Ana içeriğe atla

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi · Esas 2025/589 · Karar 2026/2901

Eklenme tarihi: 14 Temmuz 2026 09.06.2026 Yayınlanma
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi 09.06.2026 Esas No: 2025/589 Karar No: 2026/2901

Anahtar kelimeler: istihkak

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
4\. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2025/589
KARAR NO : 2026/2901
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 07/06/2024
NUMARASI : 2023/694 Esas - 2024/441 Karar
DAVANIN KONUSU: Tazminat (Haksız İhtiyati Hacizden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 10/06/2026
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK' nın 353. maddesi gereğince dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde; Müvekkilinin uhdesinde dava dışı firmadan 14.12.2015 tarihinde satın alınan 10.313 adetlik paletli ... ürününün bulunduğunu, davalının alacakları kapsamında müvekkil firmanın uhdesinde bulunan 3 adet paletli ... içeriğindeki 5.622 adet galvaniz işinin haczedildiğini, hacze konu ürünlerin müvekkili tarafından ithal edilmek üzere hazırlanan ... firmasınca müvekkiline yaptırılan ihraç konusu ürünlerinden bir kısmına karşılık geldiğini, haczedilen ürünlerin 4.968 adetlik kısmının geri geldiğini ve elde kalan bu ürünlerin ... firmasının 19.01.2016 tarihinde kısmi teslimat olarak gönderdiğini, ancak haciz konusu ürünlerin haciz sonrasında muhafaza edilmesi sebebiyle 5.622 adetlik ürünün 12.04.2016 tarihinde dava dışı üçüncü firmadan 7,35 TL birim fiyatla yeniden temin edildiğini, bu sebeple 3 aylık gecikme ile teslimatın gerçekleştiğini, bunun yan ısıra ... firmasından yeninden iş alınması konusunda sıkıntılar yaşandığını, ürünlerin ihraç konusu olması sebebiyle parça bazında 2,45 Usd bedelle ... firmasına fatura edildiğini, bu süreçle ilgili Ankara 14. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2023/132 D. İş sayılı dosyasında delil tespiti talebinde bulunduklarını ancak davalının haczettiği ürünlerin Yediemin ...'a ait depoda olmadığının ortaya çıktığını, bu sebeple ortaya çıkan zararın tespitinin talep edildiğini, haciz tutanağına sunulan fatura ve sevk irsaliyeleri ile açık bir biçimde anlaşılacak müvekkile ait malların haczedilmesi olgusu sebebiyle oluşan zararı kabul eden davalının kötü niyetli olarak haciz işleminin gerçekleştirdiğini, anılan sebeplerle; davalının haksız ihtiyati haczi sebebiyle uğranılan zararın dosyaya sunulan belgelere göre Usd para biriminden hesaplanarak davalıdan tahsilini, Haksız haciz sebebiyle müvekkilin teslim edemediği mallar sonucunda ortaya çıkan ticari kazanç kaybının hesaplanarak davalıdan tahsilini, davalı eyleminin kötü niyetli olması sebebiyle 25.000,00 TL bedelli manevi zararın davalıdan tahsilini, maddi zararın tespiti halinde oluşan alacak ve manevi zarar tutarına haciz tarihinden itibaren ticari faiz hesaplanarak davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı vekili sunduğu beyan dilekçesiyle; Maddi tazminat yönünden talebini 426.926,37 TL olarak bildirmiştir. bildirmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; Davaya konu İstanbul 14. İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyasında gerçekleştirilen haciz tarihinin 29.12.2015 olduğunu ancak davacının bu tarihten 8 yıl sonra dava açtığını, bu sebeple davanın reddi gerektiğini, kural olarak borçluya ait malların gerek borçlunun elinde gerekse üçüncü şahsın elinde haczedilebileceğinin İİK 96. maddesinde öngörüldüğünü, davacının dava konusu haciz işlemlerine ilişkin açtığı istihkak davasında istinaf mahkemesinin müvekkili aleyhine tazminata hükmetmediğini, hukuka ve usule aykırı eylem bulunmadığından aleyhe manevi tazminata hükmedilemeyeceğini, tazminat talebi için gerekli koşulların oluşmadığını, icra mahkemesinin kesinleşen kararlarının maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmeyeceğini, bu sebeple dava dilekçesinde belirtilen İstanbul 23. Hukuk Mahkemesinin 2016/761 E. Sayılı istihkak davasında verilen kararın kesin hüküm teşkil edemeyeceğini, haciz mahallinde yapılan evrak araştırmasında borçluya ait nitelikli evraklar bulunduğunu, muhafaza işleminin bitmesine yakın karanlıktan faydalanılarak bir kısım evrakların istihkak iddia eden 3.şahıs çalışanları ve yetkililerince çalındığını, borçlu şirket ve haciz mahallinde bulunan ... Ltd. Şti. arasında organik bağ bulunduğunu, şirket ortağının ... olduğunu ve bu kişinin borçlu şirketi borçlandırdıktan sonra aynı yerde ... Ltd. Şti'ni kurduğunu, bu sebeple haciz mahallinin aynı zamanda borçlunun kullanımında bulunduğunu, davacının sunduğu fatura tarihinin 29.12.2015 olduğunu ve bu tarihin haciz tarihi ile aynı olduğunu, sunulan faturaların borcun doğum tarihinden sonraki tarihler olduğunu, zira icra dosyasına konu çek keşide tarihinin 2014, faturaların 2015 yılına ait olduğunu, bu sebeple faturaya itibar edilemeyeceğini, Ankara 14. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2023/132 D. İş sayılı dosyasındaki tespitte ise keşif tutanağında hangi adrese gidildiğinin, yedieminin orada olup olmadığının belirtilmediğini, bu sebeple hükme esas alınamayacağını, ayrıca yediemine teslim edilen malların korunmasının müvekkiline ait olmadığını, malların muhafaza ve korunmasının yedieminde bulunduğunu ileri sürerek davanın reddini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince; "... Dosyaya sunulan 23.04.2024 tarihli bilirkişi raporunda özetle, "davacının ticari defterlerinden 2015 yılına ait işletme defteri noter açılış tasdikini yasal süresi içerisinde
gerçekleştirdiği, 2016 yılına ait yevmiye kebir envanter defterleri noter açılış tasdiklerinin 31.12.2015 yasal süresini aşar şekilde 26.01.2016 tarihinde gerçekleştirildiği, buna mukabil defterlerin Vergi Usul Kanunun 183-184-185 maddeleri ve 6102 Sayılı TTK’nın 64.maddesinde belirtilen usul ve esaslara uygun olarak tutulduğu, kayıtların usulüne uygun olarak gerçekleştirildiği, davacının zarar iddiasına konu dava dışı firmadan temin edilen alış faturası ile yine dava dışı firma adına düzenlenen satış faturalarının usulüne uygun olarak davacı ticari defterlerinde yer aldığı, davalının haksız haciz işlemi sebebiyle davacının 5.622 adet ... ürünün yeniden temin edildiğinin iddia edildiği ancak yeniden temin veya satın alma işlemi ile ilgili dosyada sunulu herhangi bir fatura bulunmadığı, dosyada mübrez dava dışı firmadan alınan alış faturası ile yine dava dışı firma adına düzenlenen satış faturalarının karşılaştırılması neticesinde davacının maddi zarar talep ettiği, ancak iddia konusu yeniden satın alma faturasının bulunmaması sebebiyle sanki yeni bir satın alma faturası varmış gibi kabul edilerek davacının maddi zarar talebiyle ilgili hesaplaması yapılmasının bilirkişinin görev yetki alanını aşması anlamına geleceği, bu sebeple davacı iddiasına bağlı kalınarak mevcut delil durumuna göre maddi zarar hesaplanmasının da teknik olarak mümkün olmadığı,
davalının haksız haciz sebebiyle teslim edilmeyen mallar sonucunda ortaya çıkan ticari kazanç kaybının davalıdan istendiği ancak, dava dilekçesi ekinde mübrez sipariş formunda dava dışı ... firmasına 14.000 adetlik ... ürünün teslim edileceğinin belirtildiği, ilgili firma adına 2016 yılında düzenlenen 3 ayrı fatura ile söz konusu üründen 15.590 adet teslim edildiği, bu minvalde davacının
kazanç kaybı yaşamadığı sonucuna gidildiği" yönünde görüş bildirmiştir.
Her ne kadar davacı vekilince haczedilen malların yerine davacının yeniden imalat yaptığı ileri sürülmüş ise de, alınan bilirkişi raporuna göre, davacının ticari defterlerinde sözkonusu malların dava dışı 3.kişiden satın alınmış olduğu anlaşıldığından davacının bu ürünlerin yeniden davacı tarafından imal edildiği yönündeki iddialar delillendirilmediğinden davacı vekilinin iddialarına itibar edilmemiştir.
Davacının maddi tazminat talebi yönünden;
Haksız takip ve haciz, haksız fiil niteliğindedir. Uyuşmazlığa, olay tarihinde yürürlükte bulunan 6098 Sayılı TBK'nun 50. maddesi uygulanmalıdır. Belirtilen hükümler gereğince; haksız fiilden kaynaklanan tazminat davalarında kural olarak gerçek zarar ilkesi geçerli olup zararın kanıtlanması davacı tarafa, hükmedilecek tazminatın miktarının belirlenmesi ise hakime aittir (Yargıtay 4 HD'nin 2021/17980 E. - 2022/9874 K. Sayılı ilamı).
Haciz isteminin dayanağının bir hak veya alacak olması ve haciz tarihinde mevcut bulunması gerekir. Aksi halde, haksız bir haciz ve buna bağlı olarak da sorumluluk söz konusudur. Eylem ile zararlı sonuç arasında uygun nedensellik bağının bulunması gerek ve yeterlidir.
Haciz isteyen alacaklı haksız çıktığı takdirde, borçlunun ve üçüncü şahsın bu yüzden uğrayacakları bütün zararlardan kusursuz olarak sorumludur. Ancak bu durumda dahi uğranılan maddi zararın ispatı zorunludur (Yargıtay 4 HD'nin 2016/14413 E. - 2019/483 K. Sayılı ilamı).
Dosyaya sunulan ve Mahkememizce itibar edilen bilirkişi raporuna göre davacının haksız haciz sebebiyle uğradığını iddia ettiği maddi zararını usulüne uygun ispatlayamadığı kabul edilerek, davacının maddi tazminat isteminin reddine karar verilmesi gerektiği vicdan ve kanaatine varılmıştır.
Davacının manevi tazminat talebine gelince ;
Haksız icra takibi veya hacze dayalı manevi tazminat istemi 818 sayılı BK.'nun 49. maddesinden (6098 sayılı TBK'nun 58. maddesi) kaynaklanan bir sorumluluk olup, kusura dayanan bir sorumluluk türüdür. Bu sebeple de takip (haciz) yaptıran kişinin takipte veya haciz işleminde kötü niyetli ve kusurlu olduğu olgusu gerçekleşmedikçe ve ağır bir zarar da doğmadıkça manevi tazminatla sorumlu tutulamaz.6098 sayılı TBK’nın 58. madde hükmüne göre hâkimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi mal varlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır.
22/06/1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan sebepleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Dosyaya sunulan belgelerden davacı aleyhine davalı tarafından uygulanan haciz işleminin haksız olduğu, haksız haciz işleminin haksız fiil niteliğinde olduğu, davalının yapılan haksız haciz işleminde kusurunun bulunduğu, haksız haciz işleminin yapıldığı tarih nazara alındığından takdiren davacı lehine 3.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği vicdan ve kanaatine varılmıştır.
Yapılan yargılama, toplanan deliller, alınan bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının maddi tazminat isteminin sübut yokluğundan reddine, manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
...Davacının maddi tazminat davasının subüt yokluğundan reddine, ...
...Davacının manevi tazminat davasının kısmen kabulüne, 3.000,00 TL manevi tazminatın 29/12/2015 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,..." karar verilmiştir.
Verilen karara karşı davacı vekili ve davalı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; Maddi tazminat davasının sübut yokluğundan reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, bilirkişi raporunun hatalı olduğunu, istihkak davasının müvekkili lehine sonuçlanmış olan mahcuz ürünlere gerçekleştirilmiş haksız haciz işleminden ötürü müvekkilinin gerçek fiili zararının araştırılıp hesaplanması gerektiğini, davalı tarafça gerçekleştirilen haksız haciz sonrası mahcuz malların yediemin ...'a ait depoda kaybolmasından ötürü zarar gören davacı müvekkilinin mal varlığında meydana gelen eksilme neticesinde işbu eksikliğin davalı tarafça giderilmesi gerektiğini, olay sebebiyle müvekkilinin kar mahrumiyetinin hesaplanması gerektiğini ve daha üst düzeyde bir manevi tazminata hükmedilmesi gerektiğini belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde; Maddi-manevi tazminat koşulları oluşmadığından davanın tümden reddi gerektiğini, kanunun tanıdığı yasal hakların kullanılmış olduğunu, somut olayda kusurlu davranış ve kötü niyet olmadığından manevi tazminata da hükmedilemeyeceğini, haksız haciz işlemi söz konusu olmadığı gibi kişilik haklarına saldırı oluşturacak şekilde bir haciz işlemi de bulunmadığını, müvekkilinin haklı alacağına istinaden icra takibi başlatıldığını, alacağın tahsili amacıyla icra takibi yapmak ve haciz işlemi uygulamak alacaklıya tanınmış yasal bir hak olduğundan ve yasal hakkın kullanılmasının hukuka uygunluk sebebi olması sebebiyle müvekkili aleyhine maddi/manevi tazminata hükmedilmesi hukuken mümkün olmadığını belirterek kararın kaldırılmasına ve davanın tümden reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :
İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi gereğince istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dava; Haksız ihtiyati haciz sebebiyle maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir.
Maddi tazminat yönünden yapılan incelemede;
Haciz işleminin, borçlu olmadığını bildiği kişi veya borçluya ait olmadığını bildiği eşyaya yönelik yapılması durumunda haksız haciz söz konusu olur.
Haksız takip ve haciz, haksız fiil niteliğindedir. Uyuşmazlığa, olay tarihinde yürürlükte bulunan 6098 Sayılı TBK'nun 50. Maddesi uygulanmalıdır. Belirtilen hükümler gereğince; haksız fiilden kaynaklanan tazminat davalarında kural olarak gerçek zarar ilkesi geçerli olup zararın kanıtlanması davacı tarafa, hükmedilecek tazminatın miktarının belirlenmesi ise hakime aittir (Yargıtay 4 HD'nin 2021/17980 E. - 2022/9874 K. Sayılı ilamı).
Haciz isteminin dayanağının bir hak veya alacak olması ve haciz tarihinde mevcut bulunması gerekir. Aksi halde, haksız bir haciz ve buna bağlı olarak da sorumluluk söz konusudur. Eylem ile zararlı sonuç arasında uygun nedensellik bağının bulunması gerek ve yeterlidir.
Haciz isteyen alacaklı haksız çıktığı takdirde, borçlunun ve üçüncü şahsın bu yüzden uğrayacakları bütün zararlardan kusursuz olarak sorumludur. Ancak bu durumda dahi uğranılan maddi zararın ispatı zorunludur (Yargıtay 4 HD'nin 2016/14413 E. - 2019/483 K. Sayılı ilamı).
Somut olayda; Davacı, maddi zarara uğradığına ilişkin iddiasına ispat edemediğinden maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Manevi tazminat yönünden yapılan incelemede;
Haksız icra takibi veya hacze dayalı manevi tazminat istemi ise, 818 sayılı BK.'nun 49. maddesinden (6098 sayılı TBK'nun 58. maddesi) kaynaklanan bir sorumluluk olup, kusura dayanan bir sorumluluk türüdür. Bu sebeple de takip (haciz) yaptıran kişinin takipte veya haciz işleminde kötü niyetli ve kusurlu olduğu olgusu gerçekleşmedikçe ve ağır bir zarar da doğmadıkça manevi tazminatla sorumlu tutulamaz.
Dava konusu ihtilafta; İstanbul 23.İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2019/761 E.- 2021/1061 K sayılı dosyasında davacının davalıya karşı açtığı istihkak davasının kabulüne ve kötüniyet tazminatına hükmedilmiş olup istinaf yoluna başvurulması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi'nin 21.Hukuk Dairesi'nin 2022/227 E.-2023/1858 K. Sayılı ilamı ile; "... alacaklının kötü niyeti ispatlanamadığı halde alacaklının kötü niyet tazminatına mahkum edilmesi yerinde olmadığından,..." gerekçesiyle "... kararın kaldırılmasına, haczedilen 3 adet paketli ... üzerindeki hazin kaldırılmasına, tazminat tayinine yer olmadığına,..." kesin olarak karar verilmiştir.
Haciz sırasında galvaniz kaplama işi için borçluların yedinde bulunan haciz tutanağında 3adet(kasa) paletli ... olarak belirlenmiş menkulün haczedilmesi işleminde davalının kötü niyetli ve ağır kusuru olduğundan söz edilemeyeceğinden manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde verilen karar isabetli olmadığından davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne karar vermek gerekmiştir.
Yukarıda açıklanan hususlar gereğince davacı vekilinin istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine, davalı vekilinin talebinin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/2. maddesi gereğince kaldırılmasına ancak bu yanılgının giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, davacı tarafından davalı aleyhine açılan maddi ve manevi tazminat davasının ayrı ayrı reddi yönünde yeniden karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacı vekilinin istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile; İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2023/694 Esas 2024/441 Karar sayılı 07/06/2024 günlü kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden bu kapsamda;
3-Davacı tarafından davalı aleyhine açılan maddi ve manevi tazminat davasının ayrı ayrı REDDİNE,
4- İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;
4/a-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL maktu karar ve ilam harcının, peşin yatırılan 426,94 TL'nin mahsubuyla bakiye 305,06 TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine,
4/b-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,
4/c-Davalı tarafça yapılan 38,40 TL yargılama giderinin davacıdan tahsiliyle davalıya verilmesine,
4/d-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 2/(3). ve 13/(1). maddelerine göre maddi tazminat yönünden 45.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan tahsiliyle davalıya verilmesine,
4/e-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 10. ve 13/(2). maddelerine göre manevi tazminat yönünden 25.000,00 TL nispi vekalet ücretinin davacıdan tahsiliyle davalıya verilmesine,
5- İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;
5/a-İstinaf talebi kabul edildiğinden davalı tarafça yatırılan istinaf harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine,
5/b-İstinaf yargılaması için davalı tarafından yapılan 1.169,40 TL istinaf yoluna başvurma harcı yargılama giderinin davacıdan tahsiliyle davalıya verilmesine,
5/c-İstinaf talebi reddedildiğinden, 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, peşin yatırılan 427,60 TL'nin mahsubuyla bakiye 304,40 TL istinaf karar ve ilam harcının istinaf eden davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine,
5/d-İstinaf yargılaması için davacı tarafından yapılan yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,
5/e-İstinaf incelemesi duruşmasız yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,
6-6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise kalan gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,
7-Karar tebliği ve harç tahsil müzekkeri düzenlenmesi Dairemizce yapılmasına, harç ve avans iadesi işlemleri ile 6100 Sayılı HMK'nın 302/5. maddesi gereği kanun yollarından geçmek suretiyle kesinleşen kararların kesinleşme kaydı ile kesinleşme kaydı yapılan kararların yerine getirilmesi için gerekli bildirimlerin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 10/06/2026

Yorumlar (0)

Yorum yapmak için giriş yapmanız gerekiyor.

veya Giriş yapın

  • Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın.

İlgili Kararlar