Anahtar kelimeler: gizli soruşturmacı
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14\. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2022/1726
KARAR NO:2026/1104
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:07/04/2021
NUMARASI:2016/715 E. - 2021/550 K.
DAVANIN KONUSU:Tazminat (Şirket yöneticiliğinden kaynaklanan)
Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davalının 04/04/2013 ile 28/02/2016 tarihleri arasında davacı şirketin genel müdürlüğü görevini yaptığını,bu görevi esnasında gerek taraflar arasında yapılan sözleşme ve gerekse Türk Ticaret Kanunun şirket müdürüne yüklediği ödevlere uymaması hukuka aykırı filleri, şaibeli iş ve eylemleri, şirketi kötü yönetmiş olması sebebiyle davacıyı çok ciddi zararlara uğratığını, davacı ve davalı arasında imzalanan 01.04.2013 tarihli iş sözleşmesinin 2, 3, 9 ve 10. maddelerine aykırı hareket ettiğini, yine TTK'nın 553. maddesine göre de sorumlu olduğunu, objektif özen yükümlülüğüne aykırı davrandığını, davalının görev yaptığı süre içinde tutulması zorunlu defter belge ve kayıtlarının usulüne uygun tutulmadığı bazı hususlarda hiçbir defter ve belgenin olmadığının, şirketin dökümantasyon sistemi olmadığının tespit edildiğini, davacı ile müşteriler arasındaki ilişkilerde piyasanın olağan akışı gereği olması gereken müşteri güvenilirliği kriterlerine uyulmaksızın, müşteri firmalar bakımından hiçbir surette risk ve limiti belirlenmeden satış yapıldığını, bu suretle hem şirketin satışlar nedeniyle tahsilat yapamaması ve hem de mal satışlarında kur farkı gözetilmemesi sebebiyle şirketin zarara uğratıldığını, mal alınan bazı şirketlerin davacının piyasadaki rakipleri olduğu ve bu şirketlerden mal alınarak risk düzeyi çok yüksek olan firmalara satılmak suretiyle rakiplere kredi verilmesi anlamına gelen işlemler yapıldığını, dava dışı ... isimli şirkete bu bağlamda yapılan satış nedeniyle şirketin 728.000,00-TL'lik satıştan hiç tahsilat yapamadan dönemi kapattığını, davalının iş aktinin sonlandırılacağı bildirildiği tarihle işten ayrıldığı dönem aralığında bile 300.000,00-TL tutarında riskli işlem gerçekleştirildiğini, 2014/2015 arası dönemde finansal harcamalarda 50 maaş artışlarında ise %50 oranında artış olduğunu, şirkette çalışan personel sayisi 34 kişiyi geçmediği halde masraf şeklindeki harcamaların 425.000,00 TL gibi dikkat çekici bir meblağa ulaştığı, yine bu kadar az sayıda çalışan personele rağmen 116.000,00 TL tutarında demirbaş harcaması yapıldığını, bunların belgelenemediğini, aynı ürünün farklı müşterilere farklı fiyatlarla satıldığını, 2014 yılında gros satışların önceki yıla göre %21 oranında düşüşle 18.903.000,00-TL 2015 yılında ise düşüşün %25 yaşanarak 14.970,00-TL'ye gerilediğini, 2014 yılında satıları ve müşterilerce iade edilen ürünlerin toplam değerinin 21.000,00-TL olmasına karşın, 2015 yılında satılan ve müşterilerce iade edilen ürünlerin toplam değerinin 837.000,00-TL olduğunu, şirketten harcama ve avans olarak çekilen oldukça yüklü meblağlardaki paraların karşılığında herhangi bir harcama belgesi sunulmadığını, davalının yetkili olmadığı halde hem kendisi tarafından bizzat ve hemde ... isimli personele yetki vermek suretiyle şirket adına meblağ kısımları boş olan ....Şti'ye teminat senetleri verildiğini, ve işten ayrılmış olmasına rağmen bu senetleri adı geçen şirketten almadığını, şirket yönetimindeki zaafiyet nedeniyle şirketin adresi değiştiği halde telefon idaresine bunun bildirilmediği ve şirketin eski adresinde kayıtlı telefona 1 yıl boyunca kullanılmadığı halde ücret ödendiğini, şirket adına otel rezervasyonları yapıldığını, otel faturalarının şirket tarafından ödendiğini ancak otelde kimin kaldığının belli olmadığını, şirketin ihtiyacı yokken sözde promosyon ürünü altında, lüzumsuz ve kullanımsız çok sayıda eşantiyon ürünün, ...'un ortağı olduğu reklam firmalarına yaptırıldığını, bedelinin şirkete ödetildiğini ve şirketin zarara uğratıldığını, davalının iş akdinin feshi sonrasında ve hatta fesih sürecinde kendi adına şirket ile aynı faaliyet kolunda çalışacak şirket kurduğu ve şirket müşterilerini bu şirketi üzerinde ticari işlem yapmaya teşvik ettiği ve hatta bazı müşterilerle ticari anlaşmalar imzaladığını, davalının işten ayrılmasına rağmen şirketin satışları nedeniyle tahsilat yerine aldığı bazı müşterilere ait çek ve senetleri şirkete iade etmediğini, tüm bu faaliyetler nedeniyle şirketin çok ciddi şekilde zarara uğratıldığını, zararın ve kusurun oranının şu aşamada net ve kesin olarak belirlemek mümkün olmadığını, bilirkişi incelemesi ve yargılama sonucunda çıkacak zararlara mahsuben şimdilik 10.000,00- TL tutarında işbu alacak davasının açılması zaruretinin hasıl olduğunu ileri sürerek, şimdilik 10.000,00-TL'nin işleyecek yasal birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 15.03.2021 tarihli bedel arttırım dilekçesi ile talebini arttırarak 655.587,50 TL'nin tahsilini istemiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle; davacının miktar konusundaki çelişkiyi ortadan gidermesi gerektiğini, davacı şirketin bağımsız denetim kuruluşundan rapor aldığını ve zararın çok büyük olduğunu belirttiğini, harcın bu tutar üzerinden tamamlattırılması gerektiğini, davacı tarafın iddialarının sadece soyut cümlelerden ibaret kaldığını, iddia edilen hususlarda açıklama yapılmadığını, somut delillere dayandırılmadığını, şirket defterlerinin tutulduğunu, aksi halde denetim raporu incelemesinin yapılamayacağını, finansman harcamalarında artış olduğunun belirtildiğini, ancak bu hususta bir açıklama yapılmayıp delil sunulmadığını, rakip firmadan mal alınmış olsa dahi şirketin zarara uğradığı sonucu çıkmadığını, ... şirketine satış yapıldığı tarihte şirketle ilgili bir olumsuzluğun bulunmadığını, bu şirketin daha önceki tarihlerde yazılmış hiçbir çeki bulunmadığını, ancak satış tarihinden sonra ... hakkında iflas erteleme kararı verildiğini, kanun nezdinde istihbaratının yapılamaması nedeniyle müşteri çeklerinden zarar gören işletmeleri korumak adına halen çeşitli düzenlemeler yapılması gerekmekteyken ticari bir ilişki nedeniyle alınan çeklerin karşılıksız çıkması mevcut piyasa şartlarında son derece muhtemel olduğunu, kaldı ki davalının görevinden ayrılmadan önce ... isimli firmaya karşı hukuk yoluna da gittiğini, bahsedilen firma ile bir protokol yapılmak üzereyken müvekkilinin iş akdine son verildiğini, davalının iş akdine Ocak 2016 tarihinde son veren davacı şirketin maillerde de görüleceği üzere müvekkiline Mart ayının sonuna kadar çalışması konusunda rica ettiğini, yine bu dönemde yapılan satışların onaylarının da ekte yer alan maillerde görüldüğünü, "..." isimli agentalık sözleşmesinin de müvekkiline 2016 Şubat ayında gönderildiğini, davalıya işten ayrıldıktan sonra acente olarak çalışması yönünde teklif veren davacının, zarara uğratıldığı yönündeki iddialarının hukuken kabul edilemez olduğunu, maillerde çalışan maaşlarının davacı firma tarafından belirlendiğinin görüleceğini, 425.000,00 TL masrafın 4 kişinin bir yıllık maaşını (sigorta vs giderleri ile birlikte) toplandığında buna ek olarak ödenen kredi faizlerinin (...) toplamının zaten bahsedilen rakamın ne kadar yakınında olduğunun ortaya çıkacağını, harcamaların niçin ve hangi kalemlerden oluştuğu incelendiğinde zaten çok net bir şekilde ortaya çıkacağını, bahsedillen 116.000 TL değerinde demirbaşın olduğu iddiasının soyut bir iddia olduğunu, şirket muhasebesinde kayıtlı yaklaşık 24.000 TL civarında demirbaşın olduğunu, 116.000,00 TL demirbaş iddiasının gerçeği yansıtmadığını, serbest piyasa ekonomisi, adı üstünde fiyatın serbestçe belirlenebildiği bir ekonomi türü olup, ülkemizde serbest piyasa ekonomisi üzerinden işlemler gerçekleştiğini, farklı müşterilere farklı fiyat politikası izlenmesinin ticari hayatın olağan akışından kaynaklandığını, davacının bu husustaki iddiasını kabul edilemeyeceğini, satışın düşmesi ve ürün iadesi olmasında davalının kastının ya da ihmalinin ne olduğunun anlaşılamadığını, davacının somut bir delili bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... Dava, şirket yöneticisinin sorumluluğu nedeniyle açılan maddi tazminat davasıdır. ... Davacı şirketin tek ortaklı olarak 2013 yılında kurulduğu, tek ortağı “...” ünvanlı bir Alman şirkti olduğu anlaşılmaktadır. Tek ortaklı davacı şirketin ana sözleşmesinin 8. maddesinde alman uyruklu şirketin, şirket müdürü olarak seçilmiş, bu tüzel kişinin ... tarafından temsil edilmesine karar verilmiştir. (Nitekim TTK.nun 623/2 maddesine göre şirket müdürlerinden biri bir tüzel kişi olduğu takdirde, bu kişi bu görevi tüzel kişi adına yerine getirecek bir gerçek kişiyi belirler.)Her ne kadar davalı vekili rapora itiraz dilekçesinde, cevap dilekçesinde müdür olarak çalıştığını hiç inkar etmezken) husumet itirazında bulunarak şirket müdürünün alman uyruklu şirket olduğunu ileri sürmüşse de; davalı ile davacı şirket arasında 01/04/2013 tarihinde iş akti imzalanmıştır. (Dosyamızın 1nolu mavi klasöründe mübrez sözleşme incelendiğinde, davalının işveren ....Şti adına sözleşmeyi imzaladığı ve yine kendisini genel müdür tayin ettiği, hem işveren hem müdür olarak sözleşmeyi imzaladığı görülmektedir.) Bu sözleşmeye göre davalının 04/04/2013 tarihinden itibaren genel müdür olarak çalışacağı,100.000 euroya kadar sipariş hacminde olan sözleşmeleri akdedebileceği kararlaştırılmıştır. Bir şirket yöneticisinin yönetici olması için ana sözleşmesine yazılması şartı yoktur. Davacı da dışardan atanan temsil ve imza yetkisine sahip müdür konumundadır. Artık davalının, müdürünün dava dışı Alman şirket olduğundan bahisle, husumetinin olmadığını ileri sürmesi iyiniyet ve dürüstlük kuralına da uygun düşmemektedir.Davalı aktedilen ve fiilen de çalıştığı süre boyunca kusurlu hareketleriyle sebep olduğu zararlardan dolayı şirkete karşı sorumludur. Bilirkişilerin tespiti ile ortaya konduğu üzere 2013 ve 2014 yıllarında zarar edilmesine rağmen, 2015 yılında vadeli çek karşılığında mal satmak ve satış bedelini tahsil edememek, müdürün göstermesi gereken objektif özen yükümlülüğünü yerine getirmediğini göstermektedir. Aynı koşullar altında orta yetenekte bir müdürün, iflas erteleme sürecinde olan dava dışı ... şti’ye bu kadar yüklü satışı hiçbir teminat almadan vadeli çeklerle yapması ticari hayatın akışına da aykırıdır. Davalının gerekli araştırmayı yapmaması, teminat aramaması sonucu 2014 yılında -243.606,68 TL olan öz varlık (borca batıklık) 2015 yılında 5 katı artarak -1.259.692,89 TL olmuştur. 6335 sayılı yasayla yapılan değişiklikten sonra TTK.nun 553 maddesine göre (26/02/2012 tarihinden beri) sorumluluk davasında ispat yükü davacı şirkete ait ise de, 556.309,37 TL lik malı vadeli çeklerle sattığı tespitinden sonra davalının satış bedelini tahsil edememesinde gereken tüm dikkat ve özeni gösterdiğini (mesela Alman uyruklu şirketin açık onayını aldığını veya banka teminat mektubu gibi güvenilir teminatlar aldığını) ve kusursuz olduğunu ispatlaması gerekir. Davacı şirketin ispat yükümlülüğünü yeter düzeyde yerine getirdiğine, davalının da yaratılan karinenin aksini ispatlayamadığına kanaat getirilmiştir. Davacı her türlü işlemde Alman şirketinin onayını aldığını ileri sürmüşse de gerek şahsi harcamalar için gerekse vadeli çek alarak yüklü mal teslimi yaparken, davacı şirketten onay aldığını gösteren somut bir delil sunulamamıştır. Yine davalının bir kısım otel, giyim, yemek gibi şahsi harcamaların şirket tarafından karşılanmış olması da, şirketi zarara uğratan başka bir durumdur. Davalının rapora itiraz dilekçelerinde bu şahsi harcamalara ilişkin yapılan tespitlere, (mesela şirketin belli bir tutara kadar otel, konaklama masraflarını ödediği gibi) bir itirazı da olmamıştır. Açıklanan sebeplerle davalının, davacı şirketin uğradığı zarardan sorumlu olduğu, 01/04/2013 tarihli sözleşme ile genel müdür olarak atanması göz önüne alındığında artık husumetin mevcut olduğu sonucuna varılmakla, talep gibi yasal faize hükmederek, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçesiyle, davanın kabulüne, 655.578,50 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren talep gibi yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacı şirkete verilmesine, karar verilmiştir.Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; müvekkilinin davacı şirkette müdür olmadığını, ticaret sicil kayıtlarından da görüleceği üzere şirketin müdürünün ... şirketi olduğunu, Almanya'da yer alan şirketin burada kurulan şirkette müdür statüsünde olduğunu, bu nedenle müvekkilinin müdür olarak sorumluluğu bulunmadığını, bu nedenle, davanın husumetten reddi gerektiğini, ticari hayatın akışında çekle satış yapılamayacağı tespitinin hatalı ve ticari hayatın gereklerine aykırı olduğunu, hukuki değerlendirmeden çok ekonomik koşullara göre soyut olarak dayanak yapılan gerekçenin kabul edileme olduğunu, mahkemenin Türkiye şartlarından uzak ekonomist yaklaşımına göre verdiği kararın kaldırılması, ... kimyanın çeklerinin ne zaman yazılmaya başlandığının ve ne zaman iflas erteleme aldığının araştırılarak somut olaya göre değerlendirme yapılmasının gerektiğini, davacının yurt dışı sermayeli bir şirket olduğunu, şirketin yurt dışından ürün getirip Türkiyede satış yaptığını, ürünlerin Almanyadaki şirketin onayı olmadan Türkiye'ye getirilmesi ve satılmasının mümkün olmadığını, şirketin sipariş üzeri çalıştığını, sipariş verilen ürünlerin Almanya'da bulunan şirket merkezinin onayından sonra getirilip satışı yapıldığını, onay olmadan satış yapılamayacağına göre müvekkilinin sadakat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışından bahsedilemeyeceğini, sonuç olarak davacının ürünleri kendisi getirip satış yapmadığını, bu nedenle, yerel mahkemenin sadakat ve özen yükümlülüğüne dayanmasının hukuki bir gerekçeden çok zorlama bir dayanak olduğunu, şirket maillerinin incelenmesi gerektiğini, şahsi harcamalara ilişkin daha davaya cevap dilekçesinde dahi harcamaların şirket için fuarlarda, şirket içinde ve Almanya dan belirlenen tutarlarla yapıldığını, şirket harcamaları için bütçenin ayrıldığını ve harcamaların şahsi değil şirket için yapıldığını, mahkemece "belirli bir tutara kadar harcamaların karşılanacağı yönünde beyan yoktur'' denilmesinin dilekçelerinin okunmadığının göstergesi olduğunu alım satımda ticari hayatın akışını gerekçe gösteren yerel mahkemenin, fuar için bir yere gidildiğinde, oradaki masrafların müvekkilin cebinden çıkmayacağını da ticari hayatın olağan akışı içinde değerlendirmekten kaçındığını, davacı şirketin yegane amacının müvekkilin şirketin taleplerini kabul etmemesi sebebi ile kendisini zarara uğratmaya çalışması olduğunu, davalının iş akdine Ocak 2016 tarihinde son veren davacının maillerde de görüleceği üzere müvekkiline Mart ayının sonuna kadar çalışması konusunda rica ettiğini, bu dönemde yapılan satışların onaylarının da da ekte yer alan maillerde görüldüğünü, yine dosyada alan "..." isimli agentalık sözleşmesi de müvekkiline 2016 Şubat ayında gönderildiğini, davalı işten ayrıldıktan sonra acente olarak çalışması yönünde teklif veren davacı firmanın müvekkilinin şirketi zarara uğrattığı yönündeki iddialarının hukuken kabul edilemez olduğu şirketin yaşadığı çelişkiden anlaşıldığını, davalının çalışmasından gayet memnun olan hatta acentelik teklifi yapan davacı firmanın müvekkili tarafından zarara uğratıldığı iddiasının soyutluktan öteye geçemediğini, ticari hayatın akışına göre, (yerel mahkemenin dayanağıdır) kendisini zarara uğratan bir kişi ile kimsenin çalışmaya devam etmek istemeyeceğini, acentelik teklifinde bulunmayacağını, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, TTK'nın 644/1-a maddesi yollaması ile TTK'nın 553 vd. maddeleri gereğince limited şirket yöneticisinin davacı şirkete vermiş olduğu zararın tazmini istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı vekili; davalının, davacı şirketin tek ortağının ve müdürünün ... olduğunu , davalının ise adı geçen ortak ve müdürün temsilcisi olduğunu, ayrıca davacı ve davalı arasında 01.04.2013 tarihli iş sözleşmesi bulunduğunu, bu sözleşme ile davalının genel müdür olarak görevlendirildiğini, davalının yönetimi sırasında davacı ... zarara uğrattığını, iş sözleşmesindeki yükümlülüklerine aykırı davrandığı gibi TTK'nın 553.maddesi uyarınca sorumlu olduğunu ileri sürerek davacının uğradığı zararın davalıdan tahsilini istemiştir.Davalı vekili ise; davalının, davacı şirketin tek ortağı ve müdürü olan ... şirketinin temsilcisi olduğunu, husumetin davalıya yöneltilemeyeceğini, müdür olan şirkete yöneltilmesi gerektiğini, davacının iddialarının soyut ve delile dayanmadığını savunmuştur. Mahkemece alınan bilirkişi raporu uyarınca davanın kabulüne karar verilmiştir.Ticaret Sicil Gazetesi kayıtlarına göre; davacı şirketin 19.03.2013 tarihinde tek ortağı Almanyada mukim bulunan ... olmak üzere kurulduğu, bu tek ortağın ana sözleşmesinin 8.maddesi ile şirket müdürü olarak tayin edildiği, davalının ise bu tüzel kişi müdürün temsilcisi olarak belirlendiği anlaşılmaktadır.Davalı vekili, davalının pasif husumet ehliyeti bulunmadığını, davanın tek ortak ve müdür olan ... şirketine yöneltilmesi gerektiğini istinaf sebebi olarak ileri sürmüştür.
TTK'nın 644/1-a maddesi yollaması ile uygulanması gereken TTK'nın 553/1 maddesi uyarınca, şirket yöneticileri yasadan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumludur. TTK'nın 553-555 maddeleri gereğince, şirketin, şirket alacaklıları ve pay sahiplerinin şirket yöneticileri hakkında sorumluluk davası açmaları imkanı mevcuttur.TTK'nın 553.maddesinin başlığı ''Kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin ve tasfiye memurlarının sorumluluğu'' şeklinde olup görüldüğü üzere TTK'nın sorumluluk hükümleri için şirketin kuruluşundan başlayarak tasfiyesine kadar uzanan değişik aşamalarda görev yapan bütün yöneticileri kapsayan geniş bir uygulama alanı belirlenmiştir.Haklarında TTK'nın 553 vd. maddeleri hükümlerine göre sorumluluk davası açabilecek davalılar maddede sayılanlardan ibaret değildir. Öğreti ve uygulamada bunlar dışında gösterilen bazı kişiler hakkında da dava açılabilecektir. Bunlardan biri de tüzel kişi yönetim kurulu üyelerinin temsilcileri olan kişilerdir ( Poroy/Tekinalp/Çamoğlu, Ortaklıklar Hukuku-II, 16. Bası, Vedat Kitapçılık, İstanbul, 2025 s.460-461). Yine TTK'nın 553.maddesinin kaynağı İsviçre BK m. 754 olup TTK'nın 553/1 maddesinin gerekçesinde ise ''... Hükmümüzde, kurucular, ''yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları'' denilerek açıkça görevli kişiler ifade edilmiştir. Kaynakta ise, "yönetim kurulu üyeleri ile yönetim ve tasfiye ile uğraşan kişiler" ifadesine yer verilmiştir. Geniş anlama sahip "uğraşan" sözcüğü ile görevli olmadığı halde yönetime ve tasfiyeye karışan, talimat veren, yönetimi ve tasfiyeyi yönlendiren, bir bakıma arkadan yöneten büyük paysahipleri başta olmak üzere, gizli yöneticiler ve tasfiye memurları (öğretideki deyimle, "fiili organ"lar) kastedilmiştir. Bu geniş kapsamlı ibarenin hukukumuza aktarılması halinde (banka hukukundaki deneyim ve birikim gözönüne alınınca) ibarenin amacı ve İsviçre'deki anlayışı aşan bir anlam ve boyut kazanacağından endişe edilmiştir. Böyle ucu açık bir ibareyi hükme koymak yerine mevcut "yöneticiler" sözcüğünün yorumlanmasının öğretiye ve yargı kararlarına bırakılmasının, bu yolla daha dinamik bir anlayışın hukukumuza egemen olabileceği düşünülmüştür. ...'' denilerek maddede yer alan ''yöneticiler'' kavramının yorumlanması hakime bırakılmıştır.Bu bilgilere göre somut olaya bakıldığında; davalının, davacının tek ortağı ve müdürü olan ... şirketine şirketi temsil etmek üzere TTK'nın 623/2 maddesi uyarınca atanan gerçek kişi olduğu, davacı şirket ile arasında iş sözleşmesi de bulunduğu, davalının davacıyı genel müdür sıfatıyla temsil ettiği ve yukarıda yer verilen maddede sayılan ''yönetici'' kapsamına girdiği anlaşıldığından, davalının pasif husumet ehliyeti bulunduğu ve davalının sorumlu olup olmadığının TTK'nın 553 ve 555 maddeleri kapsamında tayini gerektiği kanaatine varılmıştır. Kaldı ki mahkeme gerekçeli kararında da belirtildiği üzere, somut olayda, davalının temsil ve imza yetkisine sahip müdür konumunda olduğu, bu sebeple, davalının, müdürün dava dışı Alman şirketi olduğundan bahisle, kendisine husumet yöneltilemeyeceğini ileri sürmesi iyiniyet ve dürüstlük kuralına da uygun düşmemektedir.Davalı vekili, davalının şirketi zarara uğratmadığını, davacı ve ortağı şirketin talimatları ile hareke ettiğini istinaf sebebi olarak ileri sürmüştür.TTK'nın 553 ve 555 maddelerine göre zarar doğrucu işlemin ya da eylemin yöneticinin kusurundan kaynaklandığını ispat yükü davacıya aittir. Davacı tarafça davalı yöneticinin kusuru olduğu kanıtlandığı takdirde yönetici, zarar doğuran işlemlerde kendisinden beklenen özeni gösterdiğini, bir diğer anlatımla o konuda gereken özen yükümünü yerine getirmiş olduğunu ispat ederek sorumluluktan kurtulabilir. 6102 sayılı TTK bu konuda yöneticilerin görevlerini ''tedbirli bir yöneticinin özeniyle yerine getirmelerini'' aramıştır. Bu ölçü yöneticilerin ''iş adamı kararı'' ölçüsüyle davranmaları gereğini de içerir (Poroy/Tekinalp/Çamoğlu, Ortaklıklar Hukuku-II, 14. Bası, Vedat Kitapçılık, İstanbul, 2021 s.432). Somut olayda mahkemece davacı şirket defter kayıtları incelenmek suretiyle bilirkişi heyetinden kök ve ek raporlar alınmış olup bu raporlar Dairemizce de denetime ve hüküm kurmaya elverişli bulunmuştur. Bilirkişi raporlarında da yer aldığı üzere davacı şirketin 2013 ve 2014 yıllarında zarar etmesine rağmen 2015 yılında vadeli çek karşılığında…Ltd. Şti.'ne mal satıldığı, satış bedelinin tahsil edilemediği, satış yapılan yıl içinde söz konusu şirketin iflas erteleme talep ettiği, davalının şirket yöneticisi, genel müdürü ve tek temsilcisi olarak söz konusu satışta tedbirli bir yöneticinin özenini gösteremediği, adı geçen şirketin ekonomik durumu konusunda gerekli araştırmayı yaptığını ortaya koyamadığı, bu durumda olan bir şirkete hiçbir teminat almadan vadeli çeklerle satış yapmasının hayatın olağan akışına ve iş adamı ölçüsüne aykırı olduğu gibi ticari hayatın akışına da aykırı olduğu anlaşılmıştır.Davalı, dosya kapsamı itibariyle yaptığı işlemlerde özen yükümünü yerine getirdiğini ispat edememiştir. Her ne kadar her türlü işlemde Alman şirketinin onayını aldığını ileri sürmüşse de gerek şahsi harcamalar için gerekse vadeli çek alarak yüklü mal teslimi yaparken, davacıdan onay aldığını gösteren somut bir delil sunamamıştır. Yine bir kısım otel, giyim, yemek gibi şahsi harcamaların şirket tarafından karşılanmış olup davalının bu şahsi harcamaları şirket işleri için yaptığını da ortaya koyamamıştır. Bu sebeplerle ilk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmesi yerinde olup davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usule ve yasaya uygun olup davalı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,
2-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 33.586,93 TL istinaf karar harcının davalıdan tahsiline,
3-Davalı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 11.06.2026 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.
KANUN YOLU:HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.