Anahtar kelimeler: gizli soruşturmacı
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13\. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/2294 Esas
KARAR NO : 2026/1254 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI : 2022/1194 Esas- 2023/959 Karar
TARİH: 29/09/2023
DAVA: Tazminat (Rekabet Yasağı Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 18/06/2026
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davalı ... arasında akdedilen belirsiz süre iş sözleşmesi ile davalının müvekkilleri şirket bünyesinde "bölge satış müdürü" olarak işe başladığını, müvekkilleri şirket bünyesinde oldukça önemli bir pozisyonda göreve başlayan ve geniş yetkiler ile donatılan, şirketin gizli bilgilerine ve ticari sırlarına erişebilen davalının müvekkilleri şirket ile rekabet halinde bulunan ... AŞ'de çalışmak üzere herhangi bir haklı sebebi bulunmadan istifa etmek suretiyle işten ayrıldığını, müvekkilleri şirket ile ... ticaret sicili kayıtları ile de sabit olduğu üzere, şirketlerin faaliyet alanının tamamen aynı olduğu, dolayısıyla iki şirketin birbiri ile rekabet halinde olduklarını, müvekkilleri şirketin faaliyet gösterdiği sektörde yoğun rekabet ortamının da mevcut olduğu hususu göz önünde bulundurulduğunda davalının sözleşmesinde yer alan rekabet yasağı hükmünün uygulanması bakımından müvekkilleri şirketin haklı ekonomik ve sosyal nedenlerinin mevcut olduğunu, müvekkilleri şirketin toptan ilaç dağıtımı ve satışı sektöründe faaliyet gösterdiğini ve sektörün önde gelen şirketleri arasında yer aldığını davalının pazarda büyüne gayesi olan ve bunu müvekkilleri şirketin sahip olduğu bilgi birikimi ve iş yapış modelini davacı şirketin çalışanlarını kendi bünyesine transfer ederek yapmaya çalışan ... Deposunda çalışmaya başlayarak iş sözleşmesinde yer alan rekabet yasağına aykırı hareket ettiğini ... AŞ'nin yeni kurulmuş ve yaklaşık yüzde 2 olduğunu tahmin ettikleri küçük bir pazar payına sahip bir şirket olarak sektörde tutunabilmek davacı şirketin işlerinin istikrarını bozmak ve aynı sektörde faaliyet gösteren davacı şirketin pazar payından yararlanmak amacıyla haksız yoldan kısa sürede büyümenin çaresi olarak müvekkilleri şirketin çalışanlarına ayartmak suretiyle haksız eylemler içerisine girdiğini belirterek, davalının rekabet yasağı hükümlerine aykırı davranması nedeniyle fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla HMK 109. Maddesi uyarınca 1.000,00-TL ceza-i şart tutarının yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesine talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı müvekkillerinin 12 yıl boyunca dava dışı ... Deposunda çalıştığını, davacı bünyesinde çalışmaya 2019 yılının Haziran ayında başladığını, 6 ay sonra, 2019 yılının Aralık ayında da davacı şirketteki işinden ayrıldığını, davacı tarafın dilekçesinde uzun süreler boyunca kendi bünyesinde çalışan işçilerin ... A.Ş. ile çalışmaya başlamış olmasından söz etmiş olsa da, müvekkillerinin davacı şirkette çalıştığı toplam 6 ay süre çalıştığını, bireysel ve mesleki düzlemde edindiği tecrübe ve birikimlerinde davacının pay sahibi olduğunun ileri sürülmesinin gerçekçi olmadığını, hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, zira müvekkillerinin davacı tarafta çalışmaya başlamadan önce 2007-2019 yılları arasında uzun süre boyunca zaten sektörde çalışıp faaliyet gösterdiğini, davacı şirket ile müvekkillerinin bünyesinde çalıştığı şirketin iş kodları bir olsa da rekabet halinde olmaları fiilen mümkün olmadığını, davacı tarafın iddiasının aksine müvekkilleri ile aralarındaki akit, haklı neden olmaksızın feshedilmediğini, müvekkillerinin davacı şirketten ayrılmasında, davacının iddiasının aksine birden fazla sebep bulunduğunu, bunlardan birinin, müvekkilleri tarafından davacının düzenlediği, Türkiye'deki birçok ilde kurulan satış etkinliklerine katılım sağlanmış, bu süreçlerde hafta sonu hafta içi fark etmeksizin, herhangi bir başlangıç - bitiş saati söz konusu olmaksızın çalışılmış olmasına rağmen, hiçbir surette fazla mesai ücretinin ödenmemiş olması olduğunu, davacı tarafın kendi çalışma prensipleri gereği tüm çalışanlar açısından belirli satış ve pazarlama hedefleri öngördüğünü, bu hedeflere ulaşılamaması durumu ile ilgili çalışanlar açısından değerlendirme konusu yapıldığını. müvekkilleri açısından faaliyet gösterdiği bölgedeki eczane sayısı belli olmasına ve bu eczaneler ile yapılacak iş potansiyeli aşağı yukarı belli olmasına rağmen, davacı tarafın ısrarla gerçekleşmesi imkansız birtakım hedefler ileri sürdüğünü ve müvekkillerinin yoğun ve sistematik bir baskıya ve mobbinge maruz bırakıldığını, müvekkillerinin hak ettiği fazla mesai ücretini alamaması hususunun yanı sıra uçuk kaçık satış hedefleri üzerinden süreklileştirilen bir baskıya maruz bırakılması, görev tanımıyla uyuşmayan işlere zorlanması, mesleki ve sosyal etik değerlerle örtüşmeyen yönetimsel çalışma politikaları sürdürülmesi neticesinde, davalının davacı şirketteki işinden ayrıldığını, davalı müvekkillerinin dava dilekçesinde tamamına yer verilen matbu görev tanım formundaki iş tanımından da açıkça anlaşılacağı üzere aslında dışarıda çalışan şirket çalışanları ile sorumlu-yönetici pozisyonundaki şirket yetkilileri arasında kontak kurar pozisyonda çalıştığını. davacı tarafın her ne kadar müvekkilleri için, - görev tanımının kısıtlılığı kendilerince sunulan görev tanım formundan anlaşılmakta olmasına rağmen - oldukça geniş yetkilerle donatılmıştır dese de, müvekkilleri açısından bunun bir karşılığının olmadığını, hal böyle iken, müvekkillerince haiz olunduğu belirtilen birtakım ticari bilgi, proje ve koşullar ile davacıya zarar verme olasılığının kabulü bir yana, bu ihtimalin tartışılması dahi kabul edilemeyeceğini, görev alanı son derece kısıtlı olan ve birden fazla birim ve kurul eliyle yönlendirilip denetlenen müvekkilleri için davacı şirketin ticari sırlarına haiz olduğunun ileri sürülmesi mümkün olamayacağını, müvekkillerinin ilaç pazarlama sektöründe 20 yılı aşkın süredir faaliyet gösteriyor olması, meslek alanının bundan ibaret, bununla sınırlı olması nedeniyle başkaca bir iş alanında faaliyet göstermesinin mümkün olamayacağını, müvekkilleri açısından rekabet ihlali koşullarının bulunmadığını ve davacının bu beyanlarını kabul anlamına gelmemekle birlikte, bir ân için ihlal olgusunun gerçekliği varsayılacak olsa bile, mevcut içeriğiyle bu sözleşmede yer alan hususlar rekabet etmemeyi değil, ekonomik özgürlük kısıtlaması ile beraber fiilen ekonomik ve sosyal anlamda kelepçelemeyi getireceğini, müvekkillerinin davacı bünyesinde çalıştığı kısa dönemde de işinin gereğini layıkıyla yerine getirmiş olmasına rağmen yukarıda bahsedilen beyanlardan dolayı işten ayrılmak durumunda kaldığını, davacı tarafça müvekkillerine imzalatılan ve davacının haksız tazminat talebine dayanak yapılan sözleşme de müvekkillerinin ayrılmasının önüne geçmek ve böyle bir durumun gerçekleşmesi durumunda koz olarak kullanılmak üzere imzalatıldığını, müvekkillerine imzalatılan bu sözleşmede öngörülen yaptırım tek taraflı olduğunu, davacı açısından buna denk bir düzenleme yapılmadığını, müvekkillerinin çalışan işçi pozisyonunda olduğu göz önünde bulundurulduğunda, işbu sözleşme karşısında müvekkilin hukuken korunmasız bırakıldığını, davacı tarafın derdest bir haksız rekabet dosyası üzerinden temellendirmeye çalıştığı iddialarına dayanak bulmak ve hukuken batıl sözleşmeyi geçerliymişçesine dikkate alınmasını sağlamak maksadı ile müvekkillerinin davacı şirkete ait ticari sır ve bilgilere haiz olduğunu ve bunların kullanıldığını iddia ettiğini, davacının hangi bilgilerin ve teknik sırların ne şekilde kullanıldığı hususunda da herhangi bir açıklama yapmaya gerek duymadığını, Oysa Yüksek Mahkeme bu tür davalarda teknik sır ve bilgilerin ne şekilde kullanıldığının izah edilmesi gerektiğini, müphem bırakılmasının davanın reddi gerekçesi yapılması gerektiğini belirttiğini, davacı tarafın iddialarının aksine, müvekkillerinin davacı iş yerindeki ünvanı Bölge Satış Müdürü olsa da, fiilen sıradışı olmaktan uzak nitelikte bir çalışma alanında faaliyet gösterdiğini, davacı şirket bünyesinde sadece 6 aylık bir süre zarfında çalışmış olan müvekkilerinin davaya konu rekabet yasağı ihlali koşullarını taşımadığı açık olduğunu beyanla, davanın reddini talep ettiklerini
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:
İlk Derece Mahkemesi 29/09/2023 tarih ve 2022/1194 Esas- 2023/959 Karar sayılı kararında;
Davanın, işçinin rekabet yasağına aykırı davrandığı iddiasına dayalı ceza koşulu (cezai şart) alacağının tahsili istemine ilişkin olduğu, Mahkemece SGK kayıtları, hizmet döküm cetveli, işyeri kayıtları ve davacı şirketin ticaret sicil kayıtları celp edilerek dosya arasına alındığı, taraf tanıklarının dinlendiği, rekabet yasağı 6098 sayılı TBK' nın Genel Hizmet Sözleşmesi hükümleri içinde 444 ila 447. maddelerinde düzenlendiği, davalı tarafça iş bu rekabet sözleşmesine ilişkin hükmün hukuka aykırı ve geçersiz olduğu ileri sürülmüş ise de kararda ayrıntılarına yer verildiği üzere TBK'nın 446 ncı madde hükmündeki düzenlemeden hareketle rekabet yasağı sözleşmesinde işçi aleyhine ceza koşulunun öngörülebileceği sabit olduğundan, sözleşmede yer alan rekabet yasağına ilişkin maddenin geçersiz olduğuna ilişkin iddialar yerinde görülmediği, taraf beyanları ve uyap kayıtlarına göre yapılan incelemede davalı tarafça sözleşmenin haklı sebeple feshedildiğine ilişkin bir dava ikame edilmediği, davalının mobbing iddialarına ilişkin bir bilgi ya da belgenin dosyaya ibraz edilmediği, davalının iş akdinin kendisi tarafından feshedildiği, bu hususun aksini ispat eder nitelikte bir delilin ibraz edilmediği anlaşılmakla davalı tarafın bu yöndeki beyanlarına Mahkemece itibar edilmediği, Mahkememizce dinlenen tanık beyanlarına davalı yanın davacı şirkette bölge satış müdürü olarak çalıştığı, akabinde davacı şirketten ayrıldığı ve dava dışı ...'nda çalışmaya başladığı, yine tanıkların istikrarlı bir şekilde beyanlarında belirttiği üzere davalı tarafın dava dışı şirkette bölge sorumlusu olarak görev yaptığı, dosyada mevcut ticari sicil kayıtları ile dinlenen tanık beyanlarında da da anlaşıldığı üzere, davacı şirket ile davalı yanında iş akdinin feshinden sonra çalışmaya başladığı ... AŞ'nin faaliyet alanlarının aynı olduğu, her iki şirketinde çalıştıkları bölgelerde ilaç tedariki alanında işlerle iştigal ettikleri, buna göre her ne kadar davalı tarafça müvekkilinin iş tanımı ve görev alanı sınırlı olduğundan davacıya zarar verme ihtimalinin bulunmadığı ileri sürülmüş ise de taraflar arasındaki sözleşme kapsamında cezai şart isteminin talep edilebilmesinin "zarar" koşuluna bağlanmadığı, davalı işçinin davacı şirketle aynı iş kolunda faaliyet gösteren dava dışı şirkette çalışmaya başladığı, yine bölge satış müdürü sıfatıyla davacı ve dava dışı şirketin faaliyet gösterdiği alanda işin sırrına vakıf olmasının kaçınılmaz olduğu, cezai şart yönünden bu hususların varlığının zarar tehlikesi yönünden yeterli olduğu, bu kapsamda yapılan açıklamalar doğrultusunda davacı tarafın sözleşme kapsamında talep edebileceği cezai şart miktarının hesaplanması amacıyla dosyanın bilirkişiye tevdi edildiği, bilirkişi tarafından düzenlenen 01/08/2023 tarihli raporda özetle; davacının taleplerinde haklı çıkması halinde davalıdan talep edebileceği toplam cezai
şart miktarının 86.400,00 TL olabileceği, ancak TBK m. 182 uyarınca cezai şartın miktarı konusunda inidirim yapıp yapmama
ile kapsam ve süre yönünden sınırlama yapıp yapmama, dolayısıyla cezai şartın nihai bedelini
belirleme noktasında takdir yetkisinin Mahkemeye ait olduğunun bildirildiği, Mahkememizce alınan rapor dosya kapsamına uygun, denetime elverişli ve kanaat verici bulunduğu, davacı tarafın bilirkişi raporu doğrultusunda dava değerini ıslah yoluyla arttırdığı, ıslah talebiyle neticeten 86.400,00 TL cezai şartın yasal faizi ile birlikte tahsilini talep ettiği, Türk Borçlar Kanunu'nun 182/son maddesi uyarınca, fahiş ceza koşulunun tenkisinin gerektiği, somut olayda, tarafların sözleşmede kararlaştırdıkları ceza koşulunun miktarı, sözleşmenin sona eriş şekli, davalının eylemleri, davalının çalışma süresi ve çalışması sırasında elde ettiği gelir durumu dikkate alındığında, TBK 182/2 maddesi uyarınca takdiren %50 oranında tenkis yapılmasının hakkaniyete ve olaya uygun olacağı kanaatine varıldığından, tenkis suretiyle belirlenen 43.200,00 TL bedel üzerinden davanın kısmen kabulüne, davacı tarafın ıslah talebi doğrultusunda fazlaya ilişkin reddine, karar verilen kısım Türk Borçlar Kanunu'nun 182/son maddesi uyarınca belirlenerek reddedildiğinden yargılama giderlerinin tamamının davalı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmiş ve karara karşı taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece hükmedilen cezai şart tenkise tabi tutulmuş ise de somut olayda aşırı olarak ifade edilebilecek bir tutar söz konusu olmadığını ve yapılan tenkisin fahiş olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davacı yanın aynı iddialarla açtığı davaları davanın reddi ile sonuçlandığını, davacı, müvekkille beraber çok sayıda eski personeline karşı haksız rekabet davaları açtığını, bu davalardan bir kısmı kesin olmak suretiyle reddedilirken bir kısmının yargılaması sürdüğünü, müvekkilin durumu ile neredeyse tümden aynı olan bir başka eski personele karşı açılan dava, istinaf incelemesinden de geçerek kesinleştiğini, bu davada gerek müvekkil ile mezkur davanın davalısının davacı bünyesindeki çalışma süresinin kısalığı müvekkilin sadece 6 ay, diğer davanın davalısı ise sadece 4 ay çalıştığını, gerekse davacı bünyesinde işe başlamadan önceki tecrübeleri müvekkil 12 yıl, diğer davanın davalısı ise 19 yıl boyunca sektördeki başka şirketlerde çalıştıkları itibariyle örtüştüğünü, (İstanbul B.AM. 25. H.D. 2023/1210 E., 2023/1660 K., 26.10.2023 Tarih), Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16/03/2016 tarihli 2014/13-2013 Esas 2016/318 Karar sayılı kararı değerlendirildiğinde, cezai şartın her iki taraf yönünden düzenlenmesi gerekli olup, sadece işçiyi bağlayan ve işveren yönünden düzenleme içermeyen tek taraflı cezai şartın geçerli olması düşünülemeyeceğini, TBK 445. Maddeye göre; rekabet yasağı işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremeyeceğini, anayasada çalışma özgürlüğü ilkesinin düzenlendiğini, davalı işçi ile imzalanan sözleşmede, rekabet yasağına esas yer belirtilmediğini, 2 yıl süre ile işçinin Türkiye'de ve dünya çapında aynı veya benzeri iş ile iştigal edemeyeceği şeklindeki düzenleme Anayasadaki korunan haklardan olan çalışma hürriyeti ilkesine aykırılık teşkil ettiğini, belirlenen cezai şart süresi itibariyle de işçinin ekonomik geleceğini tehlikeye düşürdüğünü, koşulları oluşmadığından davacının cezai şart talebi yerinde olmadığını, sözleşmenin IV. Maddesinde davalı işçinin kendi müşteri portföyü bulunduğu ve bunu işverene kazandıracağı, 31 Ocak 2021 tarihine kadar 60 adet yeni müşteriyi davacı işyerine kazandıramazsa performans kriterini sağlayamadığından iş akdinin feshedileceğinin belirtildiğini, davacının değil, davalı işçinin kendi önceden edindiği mesleki tecrübe ve birikim ile müşteri portföyü bulunduğu ve davacının davalı işçiye mesleki sır, müşteri portföyü olarak bir katkısı da olmadığını, Yerel mahkemenin eldeki dosyanın dışındaki ihtilafları kararına gerekçe yaptığını, mezkur dosya, davacının müvekkile karşı, müvekkilin haksız rekabet saikiyle hareket ettiği iddiasına dayandırıldığını, yerel mahkeme bu iddianın müvekkil özelinde değerlendirilmesi bir yana; doğrudan davacı ile müvekkilin işten ayrılış süreci sonrasında çalıştığı dava dışı ... arasında var olduğu ileri sürülen rekabet iddiasını, bu iddianın tanık anlatımlarında da beyan edilmesini gerekçe göstererek davanın kabulüne karar verildiğini, davacının da beyan ettiği üzere davacı ile dava dışı 3.kişi ... A.Ş. arasındaki haksız rekabet iddiası Bakırköy 1.Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2020/868 E. sayılı esas dosyasına konu edildiğini, dava dilekçesinde davacının anlatımında yer aldığı üzere bahse konu şirket ile davacının haksız rekabet halinde olmaları zaten fiilen de mümkün olmadığını, bu durumun dava dilekçesinde de defaten belirtildiğini, dava dilekçesinde pazar payına dair anlatımlarında dahi davacı ... ... Türkiye'nin, ülke genelindeki 81 dağıtım noktasından yaklaşık 19.000 eczaneye hizmet verdiği, yerel pazarda Türkiye'nin önde gelen ilaç, medikal, sağlık ve güzellik ürünleri satış ve dağıtım şirketi olduğunun belirtildiğini, bunun yanında müvekkilin göreve başladığı ..., 2019 yılından bu yana İstanbul’da 3 şube ile dağıtım yapmakta olan yerel bir ilaç deposu olduğu belirtildiğini, dava dilekçesinde ... ... Türkiye ile ... pazar payları itibariyle fiilen rekabet edemez durumda olduklarının ifade edildiğini, bu durum yerel mahkemenin de bilgisinde iken, başka bir yargılama konusu ihtilafa dayanarak davanın kabulüne karar verilmesi, kararı hukuka aykırı kılan yanlardan biri olduğunu, müvekkilin işten ayrılışının davacıdan kaynaklanan sebeplerden olduğu hususunun ispat edildiğini, yerel mahkeme gerekçeli kararında müvekkilin maruz kaldığı mobbing ve diğer çalışma koşullarını sürdürülemez kılan anlatımlarımı, 'ispat edilemediği' gerekçesiyle dikkate almadığını belirttiğini, bu beyan ve anlatımları, yerel mahkemede dinlenen ve bir kısmı davacı tanığı olan tanık anlatımları ile dahi sübuta erdiğini, müvekkilin pozisyonu yerel mahkemece yanılgılı değerlendirildiğini, yerel mahkeme müvekkilin bölge satış müdürlüğü pozisyonunu hukuka aykırı kararına gerekçe yaptığını, bu hususta müvekkilin bölge satış müdürü sıfatıyla davacı ve dava dışı şirketin faaliyet gösterdiği alanda işin sırrına vakıf olmasının kaçınılmaz olduğu, cezai şart yönünden bu hususların varlığının zarar tehlikesi yönünden yeterli olduğu şeklinde değerlendirme yapan yerel mahkeme, dosyadaki tanık anlatımlarını bu konuda da göz ardı ettiğini, müvekkilin iş yerindeki pozisyonunda yer alan 'müdürlük' ifadesi, davacının iddialarının ispatını sağlamaya dönük bir veri olarak ele alınamayacağını, müvekkilin bulunduğu pozisyon itibariyle fiyat ve satış politikalarına müdahil olamayacağı, bu konuda söz hakkı sahibi olamayacağı hususu, tanık anlatımlarıyla sübuta erdiğini, sözleşmede belirli bir bölge öngörülmediğini, davada gerçeğe aykırı beyanatlarla bu yasağın tüm Türkiye sathına teşmili talep edildiğini, davacı yanın kullanıldığını ileri sürdüğü teknik sır ve bilgi iddiası ispat edilemediğini, davacının somut bir zararı bulunmadığını, davacı zarar iddiasını somutlaştıramadığını, buna rağmen yerel mahkeme zarar tehlikesini yeterli gördüğünü belirterek davanın kabulüne karar verdiğini, bu durumun yerleşik Yüksek Mahkeme içtihatlarına açıkça aykırı olduğunu, zikrolunan istinaf kararlarında da belirtildiği gibi, müvekkilin iş yerindeki ünvanı Bölge Satış Müdürü olsa da, fiilen sıradışı olmaktan uzak nitelikte bir çalışma alanında faaliyet gösterdiğini, müvekkilin bu durumu da yerel mahkemece göz ardı edildiğini, vekalet ücreti yönünden; dava değeri 86.400,00 TL üzerinden ıslah edilmiş olmasına ve davanın 43.200,00 TL üzerinden kabulüne karar verilmiş olmasına rağmen, reddedilen miktar bakımından lehine vekalet ücretine hükmedilmemiş olmasının hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık varsa resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.
Dava; davalının taraflar arasında akdedilen rekabet yasağı sözleşmesine aykırı davrandığı iddiasıyla cezai şart alacağının tahsili talebine ilişkindir.
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Taraf vekilleri tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri yargılama aşamasında dava dilekçesi, cevap dilekçesi, bilirkişi raporuna itiraz dilekçeleri ve beyan dilekçeleri ile ileri sürülmüş, Mahkemece gerekçeli kararda tek tek değerlendirilmiştir. Mahkemece de isabetli bir şekilde belirtildiği üzere taraflar arasında akdedilen İş Sözleşme'nin VIII maddesi uyarınca davalı iş sözleşmesinin feshinden sonra davacı ile rekabet edecek bir işte çalışmayacağı gibi, aynı veya benzer bir iş nevi ile iştigal eden bir kuruluşta çalışmayacağını ve aksi halde cezai şart ödeyeceğini üstlendiği, davacı tarafından iş sözleşmesinin kendisi tarafından hiç bir geçerli sebep gösterilmeksizin feshedildiği, davacıya mobing uygulandığına dair iddialara ilişkin tanık beyanlarının görgüye dayalı olmadığı, bu hususu davacıdan duyduklarını beyan ettikleri, yine davacının yönetici olması sebebiyle iş sözleşmesi hükümleri uyarınca performansına göre değerlendirilmesini ve fazla mesai ücretinin bulunmadığını kabul ettiği gözetildiğinde davalı tarafından iş sözleşmesinin haklı sebeple feshedildiği ispat edilemediği gibi, daha önce talep edilmeyen ücretlerin sözleşmenin feshinden yaklaşık iki yıl sonra açılan iş bu davadan sonra ileri sürülmesinin de feshe haklılık kazandırmayacağı, TBK'nın 420 maddesine göre daha özel nitelikte olan ve somut olaya uygulanması gereken TBK'nın TBK'nın 444-447 maddeleri uyarınca rekabet yasağının ihlali halinde tek taraflı olarak cezai şart düzenlemesinin yasaya uygun olduğu, sözleşmedeki rekabet yasağı süresinin kanuna uygun olarak iki yıl ile sınırlandırıldığı, bölge sınırlandırılması yapılmamış ise de bu hususun sözleşmeyi doğrudan hükümsüz kılmadığı, bölge yönünden sınırlama yapılarak sözleşme hükmünün davacı firmanın Türkiye'de faaliyet gösterdiği İstanbul adresi bakımından geçerli sayılması gerektiği, davalının iş sözleşmesinin feshinden çok kısa bir süre sonra davacı ile aynı iş kolunda ve İstanbul'da faaliyet gösteren firmada çalışmaya başladığı, davalının işe başladığı firmanın davacı ile rekabet halinde firma olduğu sabit olmakla birlikte aksinin kabulü halinde dahi sözleşme maddesine göre davalının aynı veya benzer bir iş nevi ile iştigal eden bir kuruluşta çalışmama yükümlülüğünü üstlendiği ve bu yükümlülüğünü ihlal ettiği, davacının davacı şirkette Bölge Satış Müdürü yani Yönetici konumda bulunduğu, taraflar arasındaki İş Sözleşmesi ve Görev Tanım Formu uyarınca davalıya verilen yetkiler ve görevler dikkate alındığında davalının davacının müşteri çevresini, profilini, müşteri ilişkilerini, satış politikası ve projelerini ve işleyişini bilmemesinin mümkün olmadığı, davalı vekilinin bizzat kendi beyanına göre söz konusu sektörde uzun yıllar çalışan ve tecrübe sahibi olan davalının bu hususlara vakıf olması için 6 aylık sürenin yeterli olduğu, davalının davacı firmadan istifa ile ayrılıp, kısa süre sonra davacı ile aralarında rekabet yasağı bulunan ve aynı alanda faaliyet gösteren dava dışı şirkette çalışmaya başladığı gözetildiğinde, tehlikenin var olduğunun ve rekabet yasağının ihlal edildiğinin kabulü gerektiği, somut olarak bir zararın gerçekleşmesinin şart olmadığı, tüm bu hususlar dikkate alındığında emsal nitelikteki farklı ilk derece mahkemesi ve bölge adliye mahkemesi kararlarındaki tespitlere katılmanın mümkün olmadığı ve bu kararların bağlayıcı nitelikte olmadığı, Mahkemece hesaplanan cezai şart alacağından re'sen hakkaniyet indirimi yapıldığından reddedilen miktar üzerinden davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmemesinin yerinde olduğu anlaşılmakla davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri, yine davalının çalıştığı süre, sosyal ekonomik durumu, borcunu yerine getirmemiş olması nedeniyle sağladığı menfaat, kusur derecesi dikkate alınarak Mahkemece hesaplanan cezai şart alacağından % 50 oranında tenkis yapılması hakkaniyete uygun olup davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.
Sonuç itibariyle, ilk derece mahkemesi hüküm ve gerekçesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da saptanmadığından, tarafların istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Tarafların istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,
3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 270,00 TL harcın mahsubu ile bakiye 462,00 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
4-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 2.950,99 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 737,74 TL harcın mahsubu ile bakiye 2.213,25 TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
5-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına,
6-Artan gider avansı bulunması halinde yatıran tarafa iadesine,
7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 18/06/2026 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.