdiği ikinci ameliyat sebebiyle durumunun düzeltildiği, bir kısım sorunun kendiliğinden geçmesi nedeniyle davacının ücret iadesine hak kazanmadığı, ayrıca davacının iş gücü kaybına dair maddi zararının oluştuğu da ispatlanamadığı, davacının manevi tazminat talebine ilişkin istinaf incelemesinde ise davacının operasyon sonrası istenen sonucu alamadığı, tıbbi müdahaleye bağlı sorunlar nedeniyle fiziksel, psikolojik ve sosyal yönden olumsuz etkilendiğinin anlaşıldığı, manevi tazminatın koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davacının maddi tazminat davasının reddine, davacının manevi tazminat davasının kısmen kabulü ile 15.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazla talebin reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; davacıya uygulanan ameliyatın hatalı yapıldığını, söz konusu ameliyat sebebiyle müvekkilin mağdur olduğunu, hatalı yapılan ameliyat sebebiyle ücret iadesine karar verilmesi gerektiğini, söz konusu 15.000,00 TL manevi tazminat miktarının 2024 yılı itibariyle ülkenin enflasyon gerçeği de göz önüne alındığında çok düşük bir tazminat olduğunu, ülkemizin içinde bulunduğu yüksek enflasyonun göz önüne alması gerektiğini beyan etmektedir.
Davalı Dr. U. Sinan Ersoy vekili temyiz dilekçesinde; davacının ilk ameliyat sonrasındaki durumunun davalı hekimin eylemlerinden kaynaklanmamakta olup yapılan operasyonun komplikasyonu niteliğinde olduğunu, davacının bu hususta aydınlatılmış olduğunu, davalı hekimin herhangi bir kusur yahut ihmali bulunmadığını beyan etmektedir.
Davalı Acıbadem Sağlık Hizmetleri ve Tic. A.Ş. vekili temyiz dilekçesinde; davalı hastane ve diğer davalı hekimler tarafından davacıya uygulanan tedavide gerekli tüm özen ve dikkatin gösterildiğini, davacıya uygulanan tıbbi işlemler ve takibin uluslararası kılavuzlara uygun şekilde gerçekleştirildiğini, bu durumun her iki raporda da tespit edildiğini, manevi tazminat talebi yönünden ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak manevi tazminata hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu beyan etmektedir.
B. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
Uyuşmazlık, ayıplı estetik ameliyat iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür.
1-) Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen maddi tazminata ilişkin nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
2-) Miktar veya değeri temyiz kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması halinde anılan Kanun'un 366. maddesi atfı ile aynı Kanun'un 352/1-b maddesi hükmü uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Dosya içeriğine göre davacı vekili tarafından temyize konu edilen manevi tazminata ilişkin miktar 100.000,00 TL'dir. Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 378.290,00 TL'nin altında kalmaktadır.
3-) Dosya içeriğine göre davalılar vekili tarafından temyize konu edilen miktar 15.000,00 TL'dir. Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 378.290,00 TL'nin altında kalmaktadır.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekili tarafından maddi tazminata ilişkin temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370/1. maddesi hükmü uyarınca ONANMASINA,
Davacı vekilinin manevi tazminata ilişkin temyiz dilekçesinin kararın miktar itibariyle kesin olması nedeniyle REDDİNE,
Davalılar vekilinin temyiz dilekçesinin kararın miktar itibariyle kesin olması nedeniyle REDDİNE,
Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde ilgililere iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
14.04.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
(Muhalif)
KARŞI OY YAZISI
...
1-Davacının Temyizi Yönünden
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 362/1 madde hükmüne göre; miktar veya değeri kırk bin Türk Lirasını (bu tutar dâhil) geçmeyen davalara ilişkin kararlar kesindir. Bu parasal sınır HMK ek 1. Maddeye göre yapılan artırımlar sonucu 2025 yılı için 544.000 TL'dir.
Bu hükmün kapsamının belirlenebilmesi için öncelikle dava değerinin ne olduğu üzerinde durulmalıdır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce yürürlükte olan HUMK'da sulh hukuk mahkemesi ve asliye hukuk mahkemesi arasında istisna hükümler dışında değere bağlı görev esası geçerli olduğundan Kanunda (HUMK), dava değerine ilişkin kapsamlı hükümlere de yer verilmişti. Özellikle Kanunun ilk 6 maddesinde yer alan görevle ilgili hükümler uygulamada görev sorunu yanında uygulamada pek çok usul sorununun da aşılmasına dayanak oluşturmaktaydı. Bu hükümlere HMK'da yer verilmediğinden dava değerini bu hükümlere göre belirleme imkanı ortadan kalkmış ise de dava değerini belirlemeye esas tutulabilecek hükümler yine de mevcuttur.
Bunlardan en önemlisi malvarlığı haklarına ilişkin davalarda, dava konusunun değerinin dava dilekçesinde gösterilmesi gerekir (HMK 119/1-d) hükmüdür. Dava değeri dava dilekçesinde gösterileceğine göre konusu para alacakları bakımından dilekçede gösterilen miktar dava değeri olacaktır. Konusu bir miktar para olmayan ancak malvarlığına ilişkin davalarda ise dava değeri davaya konu edilen malvarlığının değeri olmalıdır.
492 sayılı Harçlar Kanunu hükümlerine göre karar ve ilam harcının 1/4 ünün peşin alınacak olması, ve bu harcın hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden alınacak olması, değer gösterilmez ise dava dilekçesinin işleme konulamayacak olması, taşınmazın aynına ilişkin davalarda taşınmazın değerinin alınacak olması, ecrimisil ve tazminat gibi taleplerde de bulunulduğu takdirde harcın, gayrimenkulün değeri ile talebolunan tazminat ve ecrimisil tutarı üzerinden alınacak olması nedeniyle de aynı sonuca varılacaktır.
Mal varlığı haklarına ilişkin ve konusu para alacağı olmayan davalarda, harca esas miktarın belirlenebilmesi bakımından, dava konusunun değerinin gösterilmesi esasının da dava dilekçesinde bulunması gereken zorunlu unsurlardan biri hâline getirildiği HMK 119. madde gerekçesinde belirtilmiş olması da dava değerinin harca esas miktara göre belirlenmesi gerektiği yönünde varılacak sonuca uygun bir anlatım içermektedir.
Davaların yığılmasının düzenlendiği HMK 110/1. Madde hükmüne göre, davacı, aynı davalıya karşı olan, birbirinden bağımsız birden fazla asli talebini aynı dava dilekçesinde ileri sürebilir. Aralarında aslilik - ferilik ilişkisi olmayan birden fazla talepten kaynaklanan bu dava yığılması kümülatif dava yığılması niteliğindedir. Kümülatifin sözlük anlamı katlanmış, birikmiş, yoğun kümeli olup birbirine eklenmiş birden fazla talep olması nedeniyle tek dava dilekçesiyle açılan bu davada kümülatif dava yığılması bulunmasına neden olmaktadır. Bu dava çeşidinde taleplerin tümü birbirinden bağımsız, eşdeğer ve aynı derecede öneme sahip ise de birbirinden tümüyle bağımsız ayrı davalar bulunduğundan söz edilemez. Gerekçede sözü edilen bağımsızlık ise taleplerin birbirinden bağımsızlığı olup usul hukuku anlamında birden fazla dava bulunduğu anlamına gelmemektedir. Zira ihtiyari dava arkadaşılığında davaların birbirinden bağımsız olduğu (HMK 58/1) gibi bir hükme 110. maddede yer verilmediği için tek dava dilekçesindeki bu talepler nedeniyle birden fazla dava açılmış olduğu sonucuna da varılamayacaktır. Tek dava dilekçesinde yer alan birden fazla talebe rağmen başvuru harcının tek alınması da davanın tek dava olduğunu göstermektedir. Bu nedenle davaların yığılması halinde de dava değeri nispi peşin harca esas olan tüm taleplerin toplam değerini ifade edecektir.
Davaların yığılması halinde istinaf veya temyiz kesinlik sınırının da bu esaslara göre belirlenmesi gerekir. HMK 341. maddedeki istinaf kesinlik sınırında ve 362. maddedeki temyiz kesinlik sınırında şu miktarı geçmeyen davalarına ilişkin kararlar ifadesine yer verildiğinden kesinlik sınırının her bir talep için ayrı değil, her bir davacı veya davalı yönünden taleplerin toplamı esas alınarak belirlenmesi gerektiğini ortaya komaktadır. Ayrıca asıl olan yasa yolunu açık tutmaya çalışan bir yorum olmalıdır. Tek dava dilekçesindeki aynı kişiyi ilgilendiren taleplerin bölünerek yasa yolu incelemesini sınırlamaya çalışan bir yorum, hak arama hürriyetine de getirilmiş bir sınırlama olacaktır. Yasada açık bir sınırlandırma olmadığına göre HMK 341 ve 362. maddedeki “davalarına ilişkin kararlar” ifadesi toplam talep miktarını esas almayı mümkün ve gerekli kılmaktadır.
Maddi ve manevi tazminat davasının birlikte açıldığı bir olayla ilgili olan Yargıtay HGK’nun 30.04.2019 T. 2017/4-1394 E. 2019/494 K. Sayılı kararında ve 30.03.2021 T. 2019/(21)10-768 E. 2021/361 K. sayılı kararında; objektif dava birleşmesi olarak adlandırılan bu durumda taleplerin her biri ayrı dava olmakla birlikte, görünüşte tek bir hüküm bulunduğundan temyizde kesinlik sınırının tespiti için hükmedilen maddi ve manevi tazminat tutarlarının toplamları esas alınmalıdır, görüşüne yer verilmiştir.
Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; davacı davasında 2.000 TL maddi ve 100.000 TL manevi tazminat talep etmiş olup maddi zarar iddiasının içeriğine göre 100.000 TL manevi tazminatla birlikte düşünüldüğünde toplamı kesinlik sınırı üzerindedir. Çoğunluk görüşü olarak da davacı yönünden maddi tazminat yönüyle temyiz yolunun açık olduğu kabul edilmiştir. Kesinlik sınırı hesaplanırken davacı yönünden maddi tazminat ve manevi tazminat yönünden toplam kabul edilmeyen zarar iddiası esas alınacağından manevi tazminat yönünden de temyiz yolu açıktır.
Açıklanan nedenlerle davacının maddi tazminata ilişkin temyiz itirazları reddedilerek verilen onama kararına katılmakta isem de manevi tazminata ilişkin de temyiz incelemesi yapılması gerektiği görüşünde olduğumdan manevi tazminata ilişkin temyiz talebinin miktardan reddi yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyorum.
2-Davalıların Temyizi Yönünden
Temyiz dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf, başvurma hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile, vereceği cevap dilekçesi ile temyiz yoluna başvurabilir. Temyiz yoluna asıl başvuran taraf, buna karşı iki hafta içinde cevap verebilir. (HMK 366/1 ve 348/1)
Temyiz yoluna başvuran, bu talebinden feragat eder veya talebi Yargıtay tarafından esasa girilmeden reddedilirse, katılma yolu ile başvuranın talebi de reddedilir. (HMK 366/1 ve 348/2)
Temyiz dilekçesine cevap süresi HMK 366/1. madde yollamasıyla uygulanan HMK 347/2. madde gereğince iki hafta olduğundan katılmalı temyiz süresi de iki haftadır.
HMK 366/1. madde yollamasıyla uygulanan HMK 348. madde katılmalı temyizde başvurma hakkı yanında başvurunun sonuçlandırılmasını da temyiz başvurusuna bağlı tutmuştur.
Temyize başvurma hakkı bulunmasa bile ibaresinden anlaşılması gereken kararın diğer taraf yönünden kesin olmasıdır. Bu ise miktar itibarıyla kesinliği ifade etmektedir. İçerik itibarıyla kesin olması halinde zaten iki taraf için de kesin olduğundan temyiz yoluna başvurulamayacaktır. Bu kesinlik sınırı HMK 362. maddedeki parasal sınır ile bu miktarın yeniden değerlendirme oranında artışına ilişkin HMK ek 1. maddeye göre belirlenecektir.
Katılma yoluyla temyiz, temyiz başvurusu yapmış olan taraf yönünden kullanılabilir. Temyize başvuran tarafla ilgili olmayan yani başvurmayan tarafla hususlar, katılmalı temyize konu edilemez.
Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; davalılar yönünden temyiz kesinlik sınırı nedeniyle verilen karar kesin ise de diğer tarafın kararı temyizi halinde davacının katılmalı temyiz hakkı doğmaktadır. Davalılar kendileri için kesin olan kararı, karşı tarafın temyiz dilekçesi kendilerine tebliğ edilmeden önce temyiz etmiş ise de bu durum davalıların katılma yoluyla temyiz hakkını ortadan kaldırmamaktadır. Davalılar karşı tarafın temyizi üzerine katılma yoluyla temyiz hakkı elde ettiğine göre aynı dilekçeyi yeniden vermesini aramaya gerek olmaksızın öncesinde verilen temyiz dilekçesinin katılma yoluyla temyiz dilekçesi olarak incelenmesi gerektiği kabul edilmelidir. Bu uygulama adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkını mümkün kılan bir sonuç ortaya koyacağından temel hak ve hürriyetlere de uygun bir yorum ve uygulama olacaktır.
Belirtilen nedenlerle davacı tarafın temyiz talebinin incelenmesi gerektiği görüşümüze bağlı olarak davalılar temyizinin de katılmalı temyiz olarak incelenmesi gerektiği görüşünde olduğumdan davalıların manevi tazminata yönelik temyizleri bakımından, kesinlik sınırı nedeniyle temyiz dilekçesinin reddi yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne de katılamıyorum.