Ana içeriğe atla

İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi · Esas 2026/253 · Karar 2026/1076

Eklenme tarihi: 13 Temmuz 2026 18.06.2026 Yayınlanma
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi 18.06.2026 Esas No: 2026/253 Karar No: 2026/1076

Anahtar kelimeler: tapu

T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
11\. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2026/253
KARAR NO : 2026/1076

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İZMİR 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 27.03.2025
NUMARASI : 2023/419 Esas 2025/321 Karar
DAVANIN KONUSU : Sözleşmenin İptali
KARAR TARİHİ : 19.06.2026
KARAR YAZIM TARİHİ : 19.06.2026

İzmir 6.Asliye Ticaret Mahkemesinin 27.03.2025 tarih 2023/419 Esas 2025/321 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 2018 yılında Fetö soruşturmasına maruz kaldığını, 2020 yılında davadan beraat ettiğini, bu süre zarfında işlerinin bozulduğunu, borçlarını ödemek için mallarını satışa çıkardığını ancak kimsenin almadığını, alanların da yardım ediyor hilesi ile ...'nin liderliğini yaptığı çetenin engellediğini, onlara vermesi için her türlü tuzak kurduklarını, çaresiz kalıp onlara verdiğini, sonrada ödeme yapmadıklarını, kendisini çok zor durumda bıraktığını, tapuyu da hile ile üzerilerine geçirdiklerini, bankanın da ilgili kişiler lehine direnç gösterdiğini, borcun ifasına engel olduğunu, söz konusu taşınmazın ... Caddesi ... ada ... parselde bulunan dükkan olduğunu, bu taşınmaz üzerinde aynı zamanda ....ın ipoteği olduğunu, ayrıca fazladan . ... cadde ... ada .... parsel dükkanının da ipotekli olduğunu, bunların toplam değerinin 850.000 TL, bankaya ipotek borcunun 1.570.000TL civarında olduğunu, borcunu satıp kapatacakken üzerindeki ipoteği hiçe sayarak hile ve çeşitli yalanlarla üzerlerine geçirdiklerini, banka borcunu satıp kapatacağını,çete ipoteği hiçe sayarak üzerilerine hile ve çeşitli yollarla geçindiklerini, bankasını bilgilendirdiğini, taşınmazların satışını istediğini, temerrüt faizlerinden kurtulmak , ayrıca da bu çetenin de bu yolla önünü kesmek istediğini, bu kişiler banka yetkilileri ile anlaşarak çakmış olan satış kararını 1.000.000 TL ödeyerek hukuk dışı satışı engellediklerini, satışa 2 saat kala soğuk kanlılığını koruyamadığını, silahlı eyleme başvurup satışı engellediğini, aksi takdirde bankanın yardımı ile satış esnasında 2.taşınmazını da icra satış yolu ile ele geçireceklerini, icra hukuk mahkemesine başvurduğunu, davayı kazandığını, önce ... ada .... parsel borcu kapatmaya yetmez se .... ada ... parselinde satışına onay verdiğin, bankanın temlik sözleşmesi ile ilgili kişileri banka yönetimi ile anlaşarak 30/03/2021 tarihinde borç ve ipoteklerini ferileri ile birlikte husumet halinde olduğu ve tapu iptal davası açtığı ...'nin eşi ...' ye temlik verdiklerini öğrendiğini bildirerek Seferihisar Noterliği tarafından düzenlenen 30 Mart 2021 tarih ve 03639 nolu temlik belgesinin iptalini, bu belgenin yürürlüğünün durdurulmasını, tedbir konulmasını, dava bitene kadar , buna karar verilmesini talep ettiğini, mahkeme masraflarının ve vekalet ücretlerinin davalı tarafa yüklenilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP : Davalılar ... ve ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davalılardan ...'nin, İzmir 16. İcra Müdürlüğünün 2019/3177 esas sayılı dosyasındaki alacağı Seferihisar Noterliğince düzenlenen 20.03.2021 tarih ve 3639 yevmiye numaralı alacağın temlik sözleşmesi ile temlik aldığını, 6098 sayılı Borçlar Kanunun 183. Maddesinde; Kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacaklının, borçlunun rızasını aramaksızın alacağını üçüncü bir kişiye devredebileceği yasal olarak düzenlendiğini, davalı ... ile ....A.Ş. Arasında düzenlenen temlik sözleşmesi para alacağına ilişkin olup, alacağın temlikinin yapılabilmesi için borçlunun rızasına ihtiyaç duyulmadığını, davacı, alacağı temlik eden bankaya olan borcunu ödemediğini, davalı banka, davalının yaptığı ödeme karşılığında alacağını temlik ettiğini, davacının, borcunun ödenmesinin söz konusu olmadığını, davacının dava dilekçesinde öne sürdüğü hususların hiçbirsi gerçeği yansıtmadığını, bu nedenle açılan davanın reddini talep ettiğini, davacının, dava dilekçesinde bahsettiği olayların tamamının dava ile bir ilgisi bulunmadığını, dava dilekçesinde öne sürülen hususların hiçbirisini kabul etmediklerini, davacı yanca, dava açılırken harca esas değer olarak 1.000TL gösterildiğini, İptali istenen alacağın temliki sözleşmesinin değeri 1.800.000TL olduğunu, davacı tarafça bu değer üzerinden dava açılması gerekirken bu bedel üzerinden dava açılmaması hukuki dayanaktan yoksun olduğunu bildirerek davacıya eksik harcı tamamlaması için süre verilmesini, bu süre içerisinde eksik harcı tamamlamaması halinde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı .... Vekili cevap dilekçesinde özetle; Alacaklısı bulundukları İzmir 16. İcra Müdürlüğünün 2019/3177 sayılı dosyasından banka alacaklarının tahsili için ... hakkında ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatıldığını, müvekkili bankaya ipotekli olan ...'un maliki olduğu ....mah. .... ada .... parselde Kargir dükkan ile ...'nin maliki olduğu .... ada .... parsel ... nolu iş yeri niteliğindeki taşınmazların açık artırma yoluyla satılarak paraya çevrilmesine karar verilmesinin talep edildiğini, ancak ... tarafından 03/02/2020 tarihinde müvekkili bankaya yapılan 1.000.000 tahsilat neticesinde ilgilinin taşınmazı yönünden satışın düşürülmesine, ...'tan herhangi bir tahsilat sağlanamaması nedeniyle ilgilinin taşınmazı üzerinde satışın devamı yönünde icra müdürlüğüne talepte bulunulduğunu, davacı tarafından İzmir 4.İcra Hukuk mahkemesinin 2020/74 E. Sayılı dosyasından açılan davanın kabul edildiğini, taraflarınca borçlunun isteği doğrultusunda her iki taşınmazın birlikte satışının talep edildiğini, satış gününden çok önce ipotekli taşınmaz maliki .... ile ... tarafından bahse konu boç riskine ilişkin Alacağın Temliki teklifinde bulunulduğunu ve 30/03/2021 tarihinde düzenlenen Alacağın Temliki sözleşmesi ile banka alacağının ...'ye temlik edildiğini, davaya konu iddiaların ihalenin feshi davasına konu edildiğini bu nedenle davanın dava şartı yokluğundan reddi gerektiğini, davacı dava ve beyan dilekçelerinde temlikin konusunun emredici hukuk kurallarına, genel ahlaka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırı olamayacağını belirtmiş olduğunu, davalıca da aksi düşünülmediğini, davalı bankaca yapılan alacağın temliki sözleşmesi de tüm bu hususlara uygun olup, davalı bankaca devamlı surette birçok kredi borçluları ile daha önce de çok kez yapıldığı üzere, iş bu temlikin de sadece alacağın devrini içerdiğini, davalı Banka ile Temlik Alan arasında yapılan Alacağın Temliki sözleşmesi,nin 6098 sayılı Borçlar Kanunun 183. İle 184.Maddesi hükmüne uygun olarak yapıldığını, yapılan Alacağın Temliki Sözleşmesinin gerek konusu itibariyle ve gerekse şekil olarak herhangi bir şekilde kanuna, ahlaka, hukuka aykırı olmadığını, her ne kadar borçlu dava dilekçesinde söz konusu Alacağın Temliki sözleşmesinde, temlik alanın aynı zamanda ipotek veren olması sebebiyle yapılan işlemin bir çeşit ilgilinin ibrası niteliğinde bir ibra sözleşmesi yapıldığını iddia etmekte ise de bu iddiası da doğru olmadığını, yapılan Alacağın Temliki Sözleşmesinde temlik alan ...'nin borçlunun teminatında yer alan ipotekli taşınmazın maliki olup, borçlu ve kefil dışında 3.kişi olduğunu, Türk Borçlar Kanunu’nun 83. maddesine göre; borcun, bizzat borçlu tarafından ifa edilmesinde alacaklının menfaati bulunmadıkça; borçlu, borcunu şahsen ifa etmekle yükümlü olmadığını, 3. şahıs tarafından ifası mümkün borçlarda, alacaklının 3. şahıs tarafından yapılan ifayı kabule mecbur olduğunu, üçüncü kişinin ifasının borçlanılan edimi borçlu ifa etmiş olsaydı, hangi sonuçları doğuracak idiyse, aynı sonuçları doğuracağını, 3. kişinin ifasıyla borç sona erince, bu borcu güvence altına alan kefalet ve rehin gibi teminatların da TBK. 131/1 maddesi gereğince sona ereceğini, rehnedilen şeyin rehni kuran kişiye geri verileceğin, ayrıca kanunda açık hüküm bulunan hallerde halefiyet hükümlerinin uygulanması gerektiğini, buna göre, 3. şahsın ifası ile alacaklı tatmin edilmekle birlikte borç ilişkisinin sona ermediğini, borçlunun borcu ödeyen 3. kişiye karşı sorumluluğunun devam ettiğin, borcu ödeyen 3. kişinin alacaklının yerine geçerek, onun halefi olacağını ve borçluya karşı alacaklının borç ilişkisinden doğan asli ve fer'i haklarını elde edeceğini, borçtan şahsen sorumlu olmadan borcu ödeyen üçüncü sahsa halefiyet tanındığını, kanuni halefiyet ilkesi gereğince borcu ödeyen üçüncü kişinin ödediği tutarla sınırlı olmak şartıyla borç ilişkisinden dolayı davalı Bankanın sahip olduğu asli ve fer'i haklara sahip olacağını ve kanuni halefiyet nedeniyle davalı bankanın haklarına halef olacağını, davalı Banka ile temlik alan arasında, ilgiliyi ibra edecek ya da asıl borçlunun aleyhine olabilecek başkaca sözleşme yapılmadığını, ayrıca temlik alan ...'ye ödediği toplam 1.800.000 TL tutar ile mütenasip olarak Alacağın Temliki Sözleşmesi yapıldığını, söz konusu sözleşme ile borçluya kesinlikle zarar verme kastı güdülmediğini, davalı bankanın tek amacının riskini tahsil etme gayesi olduğunu, borçlu ile defalarca kez yapılan borcun tahsiline yönelik görüşmelerden herhangi bir sonuç alınamadığını, borçlunun talebi doğrultusunda her iki taşınmazın da birlikte satışı talep edildiğini, ancak ipotek verenin alacağı devralmak isteği üzerine de davalı banka alacağını tahsil ve tasfiye etme gayesiyle alacağını ilgiliye temlik etmek zorunda kaldığını, amacın alacağın tahsili olduğunu, davalı Banka ilgililer arasındaki ilişkiyi bilebilecek durumda olmadığını, davalı banka ilgililer arasında nasıl bir taşınmaz alışverişi olduğu, taşınmazlarını birbirlerine nasıl, ne sebeple devrettiklerini bilemeyeceği gibi, ne tutarla devrettiklerini de bilemeyecek olan 3.şahıs durumunda olduğunu, davacı ... tarafından daha önce satış düşürme bedeli olarak yatırılan 1.000.000 TL'lık tutarın temlike karşı ödeme olarak temlikten düşüldüğünü belirtmiş ise de bu iddianın da yanıltıcı olduğunu, ilgili tarafından daha önce borçlu riskine yatırılan 1.000.000 TL'lık tutarın borçtan mahsup edildiği tartışmasız olduğunu, yapılan Alacağın Temliki sözleşmesinin de bakiye alacak üzerinden yapılması son derece doğru olup, aksi uygulama yanlış ve hatalı olacağını, icra dosyası münderecatı incelendiğinde de görüleceği üzere borçlulardan herhangi birinin durumu iyileştirilmediğini, yapılan işlem hukuka uygun bir şekilde yapılan bir alacağın temliki işlemi olduğunu bildirerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DAİREMİZİN 20.12.2022 TARİHLİ KALDIRMA KARARI ÖNCESİNDE VERİLEN İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Seferihisar Asliye Hukuk Mahkemesi'nce gerçekleştirilen yargılama sonucu; iddia, savunma, ipotekli tapu kayıtları, davalı banka yazı cevabı ve tüm dosya birlikte değerlendirilerek davaya konu temlik sözleşmesinin şekil şartlarını taşıdığı, genel işlem şartlarına aykırılık bulunmadığı, sözleşme konusu alacağın doğmuş olduğu sonuç ve kanaatine varılarak davanın reddine karar verilmiştir.
DAİREMİZİN 20.12.2022 TARİH 2022/1868 ESAS 2022/1892 KARAR SAYILI KALDIRMA KARARININ ÖZETİ: Dairemizce gerçekleştirilen istinaf incelemesi sonucu uyuşmazlığın mutlak ticari dava niteliğinde olduğu, HSK'nın 26.03.2014 tarih ve 141 karar nolu kararı uyarınca İzmir Ticaret Mahkemelerinin İzmir merkez, Kemalpaşa, Menderes, Seferihisar, Selçuk, Torbalı ve Urla ilçelerini de kapsadığı, davanın açıldığı tarih olan 19.04.2021 tarihi itibariyle Seferihisar Asliye Hukuk Mahkemelerinin davaya bakma görevi bulunmadığı, davanın İzmir Asliye Ticaret Mahkemesi'nde görülmesi gerektiği gerekçeleriyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.
DAİREMİZ KALDIRMA KARARI SONRASI VERİLEN İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, ... Mahallesi .... Ada ... parselde bulunan dükkan ile .... Ada .... Parselde bulunan dükkan niteliğindeki taşınmazlar üzerine davalı .... lehine ipotek olduğu, dosya borcunun taşınmazı satıp kapatılacakken 30/03/2021 tarihinde borç ve ipoteklerinin ferileriyle birlikte banka tarafından davalı ...'nin eşi ...'ye temlik edildiği, davalıların kötü niyetli hareket ettiğini bildirerek Seferihisar Noterliğince düzenlenen 30/01/2021 tarihli 03639 nolu temlik sözleşmesinin iptaline yönelik olarak görülmekte olan davanın açıldığı, davacı ile davalı banka arasında düzenlenen 22/10/2015 tarihli Genel Kredi Sözleşmesi nedeniyle krediyi teminen davacı adına kayıtlı ... Mahallesi.... Ada.... Parselde bulunan dükkan ile ... Mahallesi .... Ada ... Parselde bulunan dükkan niteliğindeki taşınmazlar üzerine ipotek tesis edildiği, davalı banka tarafından İzmir 16. İcra Müdürlüğünün 2019/3177 Esas sayılı dosyasıyla ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla 1.686.649,01 TL takip çıkış miktarı üzerinden icra takibine başlandığı, takip konusu taşınmazlardan .... Mahallesi .... Ada ...parselde (yeni ... ada ... parsel) bulunan 4 nolu bağımsız bölüm sayılı taşınmazın davacı ... tarafından dava dışı ....'a ve onun tarafından da davalı ...'ye beyanlar ve rehin haklarıyla devredildiği, taşınmaz üzerinde ipotek şerhlerinin mevcut olduğu, İzmir 4. İcra Hukuk Mahkemesinin 2020/74 Esas 2020/633 Karar sayılı kararıyla takip konusu taşınmazların her birinin aynı zamanda satılmasının talep edilmesi gerektiğinden dolayı takip dosyasında 03/02/2020 tarihli satışın kısmen düşürülmesi, kısmen de devamına ilişkin İcra Müdürlüğü kararının kaldırılmasına karar verildiği, İzmir 12. İcra Hukuk Mahkemesinin 2022/567 Esas 2023/209 Karar sayılı kararıyla takip dosyasında davalı alacaklının daha önceden borçlu sıfatını taşıdığı, alacaklının alacağı devraldıktan sonra net alacak miktarının temlik sözleşmesiyle belirlenmesinin mümkün olmadığı, yargılama gerektirdiğinden takip işlemlerine devam edilemeyeceğinden İcra Müdürlüğünün 05/09/2022 tarihli kararının kaldırılmasına ve İcra Müdürlüğünce gerekçeye uygun işlem yapılmasına karar verildiği ve İcra Müdürlüğünce kesinleştirmenin kaldırılarak takibin durmasına 12/05/2023 tarihinde karar verildiği, Dava konusu uyuşmazlığın davalı bankanın davacıya kullandırdığı 00158007304010456 ve 6500164820 risk nolu kredilerden kaynaklanan alacaklarının 1.800.000 TL'lik kısmını, bu alacakla ilgili yürütülen İzmir 16. İcra Müdürlüğünün 2019/3177 Sayılı dosyasındaki haklarını tüm ferileriyle birlikte taşınmazlar üzerindeki ipotek haklarıyla birlikte 1.800.000 TL'lik ödeme karşılığında ...'ye temlikine ilişkin Seferihisar Noterliği'nin 30/03/2021 tarihli 03639 yevmiye nolu Alacağın Temlik Sözleşmesinin iptaline yönelik olarak açıldığı, davacı ile davalı banka arasında düzenlenen genel kredi sözleşmesinde davalı ...'nin taraf olmadığı, TBK 184. Madde kapsamında temlik sözleşmesinin yazılı şekilde yapıldığı ve TBK 183. Madde kapsamında alacağın devri için borçlunun rızasının aranmayacağı, alınan bilirkişi raporuyla temlik tarihi itibariyle davalı ...'ye temlik edilen alacağın 1.000.000 TL, davalı bankanın devam eden alacağının 2.093.614,85 TL olduğunun belirlendiği, alacağın temlikine ilişkin sözleşmede davalı ...'nin taraf olmadığı, dosya kapsamıyla alacağın dava konusu temlik sözleşmesinin iptaline yönelik koşulların mevcut olmadığı, bu nedenle davanın davalı ... yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle, diğer davalılar yönünden sübut bulmadığından reddi gerektiği gerekçeleriyle yazılı şekilde karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF NEDENLERİ : Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Dosyada mevcut tapu kayıtlarında .... ili, ...ilçesi, ....Mah...ada, .... parsel sayılı taşınmaz üzerinde davacı ...'un kullanmış olduğu davalı kredilerden dolayı ....'ın çeşitli tarihlerde ipotekler konulduğu, bu taşınmazın ipotekle yükümlü olarak önce dava dışı ...'a satıldığı, ....'ın da yine ipotekle yükümlü olarak 10.05.2019 tarihinde ...'ye satıldığı. davalı ...'nin taşınmazı 10.05.2019 tarihinde ipotekle yükümlü olarak satın aldığında hukuken İpotek borçlarından da bankaya karşı borçlu hale geldiği, sahibi olduğu taşınmazdaki ipotek miktarı kadar bankaya borçlu olduğu, borcun taşınmaza bağlı bir borç olduğu, davalının sahibi olduğu .... ada, .... parsel sayılı taşınmaza bağlı borçtan dolayı bankaya karşı sorumlu ve borçluyken alacağın temliki sözleşmesiyle ipotekten kaynaklanan borcu temlik aldığını, bu durumun usul ve yasaya aykırı olduğunu, borcun teminatı olarak taşınmaz üzerine konulan ipoteğin taşınmaza bağlı bir borç olarak taşınmazı devralanlara geçtiğini, taşınmazı satın alan kişinin devir sırasında ipoteği kabul ederek aldığını, bu borcun alacaklısı tarafından satılarak tahsil edileceğini bildiğini, bu taşınmazın dava dışı ...'a ve davalı ...'ye devri sırasında herhangi bir para alış verişi yapılmadığını, davacıdan taşınmazın bankaya borçlarının ödeneceği hilesiyle taşınmazlarının elinden alındığını, taşınmazı devralan kişilerin bu taşınmaz devralınırken herhangi bir bedel ödenmediğini bilen kişiler olduğunu, davalı ... ve ...'nin davalı bankayla anlaşarak ve ipoteğe bağlı borcu temlik sözleşmesiyle devralarak.... ili, ... ilçesi, .... Mah.... ada,.... parsel sayılı taşınmaz yönünden satışı düşürtüp, davacının diğer taşınmazlarını sattırma gayretine ortak olduklarını, taşınmaza bağlı bir borçtan dolayı taşınmazı satın alan kişinin bu borcu temlik almasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, taşınmazın aynına bağlı bu borçtan dolayı ...'nin de alacaklı bankaya karşı borçlu ve sorumlu hale geldiğini, davacı ile davalı ... arasında alacak-borç ilişkisi konusunda herhangi bir belge bulunmadığının bilirkişi tarafından tespit edildiğini, davacıya taşınmazı devrederken herhangi bir ödeme yapılmadığını, ....ın ...'nin iş ortağı ve ...'nin de yine ...'nin eşi olduğunu, ...'nin takip borçlusu olduğunu ve takip kesinleştikten sonra banka alacağını temlik aldığını, borçlu ve alacaklı sıfatlarının ...'de birleştiğini, yapılan temlik işleminin usul ve yasaya aykırı olduğunu istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir.
GEREKÇE : Dava, alacağın temliki sözleşmesinin iptali stemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın davalı ... yönünden husumet nedeniyle diğer davalılar yönünden esastan reddine karar verilmiştir.
Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.
Alacağın devri, alacaklı ile onu devir alan üçüncü şahıs arasında; kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça, borçlunun rızasına ihtiyaç olmaksızın yapılabilen yazılı şekle bağlı sözleşme, kanun ya da kazaî kararla gerçekleşen tasarrufî bir muameledir. Alacağın devri kural olarak borçlunun rızasına ihtiyaç olmaksızın yapılabilen tasarrufî bir hukuki işlemdir, külli değil, cüz’i ve sınırlı bir halefiyet meydana gelmektedir. Burada alacaklının değişmesi söz konusudur (Turgut Uygur : 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Ankara 2013, C. 1, s. 1096).
Başka bir ifadeyle alacağın temliki (devri), mevcut bir alacağın alacaklısının değişmesi işlemidir. Alacaklının bir borç ilişkisinden doğan alacağını borçlunun rızasına gerek olmadan bir sözleşmeye dayanarak üçüncü bir kişiye devretmesine "alacağın temliki" adı verilir ( Fikret Eren: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2017, s.1248). Alacağın temliki ile borç münasebetinde alacaklının şahsında bir değişiklik vuku bulmakta, eski alacaklının (temlik edenin) yerini yeni alacaklı (temellük eden) almaktadır (Hukuk Genel Kurulunun 03.06.2021 tarihli ve 2017/15-427 Esas, 2021/685 Karar sayılı kararı).
Türk Borçlar Kanunu'nun 183 üncü maddesinin birinci fıkrasında da; “Kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacaklı, borçlunun rızasını aramaksızın alacağını üçüncü bir kişiye devredebilir” şeklinde kural olarak alacağın temlikinde borçlunun rızasına gerek olmadığı, sadece alacağı talep hakkının devredildiği, borcun özünün muhafaza edildiği belirtilmiştir.
Alacağın iradî devrinin geçerli olabilmesi için sözleşmenin taraflarının fiil ve tasarruf ehliyetine sahip olması, geçerli bir sözleşmenin bulunması, alacaklı ile üçüncü kişi arasında 6098 sayılı Kanun'un 184'üncü maddesi gereğince yazılı devir sözleşmesinin yapılması, devredilen alacak hakkının mevcut olması ve devir engeli bulunmaması koşullarının gerçekleşmiş olması gereklidir (Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2021 tarihli ve 2018/(15)6-565 Esas, 2021/1464 Karar; 29.03.2023 tarihli ve 2021/(15)6-535 Esas, 2023/266 Karar sayılı kararları).
Türk Borçlar Kanunu’nun 183. maddesinde bazı alacakların devrine izin verilmemiştir. Devir yasağı kanundan, sözleşmeden veya işin niteliğinden doğmaktadır. Kanun bazı alacakların devrine izin vermeyebilir. TBK’nın 619/1. maddesinde belirtildiği gibi ölünceye kadar bakma sözleşmesinde bakım alacaklısı, bakım hakkını başkasına devredemez. Taraflar, yapmış oldukları sözleşmede alacak hakkının başkasına devredilmesini kısmen veya tamamen kendileri de yasaklayabilirler. Böyle bir durumda akdî devir yasağı söz konusu olur. Nafaka alacaklarında olduğu gibi alacaklının kişiliği ve ihtiyacına göre takdir edilen alacakların ise işin niteliği gereği başkasına devredilmesi mümkün değildir. Devri caiz olmayan bir alacak hakkında yapılan temlik işlemi ilke olarak geçersiz olup; böyle bir devir sadece borçlu karşısında değil, temlik edenle temlik alan arasında da hüküm ve sonuç doğurmaz.
İpotek kavramının açıklanmasına gelince; alacakların güvence altına alınması özel hukukun temel amaçları arasında yer alır. Bu amaç doğrultusunda ortaya çıkan güvence araçları özel hukukta şahsi ve ayni güvence olmak üzere ikiye ayrılır. Ayni güvencede şahsi güvenceden farklı olarak güvencenin içeriğini kişiler değil malvarlığı oluşturmaktadır. Hukukumuzda alacağa bu tür bir güvenceyi sağlayan ayni güvence rehin hakkıdır. Rehin hakkı, taşınır ve taşınmaz rehni şeklinde gerçekleşebilir. Taşınmaz rehni kendi içerisinde ipotek, ipotekli borç senedi ve irat senedi olmak üzere üçe ayrılır (Şener, Y.S.: Türk Hukukunda İpotek ve Uygulaması, Ankara 2010, Genişletilmiş 3. Baskı, Önsöz).
Taşınmaz rehninin bir çeşidi olan ipotek, TMK'nın 881 ilâ 897. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Söz konusu maddelerde ipoteğin tanımı yapılmaksızın, ipoteğin amacı ve niteliği (m. 881), kurulması ve sona ermesi (m. 882- 887), hükümleri (m. 888- 891) ve kanuni ipotek hakları (m. 892- 897) ile ilgili hususlar ele alınmıştır.
Doktrinde ipotek kavramı, kişisel bir alacağı güvence altına alma amacını güden, kıymetli evraka bağlı olmayan ve bir taşınmazın değerinden alacaklının alacağını elde etmesi olanağını sağlayan sınırlı ayni hak olarak tanımlanmaktadır (Akipek, J.G./Akıntürk,T.: Eşya Hukuku, İstanbul 2009, s. 786; Gürsoy, K./Eren, F./Cansel, E.: Türk Eşya Hukuku, 1984, s. 1032). Bu şekilde, ayni teminat sağlayan sınırlı bir ayni hak niteliğindeki ipotek; belirli bir borcun ifasının teminat altına alınması amacını güder ve alacaklıya, teminatın konusunu oluşturan taşınmazın paraya çevrilmesi suretiyle alacağını elde etme yetkisi sunar (Köprülü, B./Kaneti, S.: Sınırlı Ayni Haklar, İstanbul 1983, s. 252).
İpotekte, iktisap sebebinin dışında, ondan bağımsız olan bir temel ilişkinin (borç ilişkisinin) varlığı gerekir. Ana para ipoteğinde, bu temel ilişkiden doğmuş bulunan bir alacak teminat altına alınmaktadır. Temel borç ilişkisinin geçersiz olması dolayısıyla alacak doğmamışsa, yapılan tescil görünürdeki alacaklı lehine bir rehin hakkı doğurmaz. Bir başka anlatımla, ipoteğin doğumu için yapılması gerekli tescilin alacaklı ile borçlu arasındaki temel borç ilişkisine bir etkisi yoktur. Tescil, alacağı doğurmaz ve alacağın varlığı için bir delil olmaz. Tescil ancak rehinli alacaklının ayni hakkının varlığına bir delil teşkil eder ve bu hususta bir karine yaratır. Rehinli alacaklı, rehin hakkını kullanmak için kişisel alacağını ispat etmelidir. İpoteğin amacı alacağı teminat altına almaktır. Bu yüzden de ipotek, teminat altına aldığı alacağa bağlıdır. Teminat altına alınacak bir alacak kesin olarak mevcut değil ise ipotek hakkı da alacağa bağlılığı dolayısıyla mevcut değildir. Diğer taraftan teminat altına alınan alacağın borçlusu, ipoteğe temel teşkil eden borç ilişkisine göre belirlenir. İpotek eşyaya bağlı bir borç doğurmadığından, ipotekli taşınmaz maliki, taşınmazın maliki olduğu için borçlu değildir, borcu ancak kendisi ile alacaklı arasındaki bir temel borç ilişkisinden doğabilir (Oğuzman, M.K./Seliçi, Ö.: Eşya Hukuku, 1982, s. 906 vd, Oğuzman/ Seliçi/Oktay-Özdemir, s. 1025-1026).
Yukarıda açıklanan hukuki değerlendirmeler ışığında somut olayın incelenmesinde, davacı ile davalı ... .. .. arasında genel kredi sözleşmesi nedeniyle bir borç ilişkisinin doğduğu ve bu borcun teminatı olarak taşınmazlar üzerine ipotek şerhi işlendiği sabit olup, taşınmazın ipotek ve şerhlerle birlikte davalı ...'ye devri sonrasında takip aşamasında bulunan kredi alacağının bir kısmının davalı taşınmaz maliki ...'ye devrini engelleyen hukuki bir engel bulunmadığı gibi, taşınmaz maliki olmanın davalı ...'ye şahsi bir borç yüklemediği, zira yukarıda da açıklandığı üzere ipotekli taşınmaz malikinin taşınmazın maliki olduğu için borçlu olmadığı, ipoteğin eşyaya bağlı bir borç doğurmayıp ipoteğin teminat altına aldığı alacağa bağlı olarak alacaklıya taşınmazı sattırarak alacağını satış bedeli üzerinden tahsil etme yetkisi verdiği, dolayısıyla kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın ipotekli taşınmaz malikine alacağın devri sözleşmesiyle temlik edilmiş olmasının alacaklı ve borçlu sıfatını birleştirmeyeceği, kaldı ki bir an için aksi düşünülse dahi bunun takip hukuku bakımından dikkate alınabileceği, davalı ...'nin kredi borçlusu olmaması nedeniyle ipotekli taşınmaz maliki olmasının alacağın temliki sözleşmesinin sıhhatini etkilemeyeceği, diğer taraftan alacağın devri için borçlunun rıza ve muvafakatinin gerekmediği, şekil şartlarına uygun olarak gerçekleştirildiği anlaşılan ve temlik yasağı kapsamında bulunmayan temlik sözleşmesinin iptali isteminin reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı anlaşıldığından aksi yöndeki istinaf itirazlarının reddi gerekmiştir.
Bu durumda, istinaf kanun yoluna başvuranın dilekçesinde yer verdiği itirazların açıklanan gerekçe ışığında yerinde olmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına, kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olmasına göre, duruşma açılmasına gerek görülmeyerek Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Davacı yönünden istinaf karar harcı peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
3-İstinaf başvurusu nedeniyle davacı tarafından yapılan giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay ilgili Hukuk Dairesinde temyiz yolu açık olmak üzere 19.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Yorumlar (0)

Yorum yapmak için giriş yapmanız gerekiyor.

veya Giriş yapın

  • Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın.

İlgili Kararlar