Anahtar kelimeler: meme
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3\. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2026/1898
KARAR NO : 2026/2091
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 20. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 27/04/2026
NUMARASI : 2026/42 E - 2026/258 K
DAVANIN KONUSU: Tazminat
KARAR TARİHİ: 14/07/2026
Yukarıda tarafları ve konusu yazılı bulunan dava ile ilgili olarak,ilk derece mahkemesince verilen kararın istinaf edilmesi sebebiyle, dava dosyası üzerinde yapılan inceleme sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
ASIL KARAR YÖNÜNDEN;
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ... AŞ' nin, Türkiye ve Azerbaycan'da yaklaşık 30 ülkeye vize hizmeti sağladığını, bu hizmet sırasında ... ile adi ortaklık ilişkisi içerisinde çalıştığını, bu ilişkinin 2010 yılından bu yana kesintisiz devam ettiğini, taraflarca imzalanan 24.10.2018 tarihli Ana Hizmet Sözleşmesi ile Türkiyede vize hiz- metlerinin kurulan bu adi ortaklık ilişkisi çerçevesinde sağlanmasına dair ana çerçeve şartlarının düzenlen- diğini, işbu sözleşmenin ekini oluşturan ve ülke bazlı olarak hazırlanan ek sözleşmeler kapsamında Schengen Bölgesi'ndeki bir çok ülkenin vize hizmetlerinin yürütülme süreçlerinde tarafların sorumlu- luklarının detaylı olarak düzenlendiğini,
.... Ltd. Şti Türkiye kanunlarına göre kurulmuş İstanbul merkezli bir şirket olduğunu, sözleşmede anılan ... olarak anılan (Dubai merkezli) ...Limited şirketi'nin ise İstanbul'da kurulan ... Ticaret Limited Şirketinin yüzde yüz yabancı ortağı olduğunu ve ... firmasının vize başvuru süreciyle ilgili idari ve yargısal olmayan görevleri yürüterek diplomatik misyon / konsolosluklara hizmet verme işi ile uğraştığını,
Taraflar arasında yapılan çerçeve sözleşme niteliğinde olan Ana Hizmet Sözleşmesinin dışında ayrıca her bir ülkeye dair vize başvurularına ilişkin çalışma usullerini ve taraflar arasındaki adi ortaklık yapısına ilişkin finansal modelleri belirleme amacıyla ayrı ayrı sözleşmeler de yapıldığını,
Fransa Elçiliği / Konsolosluğu vize işlemlerinin yürütülmesi amacıyla ilk olarak 2011 yılında Tesis Yönetim Sözleşmesi imzalandığını, günümüze kadar bu sözleşmelerin taraflarca güncel- lendiğini, gelinen aşamada müvekkilinin elinde mevcut Fransa Vize Operasyonu'na ilişkin 31.01.2015 tarihli Tesis Yönetim Sözleşmesi yapıldığını,
Taraflarca imzalanan sözleşme uyarınca konsolosluğun tüm operasyon yönetimi, fiziki alt yapısı ve operasyonel devamlılığının tamamen müvekkili şirketin sorumluluğunda olduğunu,
Taraflar arasında imzalanan ve bağlayıcı olan 24.10.2018 tarihli Ana Sözleşmeye ek olarak 07.10.2019 tarihli 1. Ek sözleşme, 01.07.2020 tarihli 2. Ek sözleşme, 01.03.2022 tarihli 3. Ek sözleşme, 30.12.2022 tarihli 4. Ek sözleşme, 30.01.2024 tarihli 5. Ek sözleşme, 21.02.2025 tarihli 6. Ek sözleşme yapıldığını, 30.01.2024 tarihli 5. Ek sözleşmenin taraflar arasında son olarak tüm ülke- lere ait çalışmaları kapsayacak şekilde -özellikle Fransa Vize Operasyonu ile ilgili finansal paylaşımı gösterir düzenlemeler içeren- sözleşme olarak yapıldığını, zira anılan sözleşmenin C1.a, C1.d ben- dinde Fransa'ya vize operasyonuyla ilgili olarak taraflar arasında kurulan adi ortaklık ilişkisi çerçe- vesinde paylaşım şekli ve oranlarının tablo ile sunularak hükme bağlandığını,
Bu sözleşmeler gereğince operasyonel tüm işlemlerin müvekkili şirket tarafından yerine getirildiğini, sözleşme hükümleri gereğince taraflar arasında adi ortaklık ilişkisinin mevcut olduğunu,
Davalı tarafın Ankara ve İstanbul Vize operasyon Merkezlerindeki biyometrik cihaz ve vize işlemlerinde kullanılan çeşitli makine ve teçhizatı müvekkilinin bilgisi olmaksızın habersizce aldığını, basın duyuruları yaparak "bildirdiği tarihler itibariyle adi ortaklık konusu İstanbul ve Ankara ofislerine dair Fransa Vize Operasyonunu bir başına başka bir adreste yürüteceğini" açıkladığını, bunun üzerine müvekkilinin davalı tarafından kendisinin yanıltıldığı gerçekliğiyle yüzleştiğini ve İzmir ve Ankara ofislerindeki çalışmaların da kötü niyetle bir başına faaliyet göstermek üzere gerçekleştiğini anladığını, Fransa Vize Operasyonu'nun yürütülmesine dair adi ortaklıktan fiilen dışlandığını gördü- ğünü,
Davalının sözleşmeye, hukuka ve rekabet yasağına aykırı eylemleri nedeniyle müvek- kilinin ve ortaklığın telafisi imkansız/güç zararlarının doğduğunu,
İş bu davadan önce yaptıkları başvuru üzerine İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi' nin 2025/664 D.İş - 2025/664 K nolu 21.11.2025 tarihli ilamı ile "... AŞ ile karsı taraf .... Ltd. Sti arasındaki ticari ilişkide 14.11.2025 tarihli duyuru öncesindeki fili ve hukuki durumun aynen korunmasına, bu durumun değiştirilmesi konusunda yapılan işlemlerin önlenmesi ve durdurulması için ihtiyati tedbir uygulanmasına"
Bu karara itiraz üzerine aynı mahkemece 27.11.2025 tarihinde, “4-İtiraz eden tarafın HMK 395 maddesi gereğince tedbirin teminat üzerine kaydırılması isteminin kabulüne, itiraz eden tarafça 4.000.000,00 TL nakdi veya eşdeğer teminat mektubunun mahkeme dosyasına ibrazı halinde, mahkeme dosyasında verilen 21.11.2025 tarih 2025/664 D. İş Esas 2025/664 Karar sayılı ihtiyati tedbirin kaldırılmasına, ihtiyati tedbirin ibraz edilecek teminat üzerinde uygulanmasına, mahkeme kararının uygulanması için HMK 393 maddesi gereğince tefhim veya tebliğden itibaren 1 hafta içinde talepte bulunulması gerektiğinin itiraz eden tarafa ihtarına, (tensip zaptının tebliği ile ihtar edilmiş sayılmasına”
Bu karardan sonra davalı yanca adi ortaklığın ana unsuru olan vize faaliyetinin gerçek- leştirilmesi için bulunması zorunlu bulunan cihazların alınarak davalı yanca alınması ve akabinde duyurularda belirtilen adreslerde faaliyete başlanması ve nihayetinde taraflarca ileri sürülen itirazlar üzerine de 15.12.2025 tarihinde yapılan murafaa neticesinde İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından itirazlar değerlendirilerek;
“Mahkemenin 27.11.2025 tarihli ara kararı ile HMK 395 md gereğince 4.000.000 TL (100.000 USD) teminat üzerine kaydırılan ihtiyati tedbirde teminatın 2.394.000.000 TL (57.000.000 USD) ye artırıl- masına eksik 2.390.000.000 TL nin karar verildiği tarihten itibaren 10 gün içinde nakdi veya süresiz ve kesin teminat mektubu olarak mahkeme dosyasına ibrazına, HMK 395 md gereğince ihtiyati tedbirin ibraz edilecek teminat üzerine uygulanmasına, aksi halde HMK 395 md gereğince verilen 27.11.2025 tarihli ihtiyati tedbirin teminat üzerine uygulanması kararının kendiliğinden kalkacağının itiraz eden tarafa ihtarına,
Teminat yönünden yapılan itirazın kabulüne, 2.394,000.000 TL (57.000.000 USD) nin % 20 si oranında 478.000.000 TL nakdi teminat tutarının veya süresiz ve kesin teminat mektubunun kararın verildiği tarihten itibaren 10 gün içinde mahkememiz dosyasına ibrazına, böylece ihtiyati tedbirin devamına, aksi halde İİK 261/1 md gereğince ihtiyati tedbir kararının kendiliğinden kalkacağının ihtiyati haciz isteyen tarafa ihtarına" karar verildiğini, yasal süre içinde tedbiri tamamlayan işlem olarak eldeki davanın ikamesi yoluna gidildiğini,
Taraflar arasında imzalanan ve dosyaya ibraz edilen Tesis Yönetim Sözleşmesi'nin “Uyuşmazlık Çözümü” başlıklı 32. maddesinde; "uyuşmazlık halinde tarafların bu hususu müzakere ede- cekleri, anlaşma sağlanamaması halinde ise 33. madde uyarınca tahkime gidileceği", “Tahkim” başlıklı 33. maddede ise "tahkim yerinin Türkiye olduğu", “Hukuk ve Yargı Yetkisi” başlıklı 34. Maddede "ve sözleş- meye uygulanacak hukukun Türk Hukuku olduğunu ve uyuşmazlığın münhasıran İstanbul, Türkiye Mahke- melerinde görüleceği"nin hükme bağlandığını,
Yine dilekçe ekinde sunulan 24 Ekim 2018 tarihli Ana Hizmet Sözleşmesi'nde de; “Uyuşmazlık Çözümü” başlıklı 29. maddede uyuşmazlık halinde tarafların özellikle bu hususu müzakere edecekleri, anlaşma sağlanmaması halinde ise (30. madde uyarınca) tahkime gidileceği, “Hukuk ve Yargı Yetkisi” başlıklı 31. maddede "sözleşmeye uygulanacak hukukun Türk hukuku olduğunu ve uyuşmazlığı çözme konusunda İstanbul, Türkiye mahkemelerinin münhasıran yetkili olduğu"nun düzenlendiğini, ancak sözleş- mede açık ve kesin bir biçimde tahkim şartı getirilmediğinden davada münhasıran İstanbul Mahkeme- leri'nin yetkili olduğunu,
Davadan önce başvurulan arabuculuk sürecinin anlaşmazlık ile sonuçlandığını,
Taraflar arasındaki sözleşmeler ve adi ortaklık ilişkisi kapsamında yürütülen Fransa Vize Operasyonu'nun davalı şirket tarafından, müvekkili şirket yok sayılarak tek başına yürütülmesine yönelik taraflar arasındaki adi ortaklık ilişkisine, sözleşmelere ve hukuka aykırı eylemleri sebebiyle uğradığı ve uğrayacağı tüm maddi zararların mahkeme tarafından görevlendirilecek konusunda uzman bilirkişi marifetiyle hesaplanarak ortaya çıkacak bedelden, şimdilik harca esas değer olmak üzere 100.000 USD maddi zarara ilişkin bedelin davalı yandan, işlemiş ve işleyecek 3095 sayılı yasanın 4/a maddesi gereği yıllık vadeli USD mevduatına uygulanan en yüksek faiz oranı uygulanmak suretiyle tahsiline ilişkin HMK 107. madde kapsamında belirsiz alacak davasının kabulüne,
İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2025/664D.İş sayılı dosyasından verilen ihtiyati tedbir kararının devamına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; Taraflar arasında imzalanan tüm sözleşmeler, bu sözleşmelerdeki karakteristik edimler ve fiili durum öncelendiğinde; taraflar arasında vekalet ve hizmet alım sözleşmesi gibi farklı unsurlar barındıran karma yapılı (sui generis) bir hukuki ilişki olduğunun görüleceğini TBK madde 502/2 gereği, ,uyuşmazlığın çözümünde olayın niteliklerine uygun düştüğü ölçüde vekalet sözleşmesi hükümlerinin uygulanmasının gerektiğini, eldeki davanın TBK 147/5 gereği 5 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğunu,
Hiçbir surette tazminat hakkını ve miktarını kabul anlamına gelmemekle birlikte, davanın "belirsiz alacak davası" olarak açılmasında hiçbir hukuki yarar bulunmadığını, mahkeme aksi kanaatte ise, davacı ... alacak talebini 100.000 USD olarak ileri sürmüş olduğundan bu aşamada müvekkili şirket bakımından yatırılan teminat miktarının 57 milyon USD'den 100.000 USD'ye düşürülmesinin, ayrıca dava konusu uyuşmazlığın değerinin 65 milyon USD olduğunun iddia edildiğinden eksik harcın tamamlatılması için kesin süre verilmesi, bu süre içinde harcın tamamlan- maması halinde "davanın açılmamış sayılmasına" karar verilmesinin gerektiğini,
Davacının tedbir kararının uygulanmasını takiben, tedbirin amacına uygun şekilde sonuçlarının tespit edilmesi ve hakların korunması amacıyla açılması gereken tamamlama merasimi niteliğindeki dava olarak bu davayı ikame ettiğini, ancak eldeki dava yalnızca zarar talebine dayalı bir dava olup davanın konusunun ihtiyati tedbir kararının devamını veya tamamlayıcı işlevi gören bir dava olarak değerlendirilemeyeceğini,
Davacı ...'in iddialarının aksine taraflar arasındaki ilişkinin "adi ortaklık" olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığını, davacı şirket müvekkili şirketin "hizmet sağlayıcısı" konumunda olup aksi yöndeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını, davacı her ne kadar taraflar arasın- daki sözleşmesel ilişkiyi kötü niyetle “adi ortaklık” olarak nitelendirmeye çalışmakta ise de, taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin “suı generis” nitelikte bir iş görme (vekâlet) sözleşmesi olduğunu ve uyuşmazlığın TBK’nun vekâlet sözleşmesine ilişkin hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesinin gerektiğini,
Davacının hizmet ilişkisinde sürekli hatalar yaptığını, uyarılar aldığını, defaatle uyarıl- masına rağmen hata ve ihmallerine devam ettiğini, nihayetinde müvekkili şirket ile davacı arasında Fransa Operasyonu özelindeki hizmet ilişkisinin sona erdiğini,
Hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemekle beraber, taraflar arasındaki sözleşmelerde; TBK'nun 115'inci maddesi kapsamında yapılmış sorumsuzluk ve sorumluluğun sınırlandırılması kayıt- larının (her ikisinin birlikte) mevcut olduğunu, mahkeme aksi kanaatte olsa dahi sözleşmelerdeki sorumluluk sınırlandırmalarının dikkate alınmasının gerektiğini,
Davacı ...'in hizmet ilişkisi içinde yapmış olduğu hukuka aykırı eylemler nedeniyle müvekkili şirket tarafından davacı aleyhine ikame edilmiş davalar bulunduğunu,
Davacı ... tarafından sunulan, Prof.Dr.... tarafından hazırlanan uzman görüşünün tamamen teorik/soyut bilgiler ve hatalı verilere dayalı olarak hazırlandığını, görüşte yer alan tespitler hukuken dinlenebilir değildir ve ciddi düzeyde sorunlar barındırdığını beyanla;
Davanın reddine,
Mahkeme aksi kanaatte ise,
\- 24.10.2018 tarihli Ana Hizmet Sözleşmesinde yer alan sorumluluğun sınırlandırılması maddesi dikkate alınarak tazminat tutarının "6 ay" ile sınırlı tutulmasına,
\-31.01.2015 tarihli Tesis Yönetim Sözleşmesi'nde yer alan sorumluluğun sınırlan- dırılması maddesi gereği tazminat tutarının "12 ay" ile sınırlı tutulmasına,
\- 24.10.2018 tarihli ana hizmet sözleşmesinin 27'nci maddesinin 2'nci fıkrası gereği, her iki tarafın da sözleşmeyi 6 ay önceden herhangi bir sebep göstermeksizin feshetme hakkına sahip olduğundan tazminat tutarının "6 aylık" ihbar süresini aşmamasına,
Her türlü yargılama gideri, ihtarname gideri, harç ve vekalet ücretinin davacı ... üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesi'nce;
27.04.2026 tarihli asıl karar ile;
"Davacı tarafça açılan DAVANIN, HMK' nın 116/1-b bendi uyarınca tahkim itirazı nedeniyle uyuşmazlığın tahkim yolu ile çözülmesi gerektiğinden HMK 413. maddesi uyarınca USULDEN REDDİNE,
29.04.2026 tarihli ek karar ile,
"1-Davacı vekilinin 27.04.2026 tarihli gerekçeli kararına yönelik tavzih/tashih talebinin reddine,
2-Davalı vekilinin İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi 2025/664 D.İş sayılı dosyasından verilen tedbir kararının kaldırılması talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına ve tedbire ilişkin yatırılan teminatın iadesi talebinin reddine" karar verilmiştir.
İstinaf Başvurusu: Asıl karar davacı vekili, ek karar her iki tarafça istinaf edilmiştir.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; İlk Derece Mahkemesi'nce replik dilekçesinin ibra- zına ilişkin yasal sürenin bitiminin beklenmediğini, dilekçe teatilerinin tamamlanmadığını, dosya henüz ön inceleme aşamasına gelmeden ve ön inceleme duruşması yapılmadan 27.04.2026 tarihli karar ile "DAVANIN REDDİNE" karar verildiğini, müvekkilinin hukuki dinlenilme ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini, ayrıca yerleşik içtihatlar uyarınca taraflarca hem tahkim şartı, hem de mahkemenin yetkisine ilişkin yetki sözleşmesi yapıldığından, açık ve kesin olmayan tahkim şartının geçersiz olduğunu, Prof.Dr. ... tarafından hazırlanan 14.05.2026 tarihli "Uzman Görüşü"nde de dava konusu tahkim şartının geçersizliğinin açıkça belirtildiğini, davalı tarafından aynı sözleşme iliş- kisinden kaynaklanan uyuşmazlıklar nedeniyle İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde 2025/ 952 E. ve 2025/953 E. sayılı davaların açıldığını, bu suretle davalı tarafça da tahkim anlaşmasının varlığı kabul edilmemiş iken huzurdaki davada tahkim itirazında bulunulduğunu, bu itirazın kötü niyetli ve hukuken geçersiz olduğunu, bu durumun mahkemece görmezden gelindiğini, tavzih ve tashih taleplerinin de hukuka aykırı olarak reddedildiğini beyanla 27.04.2026 tarihli asıl karar ile 29.04.2026 tarihli ek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
Davalı vekili istinaf başvurusunda;
Asıl karar yönünden: davacı "Ana Hizmet Sözleşmesi’nin 31. maddesinde İstanbul Mahke- meleri'nin yetkisine yer verildiği ve tahkim şartının geçersiz olduğu" iddiasında ise de, sözleşmenin lafzına, sistematiğine ve tarafların gerçek iradesine göre bu iddianın geçersiz olduğunu, Ana Hizmet Söz- leşmesi'nde İstanbul Mahkemelerinin tahkime alternatif ve tahkimle çelişen şekilde değil, tahkime tabi olmak üzere yetkilendirildiğini, tahkim şartının geçerli ve bağlayıcı olduğunu, tahkim ilk itirazının süresinde ve usulüne uygun olarak ileri sürüldüğünü, yerel mahkemenin dilekçe teatisinin sonucunu beklemeden veya ön inceleme duruşması yapmadan tahkim şartı nedeniyle davanın usulden reddine karar vermesinde hukuka aykırılık bulunmadığını,
İhtiyati tedbir yönünden; taraflar arasındaki akdi ilişkinin adi ortaklık niteliği arz etme- diğini, “suı generis” nitelikte bir iş görme (vekâlet) sözleşmesi olduğunu ve uyuşmazlığın TBK’nun vekâlet sözleşmesine ilişkin hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesinin gerektiğini, kabul anlamına gelmemek kaydı ile bir an için adi ortaklığın varlığı kabul edilse bile davacının talebinin tazminat / yani bir miktar paraya ilişkin olduğunu, şartların varlığı halinde ihtiyati tedbir değil, ihtiyati haciz istenebileceğini, somut olayda ihtiyati tedbir yönünden yaklaşık ispatın sağlanmadığını, diğer yasal koşulların da oluşmadığını, davadan önce eksik inceleme ile esası çözer şekilde tedbir kararı veril- diğini, bir an için ihtiyati tedbir koşulları oluştuğu düşünülse dahi, davacının tedbir kararının uygu- lanmasını takiben, tedbirin amacına uygun şekilde sonuçlarının tespit edilmesi ve hakların korunması amacıyla açılması gereken tamamlama merasimi niteliğindeki davayı ikame etmediğini, huzurdaki davanın tedbir kararının kapsamı ve konusu ile uyumlu olmayıp yalnızca zarar talebine dayalı bir dava niteliği taşımadığını beyanla tedbir kararının kaldırılmasını istemiştir.
İstinaf sebepleri ve 6100 sayılı HMK'nun 355 md. ile sınırlı olarak yapılan incelemeye göre;
ASIL KARARA İLİŞKİN OLARAK:
Davacı vekili, "davalının taraflar arasında mevcut sözleşmeler ve adi ortaklık ilişkisini yok saydığını, ortaklık ilişkisine, sözleşmelere ve hukuka aykırı eylemleri sebebiyle müvekkilini zarara uğrattığını" beyan ve iddia ile, müvekkilinin bu zararına karşılık belirsiz alacak olarak şimdilik 100.000 USD maddi tazminatın faizi ile birlikte hüküm altına alınmasını istemiştir.
Davalı vekili ise, taraflar arasında adi ortaklık bulunmadığını, TBK'nun vekalet sözleşmesi hükümlerinin uygulanmasını gerektiren tamamen sui generis bir sözleşme olduğunu, Fransa Operasyonu öze- lindeki akdi ilişkinin davacıdan kaynaklanan nedenlerle sona erdiğini, müvekkili tarafından açılmış davaların bulunduğunu, sözleşmede tahkim şartına yer verildiğini ve süresinde tahkim itirazında bulunduklarını beyanla davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece tarafların yokluğunda, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucu; uyuş- mazlığın "tahkim yolu ile çözülmesi gerektiği" gerekçesi ile "USULDEN RED" kararı vermiştir.
6100 sayılı HMK'nun "Dava Şartları ve İlk İtirazlar" başlıklı kısmında; "Dava şartları" başlığı altında;
"MADDE 114- (1) Dava şartları şunlardır:
a) Türk mahkemelerinin yargı hakkının bulunması.
b) Yargı yolunun caiz olması.
c) Mahkemenin görevli olması.
ç) Yetkinin kesin olduğu hâllerde, mahkemenin yetkili bulunması.
d) Tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları; kanuni temsilin söz konusu olduğu hâllerde, temsilcinin gerekli niteliğe sahip bulunması.
e) Dava takip yetkisine sahip olunması.
f) Vekil aracılığıyla takip edilen davalarda, vekilin davaya vekâlet ehliyetine sahip olması ve usulüne uygun düzenlenmiş bir vekâletnamesinin bulunması.
g) Davacının yatırması gereken gider avansının yatırılmış olması.
ğ) Teminat gösterilmesine ilişkin kararın gereğinin yerine getirilmesi.
h) Davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması.
ı) Aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması.
i) Aynı davanın, daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması.
(2) Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır."
"Dava şartlarının incelenmesi" başlığı altında;
"MADDE 115- (1) Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler.
(2) Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder.
(3) Dava şartı noksanlığı, mahkemece, davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ve fakat hüküm anında bu noksanlık giderilmişse, başlangıçtaki dava şartı noksanlığından ötürü, dava usulden reddedilemez."
"İlk İtirazlar/Konusu" başlığı altında;
"MADDE 116- (1) İlk itirazlar aşağıdakilerden ibarettir:
a) Kesin yetki kuralının bulunmadığı hâllerde yetki itirazı.
b) Uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözümlenmesi gerektiği itirazı."
c) (Mülga:22/7/2020-7251/8 md.)
"İleri sürülmesi ve incelenmesi" başlığı altında,
"MADDE 117- (1) İlk itirazların hepsi cevap dilekçesinde ileri sürülmek zorundadır; aksi hâlde dinlenemez.
(2) İlk itirazlar, dava şartlarından sonra incelenir.
(3) İlk itirazlar, ön sorunlar gibi incelenir ve karara bağlanır."
"Dava Şartları Ve İlk İtirazlar Hakkında Karar" başlıklı 138. maddede;
"MADDE 138- (1) Mahkeme, öncelikle dava şartları ve ilk itirazlar hakkında dosya üzerinden karar verir; gerektiği takdirde kararını vermeden önce, bu konuda tarafları ön inceleme duruşmasında dinleyebilir."
"Tahkim İtirazı" başlıklı 413. maddede;
" (1) Tahkim sözleşmesinin konusunu oluşturan bir uyuşmazlığın çözümü için mahkemede dava açılmışsa, karşı taraf tahkim ilk itirazında bulunabilir. Bu durumda tahkim sözleşmesi hükümsüz, tesirsiz veya uygulanması imkânsız değil ise mahkeme tahkim itirazını kabul eder ve davayı usulden reddeder." denilmiştir.
HGK'nun 2015/18-2560 E- 2016/96 K. Nolu 27.01.2016 ilamında ise özetle;
"Dava şartları, medeni usul hukukuna ait bir kurumdur.
Bunun amacı, bir davanın esası hakkında incelemeye geçilebilmesi için gerekli bütün şartları ve bunların incelenmesi usulünü tespit etmek, böylece davaların daha çabuk, basit ve ekonomik bir şekilde sonuçlanmasına yardımcı olmaktır.
Dava şartlarının bulunup bulunmadığı davada hakim tarafından kendiliğinden (re’sen) gözetilir; taraflar bir dava şartının noksan olduğu davanın görülmesine (esastan karara bağlanmasına) muvafakat etseler bile, hakim davayı usulden reddetmekle yükümlüdür.
Yazılı yargılama usulüne tabi bir dava açıldığında, mutlaka dilekçelerin değişiminin gerçek- leştirilmesi ve ön-inceleme duruşmasının yapılması zorunludur. Diğer yandan, dava şartlarından birinin bulunmadığını ve bunun yargılama aşamasında giderilmesinin mümkün olmadığını tespit eden hakim; dilekçelerin tamamlanması aşamasından sonra, fakat ön inceleme duruşmasından önce dosya üzerinden dava şartı eksikliği nedeniyle davayı karara bağlayabilir(HMK. m. 138)" denilmiştir.
Bu bilgiler ışığında somut olay ele alındığında,
\-Davanın yazılı yargılama usulüne tabi olduğu, dolayısıyla dava, cevap , cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesinin ibrazı veya bunun için verilen sürelerin dolması ile dilekçelerin teatisi aşamasının tamamlanacağı,
\-Dava dilekçesinin 27.01.2026 tarihinde davalıya usulen tebliğ edildiği,
\-Davalının aynı tarihte (27.01.2026 günü) "cevap süresinin uzatılması" talepli dilekçesini ibraz ederek, "Hak kaybına uğramamak açısından zamanaşımı, arabuluculuk, husumet, TAHKİM itirazında bulunmakla birlikte, açılan dava kapsamlı olduğundan ve araştırmayı gerektirdiğinden 6100 sayılı HMK m. 127 uyarınca cevap verme süresinin 1 AY SÜREYLE uzatılmasına karar verilmesini" talep ettiği,
\-Mahkemece bu dilekçeye istinaden 28.01.2026 tarihinde ;
"1-Davalı vekilinin davaya cevap verme süresinin uzatılması isteminin süresinde olduğu anlaşılmakla KABULÜNE,
2- HMK'nın 127. maddesi hükmü gereğince, bir defaya mahsus olmak üzere 2 haftalık yasal süresinin bitiminden itibaren başlamak kaydıyla 1 aylık ek süre verilmesine" şeklinde ara karar verildiği,
\-Davalının 09.03.2026 tarihinde (uzatılmış süre içinde) cevap dilekçesini ibraz ettiği ve bu dilekçenin 17.03.2026 tarihinde davacı tarafa tebliğ edildiği,
\-Bunun üzerine davacı vekilinin 17.03.2026 tarihli dilekçesi ile cevaba cevap verme süresinin uzatılması talebinde bulunduğu, mahkemece bu dilekçeye istinaden 18.03.2026 tarihinde;
"1- Davacı vekilinin cevap dilekçesine karşı cevaba cevap dilekçesi sunma süresinin uzatılması isteminin süresinde olduğu anlaşılmakla KABULÜNE,
2- HMK'nın 127. maddesi hükmü gereğince, bir defaya mahsus olmak üzere 2 haftalık yasal süresinin bitiminden itibaren başlamak kaydıyla 1 aylık ek süre verilmesine" şeklinde ara karar oluşturduğu,
Bu ara karara göre, HMK 92. Md. gereğince davacının iki haftalık cevaba cevap süresi yasal olarak cevap dilekçesinin tebliğ edildiği 17.03.2026 tarihinde başlamakta, kanunen tanınan iki haftalık süre 31.03.2026 tarihinde, mahkemece "yasal cevap süresinin bitiminin itibaren" verilen bir aylık süre ise 30.04.2026 tarihinde sona ermektedir.
Eldeki dosyada, Mahkemece asıl kararın açıklandığı 27.04.2026 tarihi itibariyle henüz cevaba cevap dilekçesi ibraz edilmemiş olup davacı vekilince cevaba cevap dilekçesi 28.04.2026 tarihinde ve süresi içinde ibraz edilmiştir.
Hal böyle olunca, mahkemece dilekçeler aşamasının tamamlanması, bundan sonra sırasıyla dava şartları ve ilk itirazların karara bağlanması gerekirken, dilekçeler aşaması tamamlan- madan yazılı şekilde karar verilmesi, tarafların hukuki dinlenilme ve savunma haklarının kısıtlanması sonucunu doğuracağından usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.
Bu nedenle davacının asıl karara ilişkin istinaf başvurusunun kabulü ile, yukarıda belirtilen şekilde dilekçeler aşamasının tamamlanması ve sonrasında dosya içeriğine göre hasıl olacak sonuç dairesinde karar verilmek üzere kararın kaldırılması gerekmiştir.
EK KARARA İLİŞKİN OLARAK:
1.) Davacının istinafı yönünden;
HMK'nda "Hükmün tashihi" başlığı altında;
"MADDE 304- (1) Hükümdeki yazı ve hesap hataları ile diğer benzeri açık hatalar, mahkemece resen veya taraflardan birinin talebi üzerine düzeltilebilir. Hüküm tebliğ edilmişse hâkim, tarafları dinlemeden hatayı düzeltemez. Davet üzerine taraflar gelmezse, dosya üzerinde inceleme yapılarak karar verilebilir.
(2) Tashih kararı verildiği takdirde, düzeltilen hususlarla ilgili karar, mahkemede bulunan nüshalar ile verilmiş olan suretlerin altına veya bunlara eklenecek ayrı bir kâğıda yazılır, imzalanır ve mühürlenir."
"Hükmün tavzihi" başlığı altında;
"MADDE 305- (1) Hüküm yeterince açık değilse veya icrasında tereddüt uyandırıyor yahut birbirine aykırı fıkralar içeriyorsa, icrası tamamlanıncaya kadar taraflardan her biri hükmün açıklanmasını veya tereddüt ya da aykırılığın giderilmesini isteyebilir.
(2) Hüküm fıkrasında taraflara tanınan haklar ve yüklenen borçlar, tavzih yolu ile sınırlandırılamaz, genişletilemez ve değiştirilemez."
"Hükmün tamamlanması" başlığı altında;
"MADDE 305/A- (Ek:22/7/2020-7251/27 md.)
(1) Taraflardan her biri, nihaî kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde, yargılamada ileri sürülmesine veya kendiliğinden hükme geçirilmesi gerekli olmasına rağmen hakkında tamamen veya kısmen karar verilmeyen hususlarda, ek karar verilmesini isteyebilir. Bu karara karşı kanun yoluna başvurulabilir." şeklinde düzenleme yapılmıştır.
Davacı vekili İlk Derece Mahkemesi'ne ibraz ettiği 29.04.2026 tarihli dilekçesinde özetle; dava şartlarının ve ilk itirazların ön inceleme duruşmasında değerlendirileceği, dilekçe teati- sinin sonlanmasının zorunlu olduğu, mahkemenin, dava şartları ve ilk itirazlar hakkında dosya üze- rinden karar verilebileceğini öngören aynı Kanun'un 138. maddesi hükmü, dilekçelerin karşılıklı veril- mesi zorunluluğunu ortadan kaldırmayacağını, ilk derece mahkemesinin usule aykırı karar verdiğini, HMK'nun "tavzih ve tashih” hükümleri dikkate alınarak maddi hata içeren bu kararın kaldırılmasını istemiştir.
İlk Derece Mahkemesi'nce dilekçeler aşaması tamamlanmadan verilen "tahkim şartı nedeniyle verilen usulden red" kararının usul ve yasaya aykırı olduğu yukarıda da belirtilmiştir. Ancak bu hukuka aykırılık maddi hata niteliğinde olmayıp hükmün tavzih veya tashin yoluyla düzeltilmesi yasal olarak mümkün değildir. Mahkemece yapılan değerlendirme sonucunda da usule ilişkin kararın tavzih ve tashih yolu ile değiştirilemeyeceği belirtilerek bu talep reddedilmiş olmakla davacının 29.04.2026 tarihli ek kararın 1. Bendinde yer alan "Davacı vekilinin 27.04.2026 tarihli gerekçeli kararına yönelik tavzih/tashih talebinin reddine" ilişkin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 md. gereğince reddi gerekmiştir.
2-) Davalının istinaf başvurusu yönünden ise;
Davalı taraf İDM'nin 29.04.2026 tarihli ek kararın 2. Bendinde yer alan;
"2-Davalı vekilinin İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi 2025/664 D.İş sayılı dosyasından verilen tedbir kararının kaldırılması talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına ve tedbire ilişkin yatırılan teminatın iadesi talebinin reddine" şeklindeki kararı istinafa getirmektedir.
Bu istinaf başvuruna hasren dosya üzerinde yapılan incelemeye göre;
A.) ... vekili iş bu davadan önce İstanbul 15. Asliye Ticaret mahkemesi'ne ibraz ettiği 19.11.2025 tarihli 2025/664 D. İş sayılı dilekçesinde; eldeki dava dosyasına sunduğu dava dilekçesindeki iddia ve beyanlarını aynen tekrarlamış, ilaveten taraflar arasınad adi ortaklık ilişkisini mevcut olduğunu, adi ortaklık ilişkisinin tek taraflı irade beyanı ile değil mahkeme kararı ile sona eren sözleşme türü olduğunu, aleyhine tedbir istenen ... Limited Şirketi'nin Fransa Vize Operasyonlarının yapıldığı çalışma ofis- lerinin değiştirilmesine ilişkin eylemlerde bulunduğunu, davalının kusurlu ve hukuka aykırı eylemleri nedeniyle taraflar arasındaki adi ortaklık ilişkisinin telafisi imkansız şekilde zarara uğradığını, hukuka aykırılık, telafisi güç ve hatta imkansız zarar şartı ile yaklaşık ispat koşulundan çok öte ispat koşu- lunun da yerine geldiğini beyanla; HMK 389 vd hükümleri uyarınca TEDBİREN ve ivedilikle; Fransa Vize Operasyonu'na ilişkin vize başvurularına yönelik işlemlerle ilgili Ankara ve İstanbul illerinde bulunan çalışma ofislerinin başka bir yere taşınarak bu vize başvurusu işlemlerinin aleyhine tedbir istenen tarafından sadece tek başına kendileri tarafından yapılmasına dair tüm bu işlemlerin hukuka aykırılığının tespiti ile bu işlemlerin durdurulmasına, davalı yanca bu yönde gerçekleştirilecek vize işlemleri ile ilgili iş yeri açma noktasında her türlü kiralama, ruhsat başvurusu, çalışma izni alınması ve burada belirtilmeyen tüm yasal müracaatların dur- durulmasına, söz konusu belirtilen adreslerin ticari faaliyete konu edilmemesine, alınmış ise ticari ruhsat- larının ve buna bağlı tüm faaliyetlerinin durdurulmasına, aleyhine tedbir istenen tarafın resmi sosyal medya hesaplarında belirtilen adreslerde aleyhine tedbir istenen taraflardan adi ortaklığın konusu ve amacı kap- samında gerçekleştirilen tüm ticari faaliyetlerin yapılmamasına karar verilmesini istemiştir.
B.) Mahkemece bu talep ile ilgili olarak 2025/664 D. İş Esas-Karar nolu 21.11.2025 tarihli karar ile "karşı taraf/davalı şirketin 14.11.2025 tarihli duyurusu ve devamında gelirlerin paylaşımı konusunda son olarak yaptığı uygulaması sonucu tedbir isteyen tarafın bu duyuru öncesindeki fiili ve sözleşmesel durumun korunmasında acil ve hukuki yararının bulunduğu, mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme sebebiyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı" gerekçesi ile "Tedbir isteminin kısmen kabulü ile tedbir talep eden ... AŞ ile karşı taraf .... Ltd. Şti arasındaki ticari ilişkide 14.11.2025 tarihli duyuru öncesindeki fiili ve hukuki durumun aynen korunmasına, bu durumun değiştirilmesi konusunda yapılan işlemlerin önlenmesi ve durdurulması için ihtiyati tedbir uygulanmasına, diğer tedbir istemlerinin bu aşamada reddine " karar verilmiştir.
C.) Aleyhine tedbir kararı verilen davalının itirazı üzerine mahkemece ;
\-27.11.2025 tarihinde tensiben;
"1-İhtiyati tedbir kararına itiraz talebinin duruşmalı olarak incelenmesine, duruşma gününün taraflara tebliğine,
2-İtiraz dilekçesinin ve müdahale talep eden 3. kişi Fransa Büyükelçiliği'nin dilekçesinin ihtiyati tedbir talep eden tarafa tebliğine,
3- Müdahale talebinin mürafaa duruşmasında değerlendirilmesine,
4-İtiraz eden tarafın HMK 395 maddesi gereğince tedbirin teminat üzerine kaydırılması isteminin kabulüne, itiraz eden tarafça 4.000.000,00 TL nakdi veya eşdeğer teminat mektubunun mahkememiz dosyasına ibrazı halinde, mahkememiz dosyasında verilen 21.11.2025 tarih 2025/664 D.İş Esas 2025/664 Karar sayılı ihtiyati tedbirin kaldırılmasına, ihtiyati tedbirin ibraz edilecek teminat üzerinde uygulanmasına, mahkememiz kararının uygulanması için HMK 393 maddesi gereğince tefhim veya tebliğden itibaren 1 hafta içinde talepte bulunulması gerektiğinin itiraz eden tarafa ihtarına, (tensip zaptının tebliği ile ihtar edilmiş sayılmasına )
5-Mürafaa duruşmasının 15.12.2025 günü saat 13:45'a yapılmasına,
\- 27.11.2025 tarihli başka bir ara karar ile; "İhtiyati tedbire itiraz eden .... Ltd. Şti. Tarafından 27.11.2025 tarihli tensip zaptının 4. Nolu ara kararı uyarınca teminatın yatırıldığı anlaşıldığından, mahkememiz dosyasında verilen 21/11/2025 tarih 2025/664 D.İş Esas 2025/664 Karar sayılı ihtiyati tedbirin KALDIRILMASINA, İhtiyati tedbirin HMK 395 md gereğince depo edilen 4.000.000,00 TL teminat üzerine UYGULANMASINA" karar verilmiştir.
D.) 15.12.2025 tarihinde duruşmalı olarak yapılan inceleme sonunda ise;
"1-İhtiyati tedbir kararının tüm sonuçlarıyla birlikte kaldırılması isteminin reddine,
2-Mahkememizin 27.11.2025 tarihli ara kararı ile HMK 395 md gereğince 4.000.000 TL (100.000 USD) teminat üzerine kaydırılan ihtiyati tedbirde teminatın 2.394.000.000 TL (57.000.000 USD) ye artırılmasına eksik 2.390.000.000 TL nin kararın verildiği tarihten itibaren 10 gün içinde nakdi veya süresiz ve kesin teminat mektubu olarak mahkememiz dosyasına ibrazına, HMK 395 md gereğince ihtiyati tedbirin ibraz edilecek teminat üzerine uygulanmasına, aksi halde HMK 395 md gereğince verilen 27.11.2025 tarihli ihtiyati tedbirin teminat üzerine uygulanması kararının kendiliğinden kalkacağının itiraz eden tarafa ihtarına (ihtar edildi)
Yatırılan nakdi teminatın nemalandırılmasına,
3-İhtiyati tedbir talep eden tarafın HMK 395 md gereğince verilen 27.11.2025 tarihli kararın yok hükmünde sayılması isteminin reddine,
4-Teminat yönünden yapılan itirazın kabulüne, 2.394.000.000 TL (57.000.000 USD) nin %20 si oranında 478.000.000 - TL nakdi teminat tutarının veya süresiz ve kesin teminat mektubunun kararın verildiği tarihten itibaren 10 gün içinde mahkememiz dosyasına ibrazına, böylece ihtiyati tedbirin devamına, aksi halde İİK 261/1 md gereğince ihtiyati tedbir kararının kendiliğinden kalkacağının ihtiyati haciz isteyen tarafa ihtarına (ihtar edildi)
Yatırılan nakdi teminatın nemalandırılmasına,
5-Mahkememizce verilen 21.11.2025 tarihli ihtiyati tedbirin HMK 395 md gereğince teminat üzerine kaydırılmasından sonra Ankara ve İstanbul da bulunan vize merkezleri fiilen taşınmış bulunduğundan ve vize işlemleri kesintisiz devam ettiğinden 3.kişi Fransa Büyükelçiliğinin ihlal edilen menfaati kalmadığı dikkate alınarak 26.11.2025 tarihli dilekçesindeki istemlerin reddine,
6-Murafaa duruşması sonunda kısmen kabul kısmen red kararı verildiğinden; Yapılan yargılama giderlerinin takdiren taraflar üzerinde bırakılmasına, vekalet ücreti takdirine yer olmadığına" dair istinafı kabil olarak karar verilmiştir.
... Aş vekili "21.11./2025 tarihli ara kararla verilen ihtiyati tedbir kararının usule aykırı olarak teminat üzerine taşınmasına ilişkin mahkemenin 27.11.2025 tarihli ek kararının usule aykırı olduğunu ve kaldırılması gerektiğini, HMK 394/4.madde gereği duruşma günü veril- mesine rağmen mahkemece tensiple evrak üzerinde itirazları karşılar şekilde ihtiyati tedbirin değiştirilmesine karar verilmesini usul ve hukuka aykırı olduğunu, mürafaa duruşmasından önce evrak üzerinden inceleme yapılamayacağını, bunun adil yargılanma ve hukuki dinlenilme haklarını ihlal ettiğini, karşın tarafın ana sözleşmeye ve tahkim şartına dair açıklamalarının mevcut sözleşmelere ve taraflar arasındaki ilişkiye uygun olmadığının sabit olduğunu, 21.11.2025 tarihli tedbir kararının net ve anlaşılır olduğunu, taraflar arasında adi ortaklık ilişkisi bulunduğu, diplomatik kriz iddialarının yerinde olmadığı, taraflar arasında adi ortaklık ilişkisi mevcut olup tek yanlı beyanla adi ortaklığın feshedilmesinin mümkün olmadığını" beyanla 21.11.2025 tarihli ihtiyati tedbir kararının aynen devamını ancak 27.11.2025 tarihli ek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
... istinaf dilekçesinde; deliller değerlendirilmeden eksik inceleme ile hatalı ihtiyati tedbir kararı verildiğini, tedbir kararının yasal şartları taşımadığını, kaldırılması gerektiğini, ihtiyati tedbir kararının açık ve net olması gerektiği, ancak kararın uygu- lanmasında kuşkuya düşüldüğünü, yaklaşık ispatın sağlanmadığını, yerel mahkemenin ihtiyati tedbirin sınırları aşarak asıl uyuşmazlığı çözecek şekilde ihtiyati tedbir kararı verdiğini, mahkemenin davanın para alacağına ilişkin olduğu ve ihtiyati haciz hükümlerini değerlendirmeden ihtiyati tedbir kararı verdiğini, uyuşmazlığın ihtiyati tedbire konu olmaya elverişli bulunmadığını, taraflar arasındaki ilişkinin adi ortaklık ilişkisi olma- dığını, vize işlemlerinde münhasıran müvekkili şirketin imtiyaz sahibi olduğunu, tedbir talep eden şirketin imtiyaz hakkı bulunmadığını, aradaki ilişkinin hizmet sağlamaya ilişkin olduğunu, tedbir talep edenin müvek- kiline hizmet sağladığını, tedbir talep edenin sözleşmeyi ihlal ettiği ve rekabet yasağına aykırı davrandığını, bu nedenle dava açıldığını, söz konusu uyuşmazlığın yargılamayı gerektiren birçok ihtilaf içerdiğinden tedbire elverişli olmadığını, adi ortaklığın kesin ve yazılı delille ispatı gerektiğini, mahkeme tarafından denetime elverişli olmayan uzman raporuna göre verilen ihtiyati tedbir kararının hukuka aykırı ve ölçüsüz olduğunu, şirket değerinin korunması amacıyla verilen ihtiyati tedbir kararının ağır ve ölçüsüz sonuç yarattığını, bu nedenle tedbir kararının BK nın temel ilkelerini zorladığını, mahkemenin tedbirin teminata kaydırılması ve teminatın %100 alınmasının da taraflar arasındaki sözleşmelere aykırı olduğunu, teminat belirlenecekse bunun sözleşmede belirteline hükümler çerçevesinde 6 ay ile sınırlı tutulup belirlenmesi gerektiğini" beyanla ihtiyati tedbir kararının tümden kaldırılmasını istemiştir.
Mahkemece 25.12.2025 tarihli ek karar ile davacının 27.11.2025 tarihli ara karara ilişkin istinaf başvurusu "istinaf dilekçesinde değinilen itirazların 15.12.2025 tarihli mürafaa duruşmasında değerlendirildiği " gerekçesi ile reddedilmiştir.
Tarafların tedbire yönelik istinaf başvurusu hakkında dairemizce yapılan inceleme sonucu tesis edilen 2026/584 E- 2026/677 K. Nolu 12.03.2026 tarihli ilamda;
"Talep ihtiyati tedbir talebine yöneliktir.
Mahkemece "tedbir talep eden ... AŞ ile karşı taraf .... Ltd. Şti arasındaki ticari ilişkide 14/11/2025 tarihli duyuru öncesindeki fiili ve hukuki durumun aynen korunmasına, bu durumun değiştirilmesi konusunda yapılan işlemlerin önlenmesi ve durdu- rulması için ihtiyati tedbir uygulanmasına, diğer tedbir istemlerinin bu aşamada reddine" karar verildikten sonra, itiraz sonrası tedbirin teminat üzerine kaydırılmasına karar vermiştir.
HMK'nın 389. maddesinde ihtiyati tedbirin şartları düzenlenmiş olup, söz konusu maddede; meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ya da tamamen imkansız hale gelebileceği veya gecikmesinde sakınca bulunması yahut ciddi bir zararın ortaya çıkacağı endi- şesi bulunan haller, genel bir ihtiyati tedbir sebebi veya şartı olarak kabul edilmiştir. Bu şartlardan birisinin mevcudiyeti halinde, mahkemece, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilecektir.
HMK 341.maddede hangi kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabileceği açıkca belirtilmiştir.
İhtiyati tedbir kararlarının kabulüne ilişkin kararlara karşı itiraz halinde itirazın mahkemece incelenmesi, sonrasında verilen karar ile ihtiyati tedbir talebinin reddi halinde ise bu ret kararına karşı itiraz eden tarafça istinaf yoluna başvurulabileceği açıktır.
HMK 394. maddesinde karşı tarafın kendisi dinlenmeden verilen ihtiyati tedbir kararına itiraz edebileceği hususu düzenlenmiştir.
HMK 396/1. maddesinde ise, durum ve koşulların değişmesi sebebiyle tedbirin değiştirilmesi yada kaldırılmasına talep üzerine karar verilebileceği, HMK 396/2. maddede bu durumda itiraza ilişkin 394/3 ve 4. fıkrasının kıyasen uygulanabileceği hususları düzenlenmiştir. HMK 396. maddesine ilişkin talep hak- kında, verilecek kararlar yönünden, HMK 396/2.maddesi, itiraz yolunu düzenlemiş olup, HMK 396/2. Madde- sinde, istinaf kanun yolunu düzenleyen HMK 394/5 maddesine yapılan bir atıf yoktur.HMK 396. maddesindeki düzenleme, HMK 341/1. maddesine göre özel düzenleme olduğundan,somut olayda ihtiyati tedbirin değişti- rilmesine - ihtiyati tedbirin teminat üzerine kaydırılmasına dair verilen bu ara karara karşı istinaf yolu açık değildir." denilerek, "HMK 394, 395,396 ve 341. maddeleri gözetilerek tarafların istinaf dilekçesinin HMK 352.maddesi gereği reddine " kesin olarak karar verilmiştir.
Dairemizin iş bu ilamına karşı ... vekili Av. ... tarafından temyiz başvurusunda bulunulmuş ise de; davalı vekilinin temyiz başvurusu 6100 sayılı HMK'nun temyiz edilemeyen kararlar başlıklı kısmının 362/1-f madde- sinde ''Geçici hukuki korumalar hakkında verilen kararların'' kesin olduğunun belirtildiği ve temyiz yoluna başvurulamayacağı gerekçesi ile 09.04.2026 tarihinde reddedildiği, davalı tarafça temyiz başvurusunun reddine karar aleyhine temyiz yoluna gidildiği ve bu başvuru hakkında henüz Yargıtay incelemesi yapılması anlaşılmaktadır.
Gelinen aşamada, davalı tarafça yeniden istinafa getirilen kararın ihtiyati tedbirin değiştirilmesi-ihtiyati tedbirin teminat üzerine kaydırılması niteliğinde olduğu ve bu kararın istinafının mümkün olmadığı açıktır. Bu husus önceki ilamımızda gerekçeli ve ayrıntılı olarak izah edilmiştir. Mahkemece 29.04. 2026 tarihli ek kararın 2. Bendinde yer alan "2-Davalı vekilinin İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi 2025/664 D.İş sayılı dosyasından verilen tedbir kararının kaldırılması talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına ve tedbire ilişkin yatırılan teminatın iadesi talebinin reddine" şeklindeki ara karar da aynı mahiyettedir.
Dosya kapsamında mahkemece verilmiş ve istinaf konusu edilen başkaca bir tedbir kararının da olmadığı anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca; davalının (ek karara ilişkin) istinaf başvurusunun da HMK 353/b-1 maddesi gereğince reddi gerekmiştir.
K A R A R : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
A-Davacının asıl karara ilişkin istinaf talebinin kabulü ile, HMK 353/1-a-4 maddesi gereğince kaldırılması ile yeniden yargılama yapılmasını temin için dosyasının ilk derece mahkemesine geri gönderilmesine,
B- Davacının ve davalının ek karara ilişkin istinaf başvurularının ayrı ayrı HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince reddine,
Davacıdan ek karar yönünden alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcı alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
Davalıdan ek karar yönünden alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcı alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
İstinaf sebebiyle yatırılan gider avansı bakiyesi varsa istinaf edenlere ilk derece mahkemesince iadesine,
Dair dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda HMK 353/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 14/07/2026