Anahtar kelimeler: kışkırtıcı
**"İçtihat Metni"**
MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2025/128 E., 2025/266 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Antalya 6. İş Mahkemesi
SAYISI : 2022/579 E., 2024/180 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edimekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, sigortalının 11.05.2017 tarihinde meydana gelen iş kazasında sürekli iş göremezliğe uğradığını iddia ederek maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
II. CEVAP
Davalılar vekilleri davanın reddine karar verilmesini talep etmişlerdir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Mahkemece dosyadaki delillere göre davacının ve davalı gerçek şahısların olay günü davalı işyerinde çalışırlarken mikser şoförü davacının beton yükleme yapan ...'ın katı beton vermesi sonucu aracın oluğunu tıkadığı hususunda tartıştıkları, davacının olayı işyeri formeni ...'a iletmesi üzerine dördünün bu konuyu davalı şirkete ait işyeri şantiyesinde konuşmaya başladıkları, ... ve oğlu ...'in davacıyı iş yerinde darp ettikleri, işyeri formeni ...'un kavgayı önleyemediği, davalı işveren şirketin olay öncesi gerekli güvenlik tedbirlerini almadığı, davalı işyerini işleten davalı şirketin iş yerinde gerekli güvenlik önlemlerini almayarak ve gerekli çalışma disiplin ve iş yeri düzenini sağlayamayarak işyerinde çalışan işçiler arasındaki kavgayı önleyemediği, işyerinde çalışan işçinin darp edilmesini önleyemediği olayda davacının söylemlerinin kavganın başlamasında etkili olduğu, bir kişinin herhangi bir sebep olmadan işyerinde çalışan arkadaşını ağır şekilde yaralaması hayatın olağan akışına aykırı olup, olayda davacının da davalı ...'ı kışkırtıcı eyleminin olduğu, olayın tarafsız tanığının ve kamera görüntüsü olmadığı davalılar ... ve ... in de olayı aralarında konuşarak veya ilgili makamlara başvurarak halletmek yerine şiddete başvurarak davacıyı kasten %16 oranında malul kalır şekilde yaraladıkları kanaatine varıldığı, Mahkemece dava konusu iş kazasının meydana gelmesinde dosyadaki delillere Ceza Mahkemesince sanıklar hakkında 1/4 haksız tahrik indirimi yapılması ve kusur bilirkişilerince yapılan tespitlere göre davacının %25 oranında, davalılar ... ve ... 'un ise %75 oranında kusurlu olduğu kanaatine varıldığı, davalı şirketin de 6098 sayılı Kanun'un 66. maddesine göre %75 kusur oranına göre davacının zararlarından sorumlu olduğu, davalı ...'nin ise Ceza Mahkemesi beraat kararına göre ve dosyadaki delillere göre olayda kusurunun olmadığının anlaşıldığı, bu sebeple ... yönünden maddi ve manevi tazminat talebinin reddine karar verildiği, aktüerya bilirkişisinin 01.03.2024 düzenleme tarihli ek hesap raporunun ayrıntılı, gerekçeli, denetime elverişli, dosya kapsamına uygun olduğu, bu raporun hükme esas alındığı gerekçesiyle;
1-Davacının iş kazasına dayalı maddi tazminat istemine ilişkin davasının davalılar ... ve ... ile davalı ... Grup İnş. Nak. Mad. İth. İhr. San. ve Tic. A.Ş. yönünden kabulü ile 789.882,48 TL maddi tazminatın olay tarihi olan 11.05.2017 tarihinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davalılar ... ve ... ile ... Grup İnş. Nak. Mad. İth. İhr. San. ve Tic. A.Ş' den müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,
2-Davacının iş kazasına dayalı manevi tazminat istemine ilişkin davasının davalılar ... ve ... ile davalı ... Grup İnş. Nak. Mad. İth. İhr. San ve Tic. A.Ş. yönünden kabulü ile 20.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 11/05/2017 tarihinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davalılar ... ve ... ile ... Grup İnş. Nak. Mad. İth. İhr. San. ve Tic. A.Ş.' den müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,
3-Davacının iş kazasına dayalı maddi ve manevi tazminat talebinin davalı ... yönünden kusuru olmadığından reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının geçirmiş olduğu kaza olayının Kurumca iş kazası sayıldığı, davacıya geçici ve sürekli iş göremezlik ödeneği ödemesinin yapıldığı, Kurum sağlık kuruluşunca davacının iş göremezlik oranının belirlendiği, taraflarca iş göremezlik oranına itiraz edilmediği, olay sebebiyle hakkında açılan kamu davasından ...'ün davada beraat ettiği, beraat kararının Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiği, bu doğruldu da Mahkemece aldırılan kusur raporunun olay ve oluşa ve dosya içerisindeki delil durumuna uygun olduğu, hesaba esas ücretin yöntemince belirlendiği, davacı lehine hükmedilen manevi tazminatın hak ve nesafete uygun olduğu da görülmekle; ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında dosyadaki yazılara, hükmün Dairece de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleri ile dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre Mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle;
a. Tanık beyanları ve davalıların o dönemdeki ücret ile ilgili beyanlarına itibar edilerek 2017 yılında müvekkilinin 2700,00TL ücret ile çalıştığı ve asgari ücretin 1,923 katı ücret aldığı kabul edilerek sonraki hesaplamaların buna göre yapılması gerektiğini,
b.Kararın müvekkiline kusur atfedilmesi yönünden hatalı olduğunu, müvekkiline atfedilen %25 kusur oranının son derece fahiş olduğunu,
c....'nin Ceza Mahkemesinde beraat etmiş ise de olayla ilgili hukuki sorumluluğunun olduğunu ve tazminat sorumluğunun devam ettiğini belirterek kararın temyizen bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, iş kazasında sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
1.İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işverenin, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesinin açık buyruğu iken, 4857 sayılı Kanun'un 77. ve devamı bir kısım maddeleri 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 37. maddesiyle, 01.01.2013 tarihinde yürürlüğe girmek üzere yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir.
2\. Buna göre, 6331 sayılı Kanun’un "İşverenin Genel Yükümlülüğü" kenar başlıklı 4. maddesinde:
"İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup bu çerçevede;
a)Mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar.
b)İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar.
c)Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır.
ç)Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu gözönüne alır.
d)Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışında ki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır." hükmü düzenlenmiştir.
Aynı Kanun’un 5. maddesinde de risklerden korunma ilkeleri düzenlenmiştir. Buna göre maddede, "İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler göz önünde bulundurulur:
a)Risklerden kaçınmak,
b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek,
c)Risklerle kaynağında mücadele etmek,
ç)İşin kişilere uygun hale getirilmesi için iş yerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı, çalışma şekli ve üretim metotlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek,
d)Teknik gelişmelere uyum sağlamak,
e)Tehlikeli olanı, tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek,
f)Teknoloji, iş organizasyonu çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek,
g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine öncelik vermek,
ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek." hükmü yer almaktadır.
3\. Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümünün genel çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, “çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü” olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı birtakım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5. maddede, işverenin anılan yükümlülükle gerçekleştireceği korunma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10. maddede ise, işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir (Hukuk Genel Kurulu’nun 09.10.20 13... /21-1 02... /1456 sayılı kararı).
4\. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. ve 5. maddeleri ile bunu uygun olarak çıkarılan iş güvenliği yönetmelikleri hükümleri, işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş güvenliği kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak, işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır.
5\. Öte yandan, objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştürmez. Çünkü, bu halde dahi işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Kusurun objektifleştirilmesi kriterinin yanısıra, Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2. maddesinin, Anayasa hükümleri ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesi kapsamında yorumlanması da işverenin sorumluluğunu oldukça genişletecektir.
6\. Yukarıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda; işvereni zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluk halinden kurtaracak olan durum iş sağlığı ve güvenliği alanındaki ihmalleri ile oluşan zarar arasındaki uygun nedensellik bağının kesildiğini ispat etmekten ibarettir. Hukuk Genel Kurulunun 20.03.20 13... /21-1121 E. 2013/386 sayılı kararında da belirtildiği üzere uygun nedensellik bağı üç durumda kesilebilir. Bunlar mücbir sebep, zarar görenin kusuru ve üçüncü kişinin kusurudur. Bu hallerden birinin varlığı halinde işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir.
7.İş kazası tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 74. maddesine göre hukuk hakimi zarar verenin kusuru olup olmadığına karar vermek için ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir.
8\. İş kazası hukuki sebebine dayalı tazminat davalarında olayın gerçekleşme şeklinin tarafların gösterdiği deliller dikkate alınarak her türlü şüpheden uzak bir şekilde ortaya konulması ve giderek kusur oranlarının bu olaya uygun şekilde belirlenmesi gerektiği açıktır.
9.Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerden; kazalı sigortalının, davalı şirket nezdinde şoför olarak çalıştığı, 11.05.2017 günü aynı işverenliğe ait çalışanlar ... ve ... ile yaşadıkları tartışma neticesinde darp edilerek yaralandığı, işbu kaza nedeniyle sürekli iş göremezliğe uğradığı, ... inceleme raporunda; olayın iş kazası olarak kabul edildiği, kazalı ...'nun yaralanma olayının meydana gelmesinde ...'un %34, ...'un %33 ve ...'nin %33 oranında kusurlu olduğunun değerlendirildiği, olaya ilişkin ceza yargılaması sonucunda sanık ...'nin beraatine, sanık ... ve ...'un mahkumiyetlerine karar verildiği, verilen kararın Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 27.01.2021 gün ve 2021/3596 Esas, 2021/7692 Karar sayılı ilamı ile onandığı, İlk Derece Mahkemesince aldırılan 27.05.2020 tarihli kök ve 23.11.2020 tarihli ek kusur bilirkişi raporlarında, 6754 sayılı Kanun'un Bilirkişilik Daire Başkanlığına verdiği görev kapsamında Adalet Bakanlığı tarafından yürütülen çalışmalar sonucunda yayınlanan belgeler doğrultusunda kusurluluk konusunda asli- tali kusurlu- kusursuz, yüzdelik kusur oranı olarak herhangi bir değerlendirme yapılamayacağının belirtildiği, akabinde anılan raporlarda; SGK teftiş raporu ve Ceza Mahkemesi gerekçeli kararına teknik olarak katıldıkları şeklinde değerlendirme yapıldığı, İlk Derece Mahkemesince dava konusu iş kazasının meydana gelmesinde Ceza Mahkemesince sanıklar hakkında 1/4 haksız tahrik indirimi yapılması ve kusur bilirkişilerince yapılan tespitlere göre davacının %25 oranında, davalılar ... ve ...'un ise %75 oranında kusurlu olduğu kanaatine varıldığı, davalı şirketin de Yargıtay kararlarına göre ve 6098 sayılı Kanun'un 66. maddesine göre %75 kusur oranına göre davacının zararlarından sorumlu olduğu kanaatine varıldığı ve işbu oranlar doğrultusunda sonuca gidildiği anlaşılmaktadır.
10\. Yargıtay HGK istikrarlı içtihatlarına göre; hâkim kendisini bilirkişi veya bilirkişi kurulu yerine koyamaz. Özel veya teknik bilgiyi gerektiren konularda şahsi bilgisi ile kusur belirleyemez. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2.4.1986 gün ve 1984/4-847 E, 1986/338 K; 8.11.1995 gün ve 1995/19-601 E, 938 K; 2.4.2003 gün ve 2003/4-185 E, 263 K; 7.3.2007 gün ve 2007/11-94 E, 113 K; 19.3.2008 gün ve 2008/11-262 E, 260 K; 14.5.2008 gün ve 2008/11-392 E, 377 sayılı kararları da doğrulamaktadır).
Hâkim özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde şahsi bilgisi ile kusur belirlemesi yapamayacağına göre, yeniden bilirkişi incelemesi yaptırması gerekecektir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 8.12.2004 gün ve 2004/4-642 E, 648 K; 2.3.2005 gün ve 2005/11-81 E, 118 K; 30.1.2008 gün ve 2008/11-42 E, 45 K; 5.11.2008 gün ve 2008/4- 655 E, 664 sayılı kararlarında vurgulanmıştır).
11\. Bilirkişiye çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerde başvurulur. Buradaki “özel bilgiden” kasıt, hukuk bilimi dışındaki belli bir bilim dalının araştırıp ortaya koyduğu sonuçlara ilişkin bilgidir.
Hâkimin özel veya teknik bilgiye sahip bilirkişiye başvurmasını gerektiren haller şu şekilde sıralanabilir:
1\. Özel mesleki bilgilere dayanarak vakıaların tespiti,
2\. Özel mesleki bilgiye dayanarak mevcut uyuşmazlık hakkında sonuçlara varılması,
3\. Mesleki bilgiye dayanılarak tecrübe kurallarının sağlanması.
Şu halde bilirkişiye başvurulması, vakıaların tespiti, vakıalardan mevcut uyuşmazlığa ilişkin sonuçlar çıkarılması ve tecrübe kurallarının ortaya konulması hususlarını kapsamaktadır. Diğer deyişle, bilirkişinin üstlenmiş olduğu işlev uyuşmazlığın hukuki değil maddi boyutuna yani vakıalara yöneliktir. Vakıaların tespiti ve bu vakıalara göre tarafların kusurlarının belirlenmesinin özel mesleki bilgiye dayandığı da gözden kaçırılmaması gerekir.
12\. Hâkim, bilirkişi raporunda yazılı olan özel veya teknik açıklamalardan, bilirkişi raporunda varılan sonucun yanlış olduğunu takdir edebilecek derecede bilgi sahibi olduğu kanısına varabiliyorsa yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırmadan, bilirkişi raporunun aksine de karar verebilir. Hâkimin bilirkişi raporlarını keyfi biçimde değerlendirebilme ve ondan ayrılma yetkisine sahip olduğu anlamına gelmez. Bilirkişi raporunun aksine karar veren hâkim, mutlaka bunun gerekçesini de göstermek zorundadır. “Özel” veya “teknik bilginin” uzmanı bilirkişi ise diyalektik bir süreç olan “yargılamanın” uzmanı, yani bilirkişisi de hâkimdir. Dolayısıyla, BK m. 41 vd.’da düzenlenmiş bulunan haksız fiilin unsurlarından biri olan kusurun derecesini yargılamaya ilişkin tüm verileri (dava malzemesini) dikkate alarak en iyi belirleyecek olan davaya bakan hâkimden başkası olamaz. Kaldı ki, kusur, salt bir takım cismani delillerin incelenmesiyle tespit edilemez. Zira kusur, manevi unsur olması hasebiyle insan psikolojinin esas alınmasını gerektirir.
13.Kusur, hukuki bir kavram olduğundan bunun hâkim tarafından belirlenmesi gerekir. Bu konuda hâkimin bilirkişiden yardım alması mümkün ise de son sözü söyleyecek olan hâkimdir. Dava dosyası üzerinden raporunu hazırlayan bilirkişinin yargılamayı yürüten ve tüm delillerle yüz yüze gelen, onları akıl ve mantık süzgecinden geçiren hâkim kadar yargılamaya egemen olması beklenemez.
14\. Her ne kadar kusur değerlendirmesi hakimin takdirinde ise de maddi olayın somutlaştırılması, olayda tarafların konumları, hukuk normlarına göre alınması gereken önlemlerin kime ait olduğunun ve olayda hangi iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin kim tarafından ihlal edildiğinin tespiti teknik ve uzmanlık gerektirdiğinden bu konuda bilirkişi raporu alınması kaçınılmazdır. Elbette bu belirlenirken, ihlal edilen iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin kurallara göre tarafların kusur oranları konusunda teknik bilirkişiden hakimin yardım alması olanaklıdır.
15\. Somut uyuşmazlıkta kusur oranı konusunda bilirkişilerce bir belirleme yapılmadığı ancak hakim tarafından kendiliğinden kusur belirlemesi yapılmış ise de yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgulara göre öncelikle teknik açıdan iş kazasında iş sağlığı ve güvenliği kuralları yönünden kusurları bulunan kişilerin hangi ihlalleri yaptıklarının açıkça belirlenmediği, dolayısı ile hakim tarafından belirlenen kusurun da yerinde olmadığı anlaşılmaktadır. O halde bu konuda tekrar ve ayrıca yardım ve yol göstermesi bakımından işbu teknik bilirkişilerden ihlal ettikleri kurala göre kusur oranı konusunda rapor alınmalıdır. Bilirkişi raporunda sadece etkisi üzerinde durularak, ayrıca hukuki olduğu gerekçesi ile kusur oranı belirlenmeden karar verilmesi yukarıda açıklanan istikrarlı içtihatlara aykırıdır.
16.Yukarıda yapılan açıklamalardan sonra Mahkemece yapılacak iş; aynı olaya ilişkin ceza dosyası ile rücu dava dosyasındaki kusur raporlarının irdelenmesi suretiyle celbinin sağlanması- verilen kararların kesinleşip kesinleşmediğinin gözetilerek, delillerin toplanması hususunda sigortalı tarafından açılan tazminat davasının özü itibariyle taraflarca getirilme ilkesine tabi davalardan olup re’sen araştırma ilkesinin olmadığı hususunun da göz önünde bulundurulması ve bu şekilde toplanacak delillerle birlikte, yukarıda bahsedilen kusur raporunu düzenleyen heyetten farklı, A sınıfı iş güvenliği uzmanlarından oluşturulacak 3 kişilik bilirkişi heyetine; öncelikle maddi olguyu tam olarak ortaya koydurmak, SGK inceleme raporunda belirlenen tespitleri irdeletmek, eldeki dosya ile arasındaki çelişkiyi gidertmek, tarafların iş kazasının gerçekleşmesindeki kusur oranlarını her türlü şüpheden uzak şekilde tespit ettirmek ve sonucuna göre bir karar vermekten ibarettir.
17\. Bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
18\. O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve bu aşamada bozma sebebine göre temyiz itirazlarının sair yönleri incelenmeksizin, istinaf itirazlarının esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
04.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.